Tehlikeli bir oyun oynandı.

Türkiye, test edildi.

Görüldü ki çözüm sürecine rağmen hala bazı yaralar açıkta.

PKK"nın Kürtleri harekete geçirip geçiremeyeceği ölçülmek istendi.

HDP eş Başkanı Selahattin Demirtaş"ın deyimiyle, masum eylemler yapıldı. Sonuç 25 insanımız canını kaybetti.

Masum eylemde bu oluyorsa demek ki bir de masum olmayan bir eylem yapılsaydı sonuç ne olurdu?

Yaşanan onca tecrübeye ve yürütülen çözüm sürecine rağmen 24 saat içerisinde bölge karışabiliyor, 25 kişi öldürülüyor, sokaklarda terör estirilebiliyor ve PKK-Hizbullah çatışmasına ramak kalıyorsa, asıl kaygı verici nokta bu.

Demek ki çatışmasızlık süreci henüz içselleştirilememiş. Demek ki çözüm süreci yeterince kök salmamış.

İki tarafı keskin bıçak durumu devam ediyormuş.

Yaşananların akıl tutulmasından başka bir şeyle izahı mümkün değil.

Çünkü HDP"nin Ankara"da ulaşamayacağı makam, görüşemeyeceği kimse yoktu.

HDP eş Başkanı Selahattin Demirtaş, 1 Ekim tarihinde Başbakan Davutoğlu ile görüştü.

Hakeza HDP heyeti Başbakan Yardımcıları Yalçın Akdoğan ve Numan Kurtulmuş"la görüşmüş, Başbakan Davutoğlu tarafından kabul edilmişti.

Ama onlar diyalog yerine taş atmayı tercih etti.

İlk düğme yanlış iliklendi.

19 Eylül tarihinde Selahattin Demirtaş, Kürt ve Türk gençlerini Kobani için savaşmaya çağırdı.

Sanki taş atması yetmezmiş gibi Aysel Tuğluk "Kobani düşerse Ankara"da düşer şeklinde açıklama yaptı.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi Salı gününü Çarşamba"ya bağlayan gece Kürtler sokağa çıkmaya ve şiddet eylemlerine davet edildi.

Ne oldu? 25 insan hayatını kaybetti.

Demokratik ve sivil mücadeleyi seçtiğini ilan eden hiçbir parti şiddet çağrısı yapamaz.

HDP"nin yaptığını MHP ya da CHP yapsaydı ve çıkan olaylar sonucunda 25 kişi hayatını kaybetseydi, ne diyecektik?

Kobani"de kaybeden PKK, Diyarbakır"da terör estirerek itibar kazanmaya kalkıştı.

Ne üzerinden itibar?

Vandallık ve katliamlar...

Bu eylemlerin düğmesine basanın HDP olmadığını çok iyi biliyoruz.

Kan ve şiddeti isteyen Kandil.

Kandil bu tavrıyla Öcalan"ın misyonuna da darbe vurmaya kalkıştı.

Çözüm sürecine direnen, silahlı unsurları sınırların dışına çekmemek için bin türlü bahane üreten Kandil, Kobani"deki başarısızlığı örtmek için bir kez daha sokağı harekete geçirdi.

Kandil"in tavrı ile Öcalan"ın yaklaşımını yan yana koyduğumuzda ise ortaya farklı bir fotoğraf çıkıyor.

8 Ekim Çarşamba"yı 9 Ekim Perşembe gününe bağlayan gece, yani başta Diyarbakır olmak üzere vandallığın her türünün sergilendiği, 22 kişinin öldürüldüğü, sokağa çıkma yasağının ilan edildiği günün gecesinden söz ediyorum.

Çok önemli bir gece.

Aynı anda iki ayrı trafiğin yürüdüğü bir gece oluyor.

HDP heyeti Başbakan Ahmet Davutoğlu ile görüşmek istiyor.

Daha önce HDP"lilerle görüşen ve çözüm sürecine dair çok önemli değerlendirmeler yapan Başbakan Davutoğlu görüşmeyi kabul etmiyor. Sadece HDP"den gelen görüşme talebini reddetmiyor, "Eylemlere son verene kadar HDP heyetiyle hükümetten hiçbir kimse görüşmeyecek" diye talimat veriyor.

1 hafta önce HDP"lilere açılan kapılar, yüzlerine kapanıyor.

Kurban Bayramında Salih Müslim"i kabul eden Ankara bu kez çözüm sürecinin sağduyulu isimleri olan Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve İdris Baluken"le görüşmeyi dahi kabul etmiyor.

Ki, bu üç ismin kritik süreçlerde ne denli önemli fonksiyon icra ettiği bilinmesine rağmen.

Ne zaman ki, Perşembe günü sokaklardan çekildikleri değişik kaynaklar tarafından teyit ediliyor, bunun üzerine önce Başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan daha sonra ise İçişleri Bakanı Efkan Ala kendileriyle görüşüyor.

Ama aynı gece bir başka trafik daha işliyor.

Selahattin Demirtaş"ın, "Dün gece itibari ile Sayın Öcalan ile mesaj bağlantısı kurduk" dediği gelişme.

Tabi bunun için kısa mesaj mı atıldı, yoksa WhatsApp"tan grup mu kuruldu şeklinde espriler de üretildi ama işin özü şu. Öcalan, provokasyon uyarısı yapıyor ve olaylara son verilmesi talimatını veriyor.

Öcalan, bu kez Kandil"e değil doğrudan HDP"ye yazılı olarak talimat veriyor. Harfleri uzun uzun yazdığı bilinen kendi el yazısıyla. Mektub ebadında ama tek sayfalık bir mesaj bu.

Ve hemen etkisini gösteriyor.

O nedenle diyorum ki, Kandil"in bu tavrı aynı zamanda Öcalan"ı tasfiye etmeye yönelik bir hamle.

Sonuç itibariyle, gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenip, şiddet çağrısı yapınca gömleğin tüm düğmeleri de yanlış iliklenmiş oldu.

Ama ilk başta yapılması gereken diyalog yolu, sonunda tercih edildi ve sonuç alındı.

Tabi "Ba de harabul Basra" yani Basra, yani Diyarbakır harap olduktan ve çözüm yara aldıktan sonra...

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.