Çözüm sürecinde kritik bir döneme giriyoruz.

Yol Haritası’nın bir takvim dahilinde uygulandığı bir süreç olacak.

Kobani bu süreci bir ölçüde yeniden formatladı.

Bu nedenle artık sürece, ”Kobani’den önce Kobani’den sonra” diye bakmamız gerekiyor.

Kobani’nin bize dayattıkları var. Elimizi çabuk tutmamızı ve süreci hızlandırmamızı öğretti.

Çünkü süreç çok güçlü iki tehditle karşı karşıya.

Bunun başında IŞİD’i bahane ederek bölgeye dönen ABD yer alıyor.

Önceden Suriye konjonktürü olarak formüle ederdik bunu.

Ama o artık geride kaldı. IŞİD’le mücadele yeni ilişki modellerini üretti. IŞİD’le mücadele ABD’yi bölgeye döndürdü.

Öcalan’ı paketleyip bize teslim eden ABD yok. Tam tersine, süreçte “Üçüncü göz” olarak yer almak için bastıran bir ABD var.

IŞİD üzerinden ABD, Kürtler ve Esed arasında farklı bir ilişki modeli gelişti. Bu durum çözümün önündeki en önemli tehditlerden birini oluşturuyor.

İkincisi ise silahı elinde bulunduran güç, yani Kandil...

Çözüm demek Kandil’in tasfiye edilmesi demekti. Bu durum çözümün başlarında bir direnç oluşturuyordu.

 Ama son zamanlardaki direnç bu değil.

Daha ileri bir aşamaya geçildi.

Kandil’in Kobani üzerinden ABD ile kurduğu ilişkiler sürecin geleceği açısından en önemli tehdit noktasını oluşturuyor.

Dinamik bir Ortadoğu coğrafyasında Kürt sorunu gibi yakıcı bir sorunu çözmek istiyoruz. Zaman kaybı her defasında daha ağır bir bedel ödeterek geri dönüyor.

Bir de bardağın dolu tarafı var.

6-8 Ekim olaylarına rağmen ağzını her açan çözüm sürecinin vazgeçilmez olduğuna vurgu yaptı. Ayrıca toplumu çözüme hazırlamamız gerekiyor diye bir kaygıyı geride bıraktı.

Toplum çözüme hazır.

Bundan sonra yapılacak olan mekanizmaların hızla ilerletilmesi.

Hükümet iki konudaki ısrarını koruyor.

1-Kamu otoritesinin sağlanması

2-Geri çekilmenin tamamlanması

Çözüm sürecinin güvenli bir zeminde ilerlemesi açısından da kamu otoritesinin sağlanmasını önemsiyor hükümet.  6-8 Ekim olaylarının ne denli kan kaybına yol açtığı ortada.

Tabii bu arada sürecin zaaf noktalarından birini, çözüm masasının çeşitlendirilmemesi oluşturdu. Çözüm silahı elinde tutanla yapılır. Bu doğru. Ama keşke masa daha da çeşitlendirilebilseydi.  Kürt mahallesinin değişik renkleri de masada yerlerini alabilselerdi. Böylece masanın bir yanında örgüt, diğer yanında devlet gibi bir görüntü oluşmaz, iki ayaklı değil, çok dayanak noktasına sahip bir masa üzerinde çalışılmış olurdu.

PKK, 6-8 Ekim olaylarındaki tutumu ile HÜDA-PAR’ı bu süreçlerin görünmez bir aktörü haline getirdi. HÜDA-PAR masada değil ama ruhu Kürt mahallesinin üzerinde dolaşıyor.  Çözüm sürecinin ensesinde nefesi hissediliyor. Bu kayıtları düştükten sonra, çözüm süreciyle ilgili takvimlendirmeye geçmek istiyorum.

2015 yılı Şubat ve Mart ayları çözüm açısından tarihi gelişmelere sahne olacak.

Eğer süreç ABD- Kandil ittifakı ile sabote edilmezse.

Çünkü çözüme yaklaştıkça sürece yönelik sabotajlar artmaya başladı. O nedenle bu kaydı düşmek istedim.

Öcalan’la mutabık kalınan ”Yol Haritası”na göre, Şubat ayında PKK’nın kongresi toplanacak ve “Türkiye topraklarında silahlı mücadeleyi bırakma” kararı alacak. Çok önemli bir toplantı olacak. Silahlı mücadele için dağlara çıkan ve Ortadoğu coğrafyasında Türkiye gibi güçlü bir ülke karşısında silahlı mücadele ile ayakta kalabilen bir örgüt, tarihinde ilk kez silah bırakmayı tartışacak.

PKK’yı hafife almayın.

PKK kurulduğundan bu yana Türkiye Cumhuriyeti’nde 10 Genelkurmay Başkanı, 20 hükümet ve 6 Cumhurbaşkanı değişti. PKK’yı kuran kadrolar ise Kandil’de ve liderleri hayatta. Ortadoğu gibi bir coğrafyada Irak, Suriye, İran, İsrail, İngiltere, Almanya ve ABD ile ilişkiler geliştirmeyi başardılar.

İki Körfez savaşına, Irak ve Suriye’deki iç savaşa rağmen ayakta kalıp, büyüdüler.

Dikkat edin “Türkiye topraklarında” diyorum. Çünkü IŞİD’in Irak’ta Erbil’e ve Mahmur kampına yöneldiği, Suriye’de Kobani’ye saldırdığı bir “İç savaş” sürecinde Kandil’in silahlı mücadeleyi bırakmasını istemek gerçekçi değil.

Ankara bunun farkında.

O nedenle PKK’nın Türkiye’de silahlı mücadeleyi bıraktığını ilan etmesi ve kendini lağvetmesi gündemde.

Çözüm süreci 2013 yılı 21 Mart günü Diyarbakır meydanındaki Nevruz törenlerinde Öcalan’ın mektubu ile açıklanmıştı.

Bundan 2 yıl sonra 2015 yılı 21 Mart Nevruz’unda yine Diyarbakır meydanında Türkiye’de silahlı mücadelenin bırakıldığı ve siyasi mücadelenin sürdürüleceği açıklanacak.

Tarihi bir süreç olacak. 2013 Nevruz’unda olduğu gibi 2015 Nevruz’unda da Nevruz meydanında olup, bu tarihi ana tanıklık etmek istiyorum.

90’lı yıllarda kanlı Nevruz olaylarını izlemiş, şehit cenazelerinde gözyaşı dökmüş biri olarak bu benim hayalim.

İnşallah hayal olmaz, yaşarken buna tanıklık etmiş olurum.

Bu arada 17 Kasım’la 21 Mart 2015 tarihi arasında Ankara da önemli adımlar atacak.

Akil İnsanlar Heyeti arasından seçilecek, ”Üçüncü göz” ya da “İzleme Komiteleri” kurulacak. Normalleşme adına yasal ve kurumsal yapılanmalara gidilecek. İmralı’nın şartları iyileştirilecek. Mahkumlar değiştirilecek, Sekretarya kurulacak.  İmralı’ya giden heyet genişletilecek.

Büyük fotoğrafın yanında, yani tarihi Türk ve Kürt ittifakının kurulması sürecinde Öcalan için yapılanları bir taviz olarak görmemek gerekir.

Önemli olan büyük fotoğrafa odaklanmak.

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.