“Dersim modern Kerbela’dır” diyen Başbakan Davutoğlu, bu hafta sonu Dersim’e gidiyor.

Davutoğlu’nun Tunceli Üniversitesi’ndeki konuşmasında Dersim ve Alevi sorununun çözümüne ilişkin önemli açıklamalar yapması bekleniyor.

Öncelikle Alevilerin, Davutoğlu’nun Hacı Bektaş-ı Veli'yi anma törenleri vesilesiyle uzattığı samimi elin farkında olduğu anlaşılıyor. Zaten bu sorunun çözümüne de kurulacak olan samimiyet köprüsü ile ulaşacağız.

Aleviler, hükümetin konuya yaklaşımının samimi olduğuna inanmadığı sürece yapılanlar, buza yazı yazmaya benzer.

Alevi sorunu,  bir yüzü silahlı bir terör faaliyetine dönüşen Kürt sorununa nazaran çözümü daha zor bir sorun. Biri 100 yıllık diğeri 500 yıllık bir sorun desem yeter. Kürt-Türk evlilikleri, aynı camide aynı safta namaza durup, Ramazan orucunu tutuyorlar. Ama Alevilerle Sünniler arasında kalın bir duvar ve Dersim, Maraş, Çorum ve Sivas gibi kanlı bir mazi var.

Alevi sorununun ne denli ciddi olduğunu anlamak için Gezi’ye bakmak yeter.

Alevi meselesi 80’li yılların sağ-sol çatışmasında 90’lı yılların Madımak olayı ve 28 Şubat sürecinde farklı bir dönüşüm sağladı. Daha sol, daha seküler bir hal aldı. Aleviler, tek parti döneminde kendilerine zulmeden Laik-Kemalist ideolojinin muhafızı haline geldiler.

28 Şubat’ın kitlesel tabanını oluşturdular. Dersim’de kendilerini katleden, Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi'nin kapısına kilit vuran. Cemleri yasaklayıp, dedelik müessesesini suç örgütüne dönüştüren Halk Partisi zihniyetinin doğal müttefiki haline geldiler.

Buradan bir Stockholm Sendromu üretme heveslisinde değilim. Bunun bir siyasi arka planı ve tarihi geçmişi var.

Günümüzdeki kırılma anı ise Suriye’deki iç savaş.

Anadolu Aleviliği İran’daki Şia’ya ve Suriye’deki Nusayriliğe hep mesafeli durmuştu. İran devrimine İslamcı kesimler ilgi duyarken, Aleviler, ”Türkiye, İran olmayacak” diye yürüyüşler yapmışlardı. Hatay bölgesi dışında Anadolu Aleviliğinin Suriye’deki Nusayri rejimi ile bağlantıları yoktu.

Suriye’deki iç savaşın bizdeki yansımaları çok farklı oldu. Suriye üzerinden bir algı yönetimi yapıldı. CHP ve medyanın içinde yer aldığı algı yönetimi en fazla etkisini Alevi kesimi üzerinde gösterdi. Anadolu Aleviliği, Nusayri rejimi ile arasındaki duvarı yıktı. Gezi olayları bunun en çarpıcı örneğiydi.

Bugün için Alevilerle ilgili sorunları çözme imkanımız var. Yarın bu makas daha fazla açılabilir.

Yazının başında Alevi kesimi Davutoğlu’nun samimiyetini farketti demiştim. Dersim federasyonlarının toplantısında alınan kararlar da bunu yansıtıyor.

Alevi sorununun çözümü konusunda Ankara’da umut verici gelişmeler var. Asıl önemli olan zihniyet değişiyor.

Önceden Alevi sorununun çözümüne karşı direnç gösteren bir Diyanet Teşkilatı vardı. Diyanet’in bu konudaki olumsuz tavrı, dindar-Sünni kesim üzerinde de etkili oluyordu. Bir şey yaparsak inanç konusunda yanlış bir iş mi yapmış oluruz şeklinde endişeye neden oluyordu.

İkincisi ise Diyanet’in Aleviliği tarif etmesi isteniyordu. İslam’ın içinde Aleviliği nereye oturtuyorsunuz sorusunun ardından Diyanet'in dışlayıcı yorumu geliyordu.

Kanal 24 Televizyonu'nda Murat Çiçek’in programında Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ile birlikte olduk. Görmez’in yaklaşımı, zihniyet değişimini göstermesi açısından önemliydi.

Alevi sorununun çözülmesine defans yapan değil tam tersine çözüme olumlu yönde katkı yapan bir Diyanet İşleri Başkanı var. Görmez döneminde Diyanet, Aleviliğin temel kaynaklarından olan Hacı Bektaş-ı Veli’nin eserlerinin tümünü yeniden yayınladı.

İlmi seviyesi ve saygın kişiliği ile Mehmet Görmez, Türkiye’yi yöneten kadroların hürmet ettiği, kendilerine referans aldıkları bir isim.

Onun bu sorunun çözümüne pozitif katkı yapma arzusu içinde olması Türkiye için bir şans.

Diyanet İşleri Başkanı, Aleviliğin, Aleviler tarafından tarif edilmesinden yana. Bu ülke Türklerin tarif ettiği Kürtlüğün, Sünnilerin tanımladığı Aleviliğin sıkıntılarını çok yaşadı.

Görmez, Alevilikle ilgili nasıl bir yapılanmaya gidileceği konusunda acele edilmemesi yanlısı. Alevi kesimin tartışmaları sonucunda en makul olan yol ve yöntemin tercih edilmesini istiyor. Bu arada Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nda dedeler, Vakıflar Kanunu'nda ise cemevleri konusunda bir yasal değişiklik yapılarak, Aleviliğin, yine Aleviler tarafından cemevleri, dört kapı, kırk makam olmak üzere yol ve erken üzerinden, dedelik müessesesiyle birlikte inşa edilmesinden yana.

Özetle cemevleri ve dedelik kurumunun güçlendirilmesini istiyor.

Peki Alevilerle ilgili yapılanma ne olacak? Daha sonra özerk bir kurum mu kurulur, inanç sistemleriyle ilgili ayrı bir yapılanmaya gidilir. Kürdü Türk, Aleviyi Sünni kalıbına sokmaya çalışmak yerine, birbirimizi olduğu gibi kabul ettiğimiz takdirde çözemeyeceğimiz bir sorunumuz yoktur.

Bu açıdan Davutoğlu’nun Dersim ziyareti önemli.

Seyit Rıza idam sehpasında;
“Evlad-ı Kerbelayıh

Bi hatayıh

Ayıptır, zulümdür”

Demişti.

Şimdi bu zulmü sona erdirme zamanı.

Eski bir Cumhurbaşkanımız ise Seyit Rıza’nın mezarının yerinin açıklanmasını isteyen bir yazara, “Seyit Rıza işini karıştırmayın. Arkasından Şeyh Said’in mezarı gelir. Devlet bu işin altında kalır” demişti.

Kalırsa bu zulmü yapanlar kalır.

Yeni Türkiye’de ölümlerden korkan bir devlet istemiyoruz.

Bediüzzaman Said Nursi’nin mezar yeriyle ilgili belgelere çalışırken bir kez daha farkettim ki, bunların hepsinin kaydı devlette var.

Bu kayıtlar açılsın Seyit Rıza’nın ve Şeyh Said’in mezarlarının yeri açıklansın.

Öcalan’la çözüm süreci yürütürken, Seyit Rıza’ya, Şeyh Said’e bağlı olanlar en azından mezarlarını ziyaret edebilsinler...

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.