Tayyip Erdoğan Çankaya"ya çıkınca, yeni yönetim tarzı çerçevesinde daha uyumlu olacağı bir isimle çalışmak istiyor. Ve bu isim, temsil gücü, deneyimi, AK Parti"nin ideolojisi ve politikalarıyla tam uyumu üzerinden Ahmet Davutoğlu olarak şekilleniyor.

İstikamet bu...

Türkiye"de endişe, itiraz ruh hali ve paranoya o hale gelmiş durumdaki, bu istikamete işaret etmek bile kimilerini rahatsız ediyor.

Geçelim...

Tüm açıklığıyla ortada: Erdoğan siyasi gücün cumhurbaşkanının elinde toplandığı bir yürütme düzenini ideal olarak görüyor. İktidarın paylaşılmasını ifade edecek tüm ihtimal ve denklemleri bertaraf ediyor.

İktidar paylaşımı mevcut dengeler içinde iki ayrı piste işaret eder.

İlki kurumlaşma, kişiselleşmede azalma, iktidar içi denge ve denetim mekanizmalarının devrede olmasıdır.

İkincisi ise ayrı eğilimler, ayrı yorumlar, ayrı tanımlar üzerinden ve kişi merkezli ağırlıklar, krizler riski ve Erdoğan modelinin aksaması...

Gül"ün önü açılsaydı, şüphe yok ki, bu iki pist de karşımızda olacaktı.

Tayyip Erdoğan"ın kararı, yaptığı değerlendirmelerde ikinci pisti gözönüne aldığını gösteriyor.

Bu değerlendirme belli bir geçmişe de dayanıyor.

Yerel seçimlerden hemen sonra Nisan ayı başında Cumhurbaşkanı Gül"le Kuveyt seyahatine katılmıştım. Cumhurbaşkanı"nın hissedilen bir endişesi vardı, bu endişe ülkedeki gergin siyasi ortamla ve eksik demokrasi koşullarıyla ilgiliydi.

Bu köşede de yer aldı, şöyle diyordu:

"Seçimler bitti. Şimdi Türkiye"nin reform günlerine dönmesi lazım.. Dışarıda oluşan algı bozukluklarını süratle düzeltmek gerekir. Yoksa bu hasarların ileride tamiri zor olur. Unutmayalım ki ekonomik sonuçlar adım adım gelir. Bir günde ortaya çıkmaz. Eğer güven ve istikrar gelecek ile ilgili konularda problem olarak görülmeye başlanırsa o zaman ekonomik sıkıntılar gelir. Onun için bunu hemen önlememiz lazım. Benim esas vereceğim mesaj budur..."

İdeal durum açısından bakılacak olursa, Gül"ün uyarıları önemliydi. Siyaseten hala önemli. Hatta fiili bir başkanlık düzenine doğru gidildiğine göre en azından hukuk kuralları içinde kalınmasıyla ilgili olarak daha da önemli. Nitekim o günlerde sadece önemin değil gereğin de altını çizmiştim, şu cümlelerle: "AK Parti"nin tekrar demokratik rotaya oturması, sırtındaki ağır yükleri atması, yolsuzluk iddialarıyla yüzleşmesi, devletteki cemaat dokusunu temizleyecek kurumsal bir restorasyona hukuk dairesinde girişmesi için Tayyip Erdoğan"ın kağıt üzerinde Abdullah Gül gibi bir ikinci isme açık ve büyük ihtiyacı vardır..."

Ancak siyasi dengeler açısından ele alındığında Cumhurbaşkanı Gül"ün yukarıdaki cümlelerini bu çerçevede "olması gereken"e yönelik uyarılar kadar, Erdoğan"dan ayrışma, onu eleştirme, ona karşıt gruplarla dolaylı bir dirsek teması şeklinde de okumak mümkündür. Nitekim Erdoğan çevresi Gezi olaylarından itibaren, Çankaya"nın her çıkışını, her uyarısını, her itirazını bir ölçüde böyle, bu işleviyle algılanmıştır.

O zaman şu söylenebilir:

Erdoğan-Gül ilişkilerinde gelinen aşama Gül"ün bu siyasi oyuna hem dengeleyici hem uyarıcı olarak ağırlığını koymaya çalışmasının da bir sonucudur.

Reel politik bu...

Ne var ki bu durum ideal olana ihtiyacı ortadan kaldırmıyor...

Kurumlaşmış, iç denetim ve denge mekanizmalarına sahip, reformları göz ardı etmeyen, anayasaya saygılı, siyasi yorumlarını ise hukuk sınırlarını zorlamadan yapacak iktidar mekanizması...

Eğer genel başkan ve başbakan olursa Ahmet Davutoğlu, AK Parti"de kişiliğiyle ve Cumhurbaşkanı"yla kuracağı ilişki ile bu sisteme giden kapıyı zorlayabilecek isimlerden birisidir.

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.