Sıcak siyaset diğer her unsuru kendisine kurban eder.

Bunu en son Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç"ın konuşmasında yaşadık. Bu konuşma sadece mahkemenin yürütme organıyla çekişmesi içinde ele alındı.

Gündem böyle algılamaya yatkındı.

AYM"ye muhalefet işlevi yükleyenler bu durumu ayakta alkışladılar, iktidar ise önce bu duruma tepki verdi.

Ancak metnin böyle algılanmasına en büyük katkıyı, metin politikası fikrinden azade olan ve nefsine teslim olan Haşim Kılıç yaptı.

Oysa Kılıç"ın metni daha zengindi.

Metinde özellikle yargı içindeki cemaat yapılanması, bu yapılanın sonuçları ve bunun giderilmesi üzerine son derece kuvvetli tespitler vardı.

Bu açıdan bakıldığında, gayri meşru unsurla müdahalenin mutlak bir demokrasi gereği olduğunun genel kamuoyuna anlatılması, mücadelenin meşru araç ve koşullarının altının çizilmesi bakımından büyük bir fırsat kaçırılmıştır..

Haşim Kılıç"ın metni sadece veya yoğunlukla bu konu üzerine kurulsaydı, birbirini takip eden cümleler şöyle olacaktı ve bakın metnin ağırlık merkezi nasıl değişecekti:

"Kamu gücünü etkili bir şekilde kullanan yargı, siyasi ve ideolojik yapılanmaların hedefinde her zaman "ele geçirilmesi gereken bir kale" olarak görülmüş, ele geçirenler de kendi vesayet sistemini dayatmanın çabasına düşmüştür. Kaleyi ele geçiremeyenler ise, yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu söyleyip durmuşlardır. Kaleyi işgal edenler de yargıyı, siyasi düşüncelerine ve ideolojilerine lojistik destek sağlamak için ya da rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullanmışlardır...

2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile yargı organları üzerinde oluşan vesayetçi anlayışların ortadan kaldırılması için cesaretli adımlar atıldı. Bu adımlar toplumda büyük karşılık da gördü. Söz konusu vesayetçi yönetimlerin görevlerinin sona ermesi ile büyük bir boşluk doğdu. Bu boşluğun, toplumun her kesimini kucaklayan, hoşgörülü, özgürlükçü, çoğulcu, adil ve evrensel değerleri yansıtan tercihlerle doldurulması gerekirken, ne yazık ki bunu gerçekleştiremedik.

Bu kez, farklı renkte yeni bir vesayet sisteminin (Kılıç"ın vesayetle siyasi iktidarı değil cemaati kastettiği açıktır) oluşmasına tanık olduk.

Bunları konuşmak, gerçekleri itiraf etmek ve cesaretle çözüm yolları bulmak zorundayız.

Son dönemde yargı, bu konuyla ilgili olarak "paralel devlet" ya da "çete" diye nitelendirilen çok vahim, çok ciddi ve çok ağır bir suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir.

Görevi, maddi gerçekleri ortaya çıkarmak olan yargının karşı karşıya kaldığı bu iddianın adı "vicdan yolsuzluğu"dur. Bunun için yapılması gereken açıktır. Hukuk devletine yakışan yöntemler uygulanmak suretiyle gerçekliğinin ispat edilmesi halinde, faillerine bir saniye bile beklenmeden gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının vazgeçilmez unsuru olan "özgür vicdanlı" hâkim ve savcılarımızın ayakta kalması için buna mecburuz.

Başta yargı ve yürütme organları olmak üzere herkes bu iddialarla ilgili bilgi, belge ve delilleri zaman geçirmeden ortaya koymak zorundadır. Gerek yargıda, gerekse yürütme organı içinde var olduğu iddia edilen bu kişilerin başka illere tayin edilerek ya da yerlerini değiştirerek sorunu çözmenin anlamsızlığı açıktır..."

Şimdi bir düşünün Kılıç konuşmasının merkezine bunları alsaydı, şimdi neleri konuşuyor olurduk?

Bu vesileyle "yargının işgaliyle doğan demokrasi sorunu" en büyük sistem sorunumuz, en büyük gelecek meselemizdir.

Başarısız avcılar, av derdinde olanlar, bilmeliler ki, siyasi körler duysunlar ki, demokrasi hala can derdinde...

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.