Kürt sorunu bugüne kadar Türkiye"de demokrasi tartışmalarını ve demokrasinin güzergahını olumlu ya da olumsuz önemli ölçüde belirledi.

Bundan sonra muhtemelen daha çok belirleyecek.

Malum bu sorunun çözülmesi için 2013"ten bu yana hızla yol alınıyor.

Gezi hadiseleriyle, 17-25 Aralık krizleri siyasi gerilim ve demokratik sorun anları temsil ederken, barış süreci bu konularda açık ve açılan bir alanı ifade etti.

Nitekim son iki yıl içinde ülkedeki pek çok aktörün Kürt sorunu ve bu sorun üzerinden birlikte yaşama, demokrasi, demokratik siyaset konusunda adım adım yol aldığını görüyoruz.

Akil Adamlar faaliyetleri anlamı bugün daha çok ortaya çıkıyor. Akillerin Kürt meselesinde çözüm fikrine atoplumsal açılma konusunda bir düşünce "ajitatör"ü işlevini yerine getirdiğini gösteriyor. Özetle "toplumsal alanın barış konusunda hareket geçmesi, barış sürecinin normalleşmesi, tartışılması ve benimsenmesi" diyelim... Bugün bunun pek çok emaresini görüyoruz. Çerçeve yasanın toplum tarafından kabul edilme, tartışılma biçimi bile bu konuda tek başına simgesel bir örnek.

Kamuoyu yanında altı çizilmesi gereken bir diğer aktör Kürt siyasi hareketidir. Kürt Siyasi Hareketi"nin Gezi olaylarına, cemaatin darbe girişmine mesafeli durması, bu olayları araçsallaştırmaması, bunu yaparken yeni rejimin destek ve kurucu unsuru haline dönüşmeye başlaması önemli bir gelişmedir. HDP"nin bugün benimsediği söylem dünden farklıdır ve bu tabloyla yakından ilgilidir.

Siyasi iktidar için ise barış süreci geri dönülmesi zor bir siyasi angajmanı işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda pek çok açıdan tutunulacak bir ipi ifade ediyor. Çerçeve Yasa hamlesi, sonbaharda Türkiye"ye dağdan ve Avrupa"dan geri dönüşlerle açılacak yeni bir sayfa, Erdoğan"ın cumhurbaşkanlığı vizyon belgesinde barış sürecine verdiği özel yer ortada...

Pek çok yorumcunun görmek istemediği bir gerçek var:

Kürt sorunu-demokrasi ilişkileri sonbahardan itibaren ülkedeki çatışmacı atmosferin dağılması, demokratik ve çözüm vurgularının artması, siyasi, hatta toplumsal kutuplaşmanın azalmasında barış süreci önemli bir rol oynayabilir ve bu siyasi iktidar tarafından kullanılacak bir unsura dönüşebilir.

Kürt sorununun kalıcı çözümü şüphe yok ki, yeni "siyasi kod sistemi" ve yeni bir siyasi yapılanma gerektiriyor. Bu, elbet Kürtlerin taleplerine yanıt verecek, ancak o oranda ülke bütünlüğünü pekiştirecek sistem olmalı. Kültürel farklılıkların kabulü, kendi varlıklarını işleyebilme imkanları, kendi yaşam alanlarıyla ilgili karar mekanizmalarında yer alabilmeleri yanında, kültürel ve toplumsal çoğulculuğu devreye sokabilecek bir sistemden söz ediyoruz.

Böyle bir sistem sadece hem "Kürt sorununda çözüm gereklerini", aynı zamanda Gezi olaylarının işaret ettiği "katılımcı demokrasi ihtiyaçları"nı tatmin edecektir.

Ve bunun tek bir yolu bulunuyor:

Anayasa...

Bu anayasanın adem-i merkeziyetçi bir anlayışı içermesi, karar süreçlerine toplumu katacak, bunu dinamik ve daimi kılacak bir dokuyu eklemesi, bu ülkenin talep ettiği ve Kürt sorunu açısından önemli bir çözüm aracını ifade eder.

Az da olsa esen başka rüzgarlar var.Türkiye geçen yıldan bu yana AB ile 22. Başlığı müzakere ediyor. Bölgesel sorunların çözümü ve adem-i merkeziyetçi kurumları içeren, gerek anayasa hazırlıkları, gerek Kürt meselesi açısından Türkiye"ye yol açabilecek bir başlık.

Türkiye"nin basını ve siyasetçileriyle normalleşmeye, her meselenin demokratik ilkeler üzerinden çözüldüğünü hatırlamasına şiddetle ihtiyaç var.

Barış projesi umalım, sandığımız gibi, bu konuda taşıyıcı olsun. Ve siyasi iktidarın bilinen esnekliği devreye girsin, dil ve bakış hızla değişsin...

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.