Hiçbir gerekçe ekonomik, sosyolojik, politik açıklama terörü doğrulamaz. Buna karşılık vahşet ve yaşanan dehşet de terörün kaynakları hakkında sorular sorulmasını, bu soruların dünya siyaseti içinde ele alınmasını engellemez.

Bundan önceki cihat hareketinin lideri Usame Bin Ladin öldürüldüğü zaman şunları yazmıştım.

El Kaide"nin lideri Usame Bin Ladin"in acımasızlığına, terör ve terörizmin yeni tanımına işaret ettiğine hiç şüphe yok.

Ancak aynı kişiyi, başka bir dünyanın kahraman olarak gördüğüne de şüphe yok. Yıllar içinde arkasından yas tutulacak kadar simge isim haline gelmişti Bin Ladin.

Bu çelişkili durum asıl soruna, iki farklı dünya arasında politik ve toplumsal nitelikli bir çatışmanın ve tarafların varlığına işaret etmektedir.

Bu durumda şu sorulara yanıt aramak doğal olur:

Şiddeti destekleyen taraf nasıl bir taraftır?

Saldırının geldiği yer nasıl bir yerdir?

Yanıt ana hatlarıyla ortada...

Bu taraf, yani saldırının geldiği yer, çağdaş medeniyetin insan hakları, demokrasi ve refah unsurlarının koruması dışında kalan bir alandır. Çağdaş medeniyetin ürettiği cürufların, eşitsizliklerin, adaletsizliklerin tam ortasındaki alandır.

O zaman bu tür saldırıları engellemek için tedbir almanın, saldırganı en ağır şekilde cezalandırmanın yanında, adaletsizlik ve eşitsizlikler dünyasına el atmak, olmadı bu dünyayı gözden geçirmek kaçınılmazdır.

Zira terörizm ve terörist, zaman zaman anonim olmakla birlikte, temelde hem ulusal sınırlar içinde hem uluslararası sahada ezilen, dışlanan kültürler içinden ürüyor.

Bugün dünyada 1,2 milyar insan günde 1 doların altında bir parayla geçiniyor. Her dört çocuktan birisi açlık sınırında bulunuyor. 1960"ta dünya nüfusunun en zengin yüzde 20"sinin geliri en fakir yüzde 20"sinin gelirinin 30 katıyken, bu fark 1995"te 82 kata, 1997"de 225 kata çıkmış bulunuyor. Şu an itibariyle en zengin 225 kişinin geliri, dünya nüfusunun yüzde 47"sinin, yani 2,5 milyar insanın gelirine eşit.

Doğu"dan Orta Doğu"ya ve Afrika"ya Müslümanlar bu ezilen dünyanın tam ortasında bulunuyor. Sadece ekonomik olarak değil, karşı karşıya kaldıkları siyasi ve kültürel yaptırımlarla da dışlanmışlığı hissediyorlar.

İslami kimliğin globalleşmesinin, şiddeti ayrıcalıklı araç kılan bir direnç ve direniş biçimine bürünmesinin kökünü biraz da burada aramak gerekiyor.

Asgari ekonomik imkanın, onurun, değerin kaybı ya da tehdidi hemen her zaman başka bir toplumsallaşma üretir.

Şiddeti adaletsizlik tahrik eder.

Görmemiz gereken şudur:

Terör eylemleri, dünya ve bölge düzeninin, o düzeni kurmak ve korumak için geliştirilen yöntem ve politikaların sosyolojik ve ekonomik bedeli olarak karşımızdadır.

Üstelik bu bedel sadece ekonomik ve kültürel değil; aynı zamanda ahlaki ve siyasi...

Unutmamak gerekir ki, terörü silah medeniyeti besler.

Ne yazık ki tarihi akıl değil, silahlar yazıyor...

İyi bayramlar...

    +

    Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
    Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.