IŞİD bir "vahşet çetesi" halinde hareket ediyor ve hızla Türkiye"nin, bölgenin, dünyanın, Müslümanların en büyük belalarından birine dönüşmeye doğru ilerliyor.

Böyle bir örgüte lanet okumak, önlem alınmasını istemek kolaydır.

Zor olan bu örgütle nasıl başedileceği, nasıl mücadele edileceğini tarif etmektir.

Türkiye"nin 1200 kilometrelik Suriye-Irak sınırının önemli bir kısmını kontrol ediyor bu vahşi örgüt. Milyar dolarlık petrol gelirine sahip, ABD"nın Irak"ta bıraktığı en gelişmiş silahlarını kullanıyor, Maliki rejiminden yaka silkmiş Arap Sünni aşiretlerin desteğini alıyor, yeni İslam radikalizmi dalgasını temsil ederek dünyanın her yerinden Batı"ya ve kendileri gibi olmayanlara meydan okumak isteyenleri kendisine çekiyor.

İran 1980"lerde benzer bir meydan okuma bayrağı açtığı zaman, Afgan cihadında veya El Kaide cihadında durum farklı olmamıştı.

Öfkeli bir siyasallaşma biçimi tehlikeli bir cazibe merkezi oluşturmuştu. Dini hareketin ötesinde din üzerinden yaşanan bir siyasallaşma ve bu siyasallaşmanın beslendiği siyasi gerginlik ve kavgalar: Her dev cihad hareketi aslında Batı-İslam sürtünmesinin çıkardığı kıvılcımların şemsiyesinde hayat buldu.

Bugün de öyle...

Bunları dikkate almadan İŞID"le mücadele mümkün mü?

Vahşeti durdurmak, İŞID"ın yayılmasını engellemek için askeri önlem elbet elzem.

Ancak yeterli mi?

Soru budur.

Irak ve Suriye"de kaos sürdükçe, bu tür örgütler eylem alanı buldukça, paradoksal olarak Esad rejimi bu kaosu bir varoluş biçimi haline getirip, IŞİD gibi yapıların varlığıyla kendi varlığını teminat altına almaya çalıştıkça askeri önlemlerin anlamı sınırlı kalacaktır. Vahşet ve IŞİD varlığını kontrol altında sürdürecektir.

Türkiye haklı olarak yılmadan yıllardır şunu söylüyor ve söylediklerinin politikasını yapıyor:

"Diktatörlüklerin yıkılması sonrası Arap dünyasında zaman içinde muhtemel bir çoğulculuğu üretebilecek Müslüman Kardeşler gibi ılımlı yapıların, İsrail, Mısır, Suudi Arabistan, İngiltere, ABD tarafından terör örgütü ilan edilmeleri IŞİD ve benzeri, katı ve radikal selefi yapıların önünü açmıştır. Bölgede demokratik yeniden yapılanma gerçekleşmeden, ılımlı yapıların önü açılmadan radikalizmin, kaosun sonu gelmez..."

İşin esaslarından birisi gerçekten budur.

Türkiye"deki AK Parti öfkesi etrafında siyasallaşan kesimler meselenin bu boyutuyla ilgili değiller.

Türkiye"nin 1200 km"lik sınırda IŞİD"le cepheden karşılaşma ihtimali dahi umurlarında değil ve formülleri basit:

"AK Parti mezhepçi, Sünnici politikalar izliyor, IŞİD"e bu yüzden açık tavır almıyor, koalisyona katılmıyor..."

Bu formülü Türkiye"nin söz konusu koalisyona askeri destek vermemesinden rahatsız ABD hükümetini temsil eden ABD yayın organlarıyla birlikte derinleştiriyorlar.

Obama hükümetinin temsilcisi, zaman zaman parmak sallayan uyarıcı sesi olma, baş yazılarla resmi politikaları temsil etme ve bunun etrafında kamuoyu oluşturma özelliklerine sahip New York Times son dönemde bu konuda açık bir örnek oluşturuyor.

Hükümet üyelerinin yıllardır gittiği Ankara"daki Hacıbayram Mahallesi"ndeki camiden bir namaz çıkışını Tayyip Erdoğan"la birlikte resimleyerek, bu mahalleden IŞİD"de kitlesel katılımların olduğunu anlatan haberin oluşturacağı ve oluşturmak istediği algıyı tartışmaya gerek var mı?

Aynı gazete Cumartesi günkü sayısında IŞİD"in kaçak petrolüne Türkiye"nin pazar olduğunu, bunun özellikle engellenmediğini, zira bazı hükümet yetkililerinin de rant sağlıyor olabileceği yazıyordu.

Neye dayanarak?

Hiç bir şeye...

Beteri, bu yazı çıkar çıkmaz, New York Times muhabirinin varsayımlarına, çizdikleri Türkiye tablosuyla referans olmuş yeminli AK Parti karşıtları ve cemaat gazeteleri, döşendikleri yazılarda New York Times"a atıfla ve bilimsel bir veriden söz edercesine mezhepçi formüle yeni ve derin dayanaklar üretiyorlardı.

Türkiye"nin dış politik tutumu tahlil manzarası üretecek tahriklere kapı açarsa, bu kesimlerin darbe temposu tutacağına hiç şüphe yoktur.

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.