Meram"da bahçe içinde eski bir ev. Eski evin bahçesinde bir ağaç, ağacın dalında bir salıncak.

Kapının önünde neredeyse süs niyetine bakacağımız minicik naylon ayakkabılar. Kırmızı, yeşil. Mevsim bahar olsa bu manzara güzel. Küçük naylon ayakkabılar, dalında salıncak, yaprağına henüz kavuşamamış bir ağaç filan. Alev topu gibi duran güneş mevsim bahardır diye kandıracak bizi. Lakin Konya"nın dağları beyaza çoktan teslim.

Aralık duran sokak kapısından içeri sesleniyoruz. Olanca nefesim ile Esselamu aleykum diye bağırıyorum. Neden sonra genç bir hanım çıkıyor kapıya. Eteklerine dolanan birbirinden sevimli dört kız çocuğu ile birlikte. Kız çocuklarının en büyüğü altı yaşında en küçüğünü biraz sonra göreceğiz. Gürül gürül yanan bir soba, ve yerdeki minderlerden başka hiçbir eşyanın olmadığı fakir odada öylece yatarken bulacağız.

(Bu satırları okuyor ve henüz Suriye için 1ekmek 1 battaniye kampanyasına destek vermediyseniz lütfen yazının devamını okumayın. Okumayın! Ben kalbi olanlara yazıyorum. Sizin kalbinize yazıyorum. Kalbiniz ile okumuyor iseniz vaktinizi beyhude harcamış olmayın.)

Yerde minderin üzerinde yatan bebeciğin adı Hale. Bu bebek 1.5 ay önce gece boyu yol yürüyen anneciğinin karnında Halep"ten bir köye o köyden Gaziantep"e vasıl oldu. Gaziantep"ten Konya"ya.

Hale bebeğin 29 yaşındaki annesinin adı bu yazı için Necla olsun. Hale bebek Necla"nın beşinci kızı. Konya"da bir hastanede dünyaya getiriyor Hale bebeği.

GETİRMEK

Bu fiile dikkat edin lütfen. Ahiret şuurunu yitirmemiz getirmek ile yapmak fiili arasında salınıyor. Bendenizin çocukluğunda da bebekler dünyaya gelirdi. Anneler o bebekleri gayb aleminden getirirdi. Gayb aleminde verilmiş olan ile bu dünyaya getirilmiş olan arasında bir fark yoktu.

Doğum kontrol yöntemleri ile birlikte getirmek fiilinin yapmak fiili ile yer değiştirmesine dikkat ediniz lütfen. Yapmak ve modern üreme teknolojileri. (Nazife Şişman"ın Yeni İnsan"ını okumadınız mı?)

Son yirmi yıldır önce yadırgayarak sonra hiç ummadığınız insanların dilinde çocuk yapmak tabirine rastlar olduk.

Witgestein bizim dili konuşmadığımızı dilin bizi konuştuğunu söylerken bunu kast etmiş olmalı diye düşünüyorum Necla"yı dinlerken.

Necla"nın konuşmasında algıda seçicilik, getirmek fiiline odaklanmış buluyorum kendimi: "Bana diyorlar neden getirdin. Ben diyorum neden getirmeyecektim. Bak ne güzel ne akıllı çocuklarım var. Allah ne kadar verdi ben de buraya getireceğim."

Burası dediği dünya! Gayb aleminde ezelden kendisine verilmiş emanetleri dünyaya taşıyan bir vasıta olarak idrak ediyor bedenini.(Bedenimiz bizimdir mi diyordu feministler!)

Misafiri olduğumuz 45 dakika içinde ne Halep"ten köylerine kaçtığı zamanı anlatıyor. Ne köyde yaşayan amcasının başında 65 nüfus toplandıklarını. Bütün bunları daha sonra sohbete dâhil olacak olan annesinden öğreneceğiz. O hastanede doğum yaparken kendisini aşağılamaya kalkan ebe/hemşire kadınların doğum karşıtı söyleminde takılı kalmış.

Bizimle konuşurken her birinin saçını itina ile ördüğü kızlarının birini tutup öbürünü öpüyor. Birisi yalın ayak. Sondan ikinci olan. Ben ona tombalak adını takıyorum. Annesi hemen benimsiyor tombalak dememi. Tombalak üşümez diyor. Yaz kış çıplak ayak.

15 günlük loğusa Halepli mülteci 29 yaşındaki Necla şikâyet etmiyor. Oysa şikâyet en çok onun hakkı. Anlatacağı ne çok şey var. Geçmişte olanları anlatmak yerine, altını çizip kanırtmak yerine böyle oldu işte diyor iki eline açıp sesini yükseltiyor: Allah var.

Bu çıplak evde en ziyade filozof sözleri ile doluyor zihnim. Arendt "Dünün üzüntüleri ve yarının endişeleriyle donatılmış bir kalpten bugün bir şey bekleme" der. Arendt hayata şikâyetsiz tutunan Necla"yı tanısaydı nasıl bir önerme ortaya koyardı diye düşünmeden edemiyor zihnimin bir tarafı.

Geceden sabaha bebek ile gündüz dört küçük kız ile meşgul olan bu kadının göz bebeklerinde muhabbet var. Odanın içindeki halimize bakıyorum o mu savaştan kaçmış biz mi?

Bahçeden topladıkları çam yaprakları ile kolye yapan küçük kızlara bakıyorum. Çocuklar için en büyük nimet fıtratını kaybetmemiş anne sevgisine gark olabilmek.

Necla "Allah var" diyor. Dönüyor bir daha "Allah var!" diyor.

Allah var amenna. Ya bizim üzerimizdeki bu yılgınlık nedir?

Hadi kabul edelim. Türkiye: Yılgın anneler ülkesi.

    +

    Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
    Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.