Ermeni cemaatinin sorunlarını Türkiye"nin genel demokratikleşme süreci içinde ele almak ve arada spesifik konularda ihtiyaç oldukça müdahil olmak gibi bir tercihim var. Bunun doğru bir tavır olduğunu düşünüyorum. Kürt meselesinde de sorun böyle bir yöntemle çözülüyor. Devletin demokratikleşme hamlesi tüm dezavantajlı kesimlerin hak taleplerinden aldığı enerji ile devam ederken, bir konuda yapılan reformlar ülkede yaşayan tüm dezavantajlı kesimleri rahatlatıyor. Buna en iyi örnek anadilde eğitimin önündeki engellerin kaldırılmasının sadece Kürtlerin değil diğer halkların da benzer sorunlarını çözüyor olmasıdır. Nitekim geçenlerde Süryani Mor Efrem Anaokulu açıldı. Önceki yıl da Gökçeada Rum İlkokulu"nun açılması yönünde engeller kaldırılmıştı.

Böylelikle ayrımcı devlet aklını terk ederken, hem bir takım etnik kimlikler pozitif ayrımcılıkla hedef haline getirilmemiş, hem de toplum olma yönünde olumlu bir iklim yaratılmış oluyor. Birlikte çalışmanın, müzakere etmenin mümkün olduğu, hak taleplerinin kendi üzerlerinde kurduğu baskıyı tehdit değil, avantaj olarak gören bir siyasi iktidar söz konusu. Bu durum niyet gösterme anlamında değil, başarılı olma anlamında Türkiye"de bir ilk.

Nitekim Ermeniler 12 yıllık genel demokratikleşme hamlelerinin tamamından her Türkiyeli gibi yararlandılar. Lakin Ermeniler 2007-2008 yılında iki talihsiz olay yaşadı. İlki tabii ki sevgili Hrant Dink"in öldürülmesi oldu. Diğeri de Türkiye Ermenileri Patriği 2. Mesrob"un ağır bir beyin rahatsızlığına yakalanmasıydı. Böylelikle iki çok değerli siyasi kolon Ermeniler adına çökmüş oldu. Bu iki etkili kişilik çoğunlukla birbirine muhalefet etse de tartışmalar cemaatin üzerindeki ölü toprağını atıyor, içe kapanıklığı zorluyor ve onu gittikçe bir özne haline getiriyordu.

En yakın dostu Hrant Dink"in öldürülmesinden sonra Etyen Mahçupyan büyük bir sorumluluk aldı ve AGOS"u ayakta tuttu. Bu sürece ben de 2008 başına kadar elimden geldiğince katkıda bulundum. Adil olmak adına o dönemde Aydın Engin gibi değerli sosyalist isimler de ellerinden gelen desteği verdiler. Yayın yönetmenliğini devralan Rober Koptaş benim önemsediğim bir isimdir. Tabii ki AGOS Hrant Dink"ten sonra değişecekti ve Dink"in AGOS"unu özlemek haklı bir duygu ama adil değildi. Önemli olan AGOS gibi kıymetli bir mecranın demokrat akıl üretmekteki fonksiyonunun devam etmesiydi. Sol gelenekten gelerek demokrat, adil ve etkili bir yayıncılığın mümkün olduğunu Dink göstermişti.

Sonuç en azından benim açımdan ve şimdilik kaydıyla böyle olmadı, olamadı. Çok zor bir dönemdi. Arkasına sığınılacak sağlam gerekçeler var ama hiçbiri AGOS gibi değerli bir mecraya yönelik özensiz editöryel tavrı haklı kılmıyor. Dink davasının paralel yapının insafına bırakılması ve cinayetin manevi kaldıraç gücünün hesaplanamamış olması gerekçelerin başında geliyor. Böylelikle Dink cinayeti üzerinden önce gazete sonra da cemaatin bir bölümü rehin alındı veya kendisini teslim etmeye hazırdı. AGOS"un bu tercihi, kafa karışıklığının, öfkenin, gazete ile vakfı çevreleyen sekter-romantik sol grubun yarattığı olağanüstücülüğün ve aktivizm teşviklerine cevap iştahının toplamından neşet etmiş gibi duruyor.

AGOS açısından Dink davasının yanında Gezi"nin daha etkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü kırılma o noktada hızlandı. Bunu, sekülerliğin bir ideoloji olarak kabul edilmesi hatasına ve yaşam biçimlerinin dar yorumundan ileri gelen bir örtüşmeye borçluyuz.

Ermeni entelijensiyasının sol cenahı aynı hatayı 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında İttihatçılarla pakt kurarak yapmıştı. Onları yakınlaştıran, benzer süreçlerden geçmiş olmaları hasebiyle seküler Batı paradigmasını paylaşmalarıydı. Oysa Ermenilerin yüzde doksanı köylü- dindar bir toplumdu ve menfaatleri İttihatçıların devirmeciliği, irredantizmi ile değil, yerel sosyolojiyle birlikte hareket etmekteydi. Yervant Odyan"ın "Yoldaş Pançuni" isimli kitabı halkla ilişkisiz sol hareketin yüzeyselliği ve oportünizmini çok güzel anlatır. Şimdi de bir takım isimler (Türk, Kürt veya Ermeni) birer Yoldaş Pançuni rolüne soyunmuş haldeler.

Ama en nihayetinde etkisi ve temsiliyeti abartılmaması gereken küçük bir gazeteden söz ediyoruz. Kimse Ermenilerin alternatif fikir merkezleri üretmemesi için elini kolunu bağlamış değil. Ermeniler aktif değil diye o veya bu şekilde aktif olan bir mecraya fatura kesilemez. İstedikleri gibi davranma özgürlükleri var, o özgürlük nesneleşmeye yol açsa da...

Bu noktada Ermeni cemaatinin eğilimlerini tam bilemiyoruz. Gözlemlerim özellikle genç nesilde Gezi"nin etkili olduğu yönünde ki bu çok normal. Ancak cemaatte hala 12 yıllık değişime destek tavrı Türkiye ortalamasının altında değil gibi. Bunu geniş çevremde yaptığım gözleme dayalı olarak söylüyorum. Dolayısıyla Ermeni cemaatini kategorikleştirip Yoldaş Pançunilerden mürekkep sanmak özellikle dindarlar için yine 20. yüzyıl başında yapılmış bir diğer hatayı tekrarlamak olur.

Yeni bir ülke kuruluyor. Ermeniler, İttihatçılara, onların B takımı kemalistlere, latan kemalist solculara, mağduriyetleri kişisel güç yaratmak için sömüregelmiş seçkin "aydın" şürekasına hiçbir şey borçlu olmadığı gibi, bir koca yüzyıl, yüzbinlerce can ve yitip giden bir kültür alacaklı. Onların pespaye iktidar kavgası Ermenilerin meselesi değil. Saplantılarını, kibirlerini üretip bugüne taşıdıkları o hikayede Ermeniler birinci kaybedendi. Neden tarihe mahcubiyet içinde veda ederlerken yanlarında olsunlar ki!

Ermenileri sağaltacak olan, yeni bir ülkenin kuruluşunu engellemeye dönük bir ittifakın projesi ve nesnesi olmaktan değil, bilakis bu kuruluşa damga vurmaktan geçiyor. İşte Mahçupyan "Bir proje mi, yoksa kurucu özne mi olacaksınız" diye sorarken böyle can alıcı bir noktaya temas ediyordu.

Hasılı, ilk yuvam olan AGOS"un kısa sürede toparlanacağına, küçük Ermeni cemaatinin içindeki daha da küçük bir cemaatin Birgün"ü olmak yerine, Türkiye"nin ihtiyacı olan yeni medyanın özgün bir parçası olabileceğine inanıyorum.

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.