Ömer Lekesiz

Ömer Lekesiz

1958’de Akdağmadeni/Yozgat’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Yozgat’ta tamamladı. 1979 yılında Ankara Meslek Yüksek Okulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü’nü bitirdi. Ankara’da Yem Sanayi Türk A.Ş.’de iki dönem, memur, şef ve ticaret müdürü, Kırıkkale Ünive...devamı

  • Tüm Yazıları
  • Hakkında

Kimliksizlik siyasetinin ötesi nedir?

00:00 Ağustos 07, 2013
Taksim eşkıya kalkışması, neden olduğu ölümlere, maddi kayıplara, dış güçler tarafından kullanılmasına bakılmaksızın entelektüel, felsefi düzeyde olumlanmak isteniyor.

Örneğin şöylesi savlar ileri sürülüyor: "Taksim kimlik siyasetinin ötesine geçti. Bugüne kadar eşcinsel, içki düşkünü, esrar tutkunu… "beni tanı" siyaseti izlerken artık bundan vaz geçip "bana karışma" dedi. Kültürel kimlik siysetinden başka bir şey bilmeyen AK Parti ise bunu henüz anlayamadı."

Kimlik siyasetinin ötesine geçmek ne demek?

Ne kadar sol ve kemalist dernek, Batı işbirlikçisi sanatçı, can havliyle imtiyazının derdine düşmüş beyaz, CHP başta olmak üzere fitne ve kaos üretiminden iktidar uman parti varsa Taksim"deydi; sandık karşıtı, darbeci söylem siyaset üretemeyenlerin ortak siyaseti olarak Taksim eşkıyasının simgesi oldu. Bu şartlarda orada siyasetin önüne geçen bir durumdan söz etmek ancak militanca bir tutumun hükmü altına girmekle mümkün olabilir.

Peki, "Bana karışma" demenin aynı zamanda toplumsal bir anlaşma zemininin de adı olan hukuktaki, etikteki karşılığı nedir?

Kutsal kitaplar "bana karışma" diyenlerin arketiplerini ve akibetlerini bildiren örneklerle doludur.

Örneğin "ben içki içiyorum, bana karışma istediğim yer ve zamanda içerim" demek dünyanın neresinde, hangi toplumlarda geçerlidir ki, eşkıyanın bu talebi "meşru" bir talep olsun?

Uygar(!) Batı toplumları bile içki içmenin yer ve zamanını sınırlamışlardır. Çünkü bu konudaki sınırsızlık ancak "sapkınlığı" besler; hiçbir toplum mahdut sayıdaki sapkının belirlediği bir hayatı yaşamak istemez, istememiştir ve istemeyecektir.

Hele hele kahir ekseriyetinin Müslüman olduğu bir toplumda yaşıyorsanız, onun kültürel kimliğine saygı göstermeye ve tutkularınızı birlikte yaşamanın bir gereği olarak buna göre gemlemeye mecbursunuz.

Bundan "Şeriat"ı yaşamaya zorlanıyoruz" gibi bir savunmanın çıkması, çıksa da makul olması imkansızdır. Çünkü bu topraklarda yaşayanlar buraya ayak bastıkları günden beri Şeriat"la yönetilmediler, Şeriat"a uygunluğu gözeten bir örfle yönetildiler.

Bu ülkenin insanı 1839"dan beri söz konusu örfün içinden ürettiği kültürel kimliğin Batı kültürüyle değiştirilmek istenmesi nedeniyle, kendi kültürel kimliğini korumaya "mahkum" edilmiştir. "Frenk Mukallitliği ve Şapka" risalesini şapka giyme kararının dayatılmasından önce yazdığı halde "devrime muhalefet"ten idam edilen İskilipli Atıf Hoca"nın hikayesine salt insani bir gözle bakmak bile bu mahkum edilişin boyutlarını ve sonuçlarını görmeye yeterlidir.

Son tahlilde "demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti"nin partisi olan AK Parti"nin iktidarında bu mahkum edilmişlerin ciddi bir katkısının olduğu, AK Parti"nin de yaklaşık 175 yıldır yok edilmeye çalışılan söz konusu kültürel kimliği -halkın talebine bağlı olarak- icraatlarında gözettiği doğrudur.

Ancak AK Parti"yi iktidara taşıyan asıl husus, halkıyla düşmanlık üzerine yapılandırılmış sistemdeki tıkanmayı açabilecek yegane kadroya sahip olmasıydı.

Nitekim, AK Parti"nin öncelikle askeri ve sivil imtiyazları ortadan kaldırması, ekonomik refahı halkın tamamını kapsayacak şekilde düzenlemesi, alt yapı hizmetlerini ülkenin bütününe yayması da bunu belgelemektedir.

AK Parti, bu değişimlerin yoğunluğu ve aciliyyeti nedeniyle köklü bir kültürel dönüşümü toplumdaki mevcut huzuru, kendisine oy vermeyenlerin haklarını korumak adına ertelemiştir.

Dolayısıyla AK Parti"nin "sadece kültürel kimlik siyasetinden anladığını" söylemek ancak bir propaganda dilinin tuzağına düşmekle, toplumu ve yaşanan hayatı tanımamakla ilişkili olabilir.

Peki, AK Parti"nin Müslümanlara mahsus bir kültürel kimlik siyasetiyle ısrarla özdeşleştirilmesinin sebebi nedir?

Bunun cevabı çok basit: Çünkü Sayın Başbakan ve ekibi Müslümandır. Mahut eleştiri de bu nedenle onların (inançları gereği) temsil ettiklerine hükmedilen kültürel kimliğe yöneliktir.

O kültürel kimlikse toplumsal hukuku ve etiği zorunlu sayar. "Bana karışma!" diyeni deme nedenine bakarak sapkınlıkla niteler.

Çünkü o kültürel kimliğin mensupları, "bana karışma!" ısrarları nedeniyle Hz. Lut"un kavminin başlarına nelerin geldiğini bilirler.

Sonuç olarak, Taksim"in entelektüel, felsefi taraftarlarının eşkıyaya destek vereğiz derken sapkınlığı onadıklarını bilememeleri yeni bir İlahi gazaba doğru dizginsizce koşmalarına delil olabilir.

Söz konusu durumun siyasi açıdan tam karşılığı ise "kimliksiz siyaset kimliği" yani "kaos"tur.

    Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Şafak Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.

    Mehmet Şimşek'ten önemli açıklamalar
    EKONOMİ

    Mehmet Şimşek'ten önemli açıklamalar

    Brezilya'ya şok
    EKONOMİ

    Brezilya'ya şok

    YÖK 45 fakülteye dekan atadı
    GÜNDEM

    YÖK 45 fakülteye dekan atadı

    13 günde 160 bin kişi
    EKONOMİ

    13 günde 160 bin kişi

    'Kadın Gözüyle Hayattan Kareler'
    HAYAT

    'Kadın Gözüyle Hayattan Kareler'

    Sevilla-Shakhtar Donetsk: 3-1
    SPOR

    Sevilla-Shakhtar Donetsk: 3-1

    Dinin afeti: Cahil sofular
    RAMAZAN

    Dinin afeti: Cahil sofular

    Abdestin Önemi
    RAMAZAN

    Abdestin Önemi

    Peygamberlerin semadaki yerleri
    RAMAZAN

    Peygamberlerin semadaki yerleri

    Cennete ilk girecek kişi
    RAMAZAN

    Cennete ilk girecek kişi

    Efendimizin yasakladığı 4 şey
    RAMAZAN

    Efendimizin yasakladığı 4 şey

    Faiz
    RAMAZAN

    Faiz

    Din ehlinin 3 felaketi
    RAMAZAN

    Din ehlinin 3 felaketi

    Hud(a.s.)'un kavmi
    RAMAZAN

    Hud(a.s.)'un kavmi

    Allah bizi görüyor
    RAMAZAN

    Allah bizi görüyor

    Münafığın Alametleri
    RAMAZAN

    Münafığın Alametleri

    Kimliksizlik siyasetinin ötesi nedir?

    Taksim eşkıya kalkışması, neden olduğu ölümlere, maddi kayıplara, dış güçler tarafından kullanılmasına bakılmaksızın entelektüel, felsefi düzeyde olumlanmak isteniyor.

    Örneğin şöylesi savlar ileri sürülüyor: "Taksim kimlik siyasetinin ötesine geçti. Bugüne kadar eşcinsel, içki düşkünü, esrar tutkunu… "beni tanı" siyaseti izlerken artık bundan vaz geçip "bana karışma" dedi. Kültürel kimlik siysetinden başka bir şey bilmeyen AK Parti ise bunu henüz anlayamadı."

    Kimlik siyasetinin ötesine geçmek ne demek?

    Ne kadar sol ve kemalist dernek, Batı işbirlikçisi sanatçı, can havliyle imtiyazının derdine düşmüş beyaz, CHP başta olmak üzere fitne ve kaos üretiminden iktidar uman parti varsa Taksim"deydi; sandık karşıtı, darbeci söylem siyaset üretemeyenlerin ortak siyaseti olarak Taksim eşkıyasının simgesi oldu. Bu şartlarda orada siyasetin önüne geçen bir durumdan söz etmek ancak militanca bir tutumun hükmü altına girmekle mümkün olabilir.

    Peki, "Bana karışma" demenin aynı zamanda toplumsal bir anlaşma zemininin de adı olan hukuktaki, etikteki karşılığı nedir?

    Kutsal kitaplar "bana karışma" diyenlerin arketiplerini ve akibetlerini bildiren örneklerle doludur.

    Örneğin "ben içki içiyorum, bana karışma istediğim yer ve zamanda içerim" demek dünyanın neresinde, hangi toplumlarda geçerlidir ki, eşkıyanın bu talebi "meşru" bir talep olsun?

    Uygar(!) Batı toplumları bile içki içmenin yer ve zamanını sınırlamışlardır. Çünkü bu konudaki sınırsızlık ancak "sapkınlığı" besler; hiçbir toplum mahdut sayıdaki sapkının belirlediği bir hayatı yaşamak istemez, istememiştir ve istemeyecektir.

    Hele hele kahir ekseriyetinin Müslüman olduğu bir toplumda yaşıyorsanız, onun kültürel kimliğine saygı göstermeye ve tutkularınızı birlikte yaşamanın bir gereği olarak buna göre gemlemeye mecbursunuz.

    Bundan "Şeriat"ı yaşamaya zorlanıyoruz" gibi bir savunmanın çıkması, çıksa da makul olması imkansızdır. Çünkü bu topraklarda yaşayanlar buraya ayak bastıkları günden beri Şeriat"la yönetilmediler, Şeriat"a uygunluğu gözeten bir örfle yönetildiler.

    Bu ülkenin insanı 1839"dan beri söz konusu örfün içinden ürettiği kültürel kimliğin Batı kültürüyle değiştirilmek istenmesi nedeniyle, kendi kültürel kimliğini korumaya "mahkum" edilmiştir. "Frenk Mukallitliği ve Şapka" risalesini şapka giyme kararının dayatılmasından önce yazdığı halde "devrime muhalefet"ten idam edilen İskilipli Atıf Hoca"nın hikayesine salt insani bir gözle bakmak bile bu mahkum edilişin boyutlarını ve sonuçlarını görmeye yeterlidir.

    Son tahlilde "demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti"nin partisi olan AK Parti"nin iktidarında bu mahkum edilmişlerin ciddi bir katkısının olduğu, AK Parti"nin de yaklaşık 175 yıldır yok edilmeye çalışılan söz konusu kültürel kimliği -halkın talebine bağlı olarak- icraatlarında gözettiği doğrudur.

    Ancak AK Parti"yi iktidara taşıyan asıl husus, halkıyla düşmanlık üzerine yapılandırılmış sistemdeki tıkanmayı açabilecek yegane kadroya sahip olmasıydı.

    Nitekim, AK Parti"nin öncelikle askeri ve sivil imtiyazları ortadan kaldırması, ekonomik refahı halkın tamamını kapsayacak şekilde düzenlemesi, alt yapı hizmetlerini ülkenin bütününe yayması da bunu belgelemektedir.

    AK Parti, bu değişimlerin yoğunluğu ve aciliyyeti nedeniyle köklü bir kültürel dönüşümü toplumdaki mevcut huzuru, kendisine oy vermeyenlerin haklarını korumak adına ertelemiştir.

    Dolayısıyla AK Parti"nin "sadece kültürel kimlik siyasetinden anladığını" söylemek ancak bir propaganda dilinin tuzağına düşmekle, toplumu ve yaşanan hayatı tanımamakla ilişkili olabilir.

    Peki, AK Parti"nin Müslümanlara mahsus bir kültürel kimlik siyasetiyle ısrarla özdeşleştirilmesinin sebebi nedir?

    Bunun cevabı çok basit: Çünkü Sayın Başbakan ve ekibi Müslümandır. Mahut eleştiri de bu nedenle onların (inançları gereği) temsil ettiklerine hükmedilen kültürel kimliğe yöneliktir.

    O kültürel kimlikse toplumsal hukuku ve etiği zorunlu sayar. "Bana karışma!" diyeni deme nedenine bakarak sapkınlıkla niteler.

    Çünkü o kültürel kimliğin mensupları, "bana karışma!" ısrarları nedeniyle Hz. Lut"un kavminin başlarına nelerin geldiğini bilirler.

    Sonuç olarak, Taksim"in entelektüel, felsefi taraftarlarının eşkıyaya destek vereğiz derken sapkınlığı onadıklarını bilememeleri yeni bir İlahi gazaba doğru dizginsizce koşmalarına delil olabilir.

    Söz konusu durumun siyasi açıdan tam karşılığı ise "kimliksiz siyaset kimliği" yani "kaos"tur. Kimliksizlik siyasetinin ötesi nedir?

    +