Rasim Özdenören

Rasim Özdenören

1940 yılında Maraş’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Maraş, Malatya, Tunceli gibi Güney ve Doğu şehirlerinde tamamladı. İ.Ü. Hukuk Fakültesini ve İ.Ü. Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalıştı. 1970-1971’de araştırma amacıyla ABD&rsqu...devamı

  • Tüm Yazıları
  • Hakkında

Bir örnek kıyafet bir örnek kafa yapısı

00:00 Aralık 07, 2008
İlkin acaba giyim kuşamda mı başladı birörnekleşme? Konfeksiyon gömlek, konfeksiyon elbise.. bu işin öncülüğünü mü yaptı diyelim?

Ayakkabılarımız birörnekleşti.

1950''li yıllarda gerçi konfeksiyon ayakkabılar yok değildi. Sümerbank mamulü ayakkabılar sanıyorum ''40''lı yıllarda bile üretiliyordu. Sağlam, tok, kaba ve sert bir ayakkabı modelini hatırlar gibi oluyorum. Fakat onlar pek yaygın değildi.

Okulda pek az çocuğun ayağında şoson vardı. Ama bu şosonlar, kumaş veya ince deriden, çoğunlukla düz topuklu, ayağı bütünüyle saran türden bir ayakkabı değildi. Onların taklidiydi, lastiktendi.

Lastik şosondan daha yaygın olanı Gislaved marka lastik çizmelerdi.

Daha sonra trençkotları gördük. Trençkotlar ilkin Amerikan gangster filmlerinde esas oğlanın üstünde göründü. Esas oğlan genelde trençkotunun yakasını kaldırmış olarak giyerdi. Kafasında fiyakalı bir fötr şapka, ağzında mutlaka yarısı içilmiş, alt dudağından sarkan bir sigara… Bu tipin kült figürü Humpry Bogart idi. Daha sonraları komiser Colomb tiplemesinde seyrettiğimiz Peter Falk: 1970''li, 80''li yıllarda, onun eski, buruşuk, hırpani trençkotu gözdeydi…

1940''lı, hatta ''50''li yılların ilkokul (şimdiki ilköğretim) öğrencileri krizet adı verilen tuhaf bir gri renkteki birörnek önlükleri iyi anımsarlar. İlkokul öğrencilerinin üniforması o tuhaf kumaştandı. Onun bir derece kalitelisi siyah saten önlüktü, fakat onu kız sanat okulu öğrencileri giyerdi.

Ortaokuldan itibaren de kız veya erkek öğrenci şapka giymek zorundaydı. Şapkaların kasnağı her okulunun kendi rengini taşıyan kurdeleyle bandajlanmıştı. Ve üniforma olarak giyilirdi. Düz lise öğrencilerinin şapka kuşağının rengi sarıydı. Yeşil sanat okulu öğrencilerine, kırmızı da ticaret lisesi öğrencilerine mahsus üniforma rengiydi.

Bu kılık kıyafeti itici ve sıkıcı bulduğumuzu söylemeyeceğim. Bilakis çekici gelirdi. Çünkü krizet önlüğün ya da okula mahsus şapkanın öğrenciye bir ayrıcalık getirdiğini düşünürdük. Bu giyim tarzının o tarihte faşizme veya komünizme göndermede bulunan bir birörnekliğin simgesi olabileceğini nereden bilelim?

Giyim kuşamdaki birörneklik acaba giderek kafa yapımıza da siniyor muydu? O giyim kuşam tarzı, aynen kafaların içini de birörnekleştirmeye mi dönüştürüyordu?

"Yerli malı Türk''ün malı/Herkes onu kullanmalı" diye başlayan marş tarzı okul şarkısını sanırım en iyi kardeşim Alaeddin''le ben söylüyor olmalıyız ki, belli bir derste öğretmen ikimizi tahtaya kaldırıp o şarkıyı söyletirdi.

Sonra yıllar geçti.

Artık birörnek giyim kuşam devlet zoruyla değil, fakat fabrikasyon üretimin gönüllü izleyicileri olarak yetişmiş olan yurttaşlar tarafından kendiliğinden yürürlüğe konuldu.

1970''li yıllardan başlayarak TV yayınlarının dünyada girmediği ülke kalmadı. Ve bütün dünya nüfusu amorf kalabalıklar haline dönüştü. Artık herkes aynı kaynaktan beslenen insanlar oldu. Birinin bildiğini herkes bilir hale geldi. Fakat herkesin bildiği şeyin konusu nedir? İşte cevabı: kimin eli kimin cebinde, kim kimi seviyor, kim kiminle itişip kakışıyor?

İnsanlar artık dünya çapında paylaşılan dedikoduları öğreniyor. Evlenmeler dünya kamuoyunun önünde gerçekleştiriliyor. Kepazelikler, kutlamalar.. her şey, zina, fuhuş, tecavüz, hırsızlık, ziyafet, fabrika açılışı, iflas, zenginlik, her şey.. herkesin, yani bütün dünya insanlarının müşahedesi altında icra ediliyor.

Bu, birörnekleşmeden de ileride duran bir tablo. Bu başka, tuhaf, alışılmamış, fakat alışmamız istenen bir şey. Alışacak mıyız ya da daha alışmadık mı? İstesek de istemesek de alışmak zorunda mı bırakılacağız?

Fakat galiba bu birörnek kafa yapısı, tıpkı birörnek kıyafet gibi bir ucundan yırtılmaya başlıyor. Özgürleşme talebi yoğunlaştıkça bireyleşme ve kişiselleşme de olgunlaşacak. Millet dilediği kıyafetle dilediği yere girip çıkmakta kendini özgür hissedecek.

    Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Şafak Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.

    Mehmet Şimşek'ten önemli açıklamalar
    EKONOMİ

    Mehmet Şimşek'ten önemli açıklamalar

    Brezilya'ya şok
    EKONOMİ

    Brezilya'ya şok

    YÖK 45 fakülteye dekan atadı
    GÜNDEM

    YÖK 45 fakülteye dekan atadı

    13 günde 160 bin kişi
    EKONOMİ

    13 günde 160 bin kişi

    'Kadın Gözüyle Hayattan Kareler'
    HAYAT

    'Kadın Gözüyle Hayattan Kareler'

    Sevilla-Shakhtar Donetsk: 3-1
    SPOR

    Sevilla-Shakhtar Donetsk: 3-1

    Dinin afeti: Cahil sofular
    RAMAZAN

    Dinin afeti: Cahil sofular

    Abdestin Önemi
    RAMAZAN

    Abdestin Önemi

    Peygamberlerin semadaki yerleri
    RAMAZAN

    Peygamberlerin semadaki yerleri

    Cennete ilk girecek kişi
    RAMAZAN

    Cennete ilk girecek kişi

    Efendimizin yasakladığı 4 şey
    RAMAZAN

    Efendimizin yasakladığı 4 şey

    Faiz
    RAMAZAN

    Faiz

    Din ehlinin 3 felaketi
    RAMAZAN

    Din ehlinin 3 felaketi

    Hud(a.s.)'un kavmi
    RAMAZAN

    Hud(a.s.)'un kavmi

    Allah bizi görüyor
    RAMAZAN

    Allah bizi görüyor

    Münafığın Alametleri
    RAMAZAN

    Münafığın Alametleri

    Bir örnek kıyafet bir örnek kafa yapısı

    İlkin acaba giyim kuşamda mı başladı birörnekleşme? Konfeksiyon gömlek, konfeksiyon elbise.. bu işin öncülüğünü mü yaptı diyelim?

    Ayakkabılarımız birörnekleşti.

    1950''li yıllarda gerçi konfeksiyon ayakkabılar yok değildi. Sümerbank mamulü ayakkabılar sanıyorum ''40''lı yıllarda bile üretiliyordu. Sağlam, tok, kaba ve sert bir ayakkabı modelini hatırlar gibi oluyorum. Fakat onlar pek yaygın değildi.

    Okulda pek az çocuğun ayağında şoson vardı. Ama bu şosonlar, kumaş veya ince deriden, çoğunlukla düz topuklu, ayağı bütünüyle saran türden bir ayakkabı değildi. Onların taklidiydi, lastiktendi.

    Lastik şosondan daha yaygın olanı Gislaved marka lastik çizmelerdi.

    Daha sonra trençkotları gördük. Trençkotlar ilkin Amerikan gangster filmlerinde esas oğlanın üstünde göründü. Esas oğlan genelde trençkotunun yakasını kaldırmış olarak giyerdi. Kafasında fiyakalı bir fötr şapka, ağzında mutlaka yarısı içilmiş, alt dudağından sarkan bir sigara… Bu tipin kült figürü Humpry Bogart idi. Daha sonraları komiser Colomb tiplemesinde seyrettiğimiz Peter Falk: 1970''li, 80''li yıllarda, onun eski, buruşuk, hırpani trençkotu gözdeydi…

    1940''lı, hatta ''50''li yılların ilkokul (şimdiki ilköğretim) öğrencileri krizet adı verilen tuhaf bir gri renkteki birörnek önlükleri iyi anımsarlar. İlkokul öğrencilerinin üniforması o tuhaf kumaştandı. Onun bir derece kalitelisi siyah saten önlüktü, fakat onu kız sanat okulu öğrencileri giyerdi.

    Ortaokuldan itibaren de kız veya erkek öğrenci şapka giymek zorundaydı. Şapkaların kasnağı her okulunun kendi rengini taşıyan kurdeleyle bandajlanmıştı. Ve üniforma olarak giyilirdi. Düz lise öğrencilerinin şapka kuşağının rengi sarıydı. Yeşil sanat okulu öğrencilerine, kırmızı da ticaret lisesi öğrencilerine mahsus üniforma rengiydi.

    Bu kılık kıyafeti itici ve sıkıcı bulduğumuzu söylemeyeceğim. Bilakis çekici gelirdi. Çünkü krizet önlüğün ya da okula mahsus şapkanın öğrenciye bir ayrıcalık getirdiğini düşünürdük. Bu giyim tarzının o tarihte faşizme veya komünizme göndermede bulunan bir birörnekliğin simgesi olabileceğini nereden bilelim?

    Giyim kuşamdaki birörneklik acaba giderek kafa yapımıza da siniyor muydu? O giyim kuşam tarzı, aynen kafaların içini de birörnekleştirmeye mi dönüştürüyordu?

    "Yerli malı Türk''ün malı/Herkes onu kullanmalı" diye başlayan marş tarzı okul şarkısını sanırım en iyi kardeşim Alaeddin''le ben söylüyor olmalıyız ki, belli bir derste öğretmen ikimizi tahtaya kaldırıp o şarkıyı söyletirdi.

    Sonra yıllar geçti.

    Artık birörnek giyim kuşam devlet zoruyla değil, fakat fabrikasyon üretimin gönüllü izleyicileri olarak yetişmiş olan yurttaşlar tarafından kendiliğinden yürürlüğe konuldu.

    1970''li yıllardan başlayarak TV yayınlarının dünyada girmediği ülke kalmadı. Ve bütün dünya nüfusu amorf kalabalıklar haline dönüştü. Artık herkes aynı kaynaktan beslenen insanlar oldu. Birinin bildiğini herkes bilir hale geldi. Fakat herkesin bildiği şeyin konusu nedir? İşte cevabı: kimin eli kimin cebinde, kim kimi seviyor, kim kiminle itişip kakışıyor?

    İnsanlar artık dünya çapında paylaşılan dedikoduları öğreniyor. Evlenmeler dünya kamuoyunun önünde gerçekleştiriliyor. Kepazelikler, kutlamalar.. her şey, zina, fuhuş, tecavüz, hırsızlık, ziyafet, fabrika açılışı, iflas, zenginlik, her şey.. herkesin, yani bütün dünya insanlarının müşahedesi altında icra ediliyor.

    Bu, birörnekleşmeden de ileride duran bir tablo. Bu başka, tuhaf, alışılmamış, fakat alışmamız istenen bir şey. Alışacak mıyız ya da daha alışmadık mı? İstesek de istemesek de alışmak zorunda mı bırakılacağız?

    Fakat galiba bu birörnek kafa yapısı, tıpkı birörnek kıyafet gibi bir ucundan yırtılmaya başlıyor. Özgürleşme talebi yoğunlaştıkça bireyleşme ve kişiselleşme de olgunlaşacak. Millet dilediği kıyafetle dilediği yere girip çıkmakta kendini özgür hissedecek.

    Bir örnek kıyafet bir örnek kafa yapısı

    +