Bu köşeciğin müdavimleri bilirler, "Dumanlı Zamanı"nın başı çektiği bir kampanyaya feveran etmiş, "İran"la savaşalım mı derdiniz nedir?" demiştim.

Kasr-ı Şirin Antlaşması"ndan (1639) beri barış içinde yaşadığımız İran"la adeta savaşmamız isteniyordu.

Kampanyaya İranlı ajan hemşirelerden Ağrı"daki "çoban ajanlara" kadar enva-i çeşit tezviratla fasılasız devam ediliyordu.

"Tamam, İran sorumsuz, İran mezhepçi, İran şu İran bu..." demiştim, 11. 08. 2012 tarihli söz konusu yazımda, "Ne yapalım peki? İran"la savaşalım mı, derdiniz nedir?"

Dertleri bitmiyordu.

Hazretleri sadece İran"la savaşmamız kesmiyordu. Suriye"ye de bizzat girmemizi istiyorlardı.

O tarihlerdeki "Dumanlı Zamanı"nı açın bakın, neler yazıp çizdiklerini göreceksiniz.

Sanki dersin "güneyde sevilen ülke" için mıntıka temizliği yapılmak isteniyordu.

Kimsenin günahını almayayım, belki de "güneyde sevilen ülkenin" bölgedeki istekleriyle "Dumanlı Zamanı"nın vizyonu çakışıyordu.

Bu gazetenin Abdülhamit Bilici adlı bir köşe yazarı, 05 Şubat 2012 tarihinde, şöyle bir "twit" atmıştı: "Bildiğim kadarıyla Türkiye"nin önünde BM kararı dışında da belli gelişmelere bağlı olarak Suriye"ye müdahale seçenekleri var."

Hülasa savaş istiyorlardı.

Lakin umdukları olmadı, Erdoğan tuzağı gördü ve frene bastı.

Suriye"ye BM kararını beklemeden müdahale etseydik, Erdoğan"a "Nobel Barış Ödülü" verilecekti zahir.

Savaşmayınca "diktatör" ilan edildi.

Suriye"ye savaş açmamanın bedellerinden (Çandar bunu "maliyet" tesmiye etmişti) biri olarak Reyhanlı kat- liamı (11 Mayıs 2013) yaşandı.

Yetmedi, "bütün bölgeyle kavgalıyız" şeklinde propaganda edilmeye başlandı.

Birleşmiş Milletler kararını bile iplemeden Suriye"ye savaş açmanın seçeneklerinden bahsedenler 17 Aralık ihaneti ardından da, Türkiye"yi teröre destek veren ülkeymiş gibi göstermek için MİT TIR"larına saldıranları canhıraş bir şekilde arkaladılar.

"Dumanlı Zamanı"nın aynı adlı yazarı dünkü yazısında da Türkiye"nin IŞİD"i arkaladığını yazdı.

Rehineler kurtarıldıktan sonra da artık Türkiye"nin hiçbir bahanesi kalmadığını, ABD"nin emir eri pozisyonu alması gerektiğini ihsas etti.

IŞİD terör eylemlerini Türkiye"nin içine taşısın, bu sefer de (tıynet ve cibilliyet gereği) Ortadoğu bataklığına neden girdiniz diyecekleri besbelli.

BM kararı olmadan Suriye"ye müdahale etmenin seçeneklerinden bahseden mezkur yazısında "IŞİD kimin problemi?" sorusu etrafında gerçekten de müthiş "çözümlemeler" yapmış.

En büyük yanlış IŞİD"i Batı"nın meselesiymiş gibi görmekmiş. IŞİD bizim meselemizmiş. (Biraz daha utanmazlık yapsa, yegâne sorumlusu biziz diyecek ya neyse.)

Peki IŞİD niye bizim meselemiz oluyor?

Maklubeci hazret, IŞİD"in sosyolojik tabanının teolojik bir analizini mi yapmış yoksa?

Yok, hayır.

Zaten böyle bir şey yapmaya kalkışmış olsa, "azgın ve çatışmacı mezhepçi" olarak evvela kendilerini sorgulamaları icap ederdi.

İki yıl evvel kaleme aldığı bir yazıdaki gibi (100 İranlı ajan Türkiye"ye sızmış da PKK"yla irtibat kurmuş da...) nevi şahsına münhasır bilgiler mi ele geçirmiş?

Hayır, bu da değil.

O halde nasıl keşfetmiş IŞİD"in bizim meselemiz olduğunu?

Nasıl keşfedecek, Sözcü veya Hürriyet veya Aydınlık gibi keşfetmiş işte.

Kocaeli"nden şu kadar insan katılmış da, Antepli Hasan"ın 27 yaşındaki oğlu şöyle demiş de, bir IŞİD komutanı Washington Post"a şu açıklamayı yapmış da bilmem ne!

Ona bakarsan Fransa"dan veya İngiltere"den IŞİD"e katılanların sayısı Kocaeli"nden katılanlardan kat be kat fazla (aynı mantıkla) IŞİD niye Fransa"nın veya İngiltere"nin sorunu olmuyor?

Daha doğrusu, Fransa veya İngiltere medyasında neden IŞİD bizim meselemiz diyen çıkmıyor?

Maklubeci yazarları olmadığı için mi?

Ne diyelim, İngilizler, Fransızlar ve hatta Amerikalılar "IŞİD bizim meselemiz" diyen yazarlarımız niye yok diye dizlerini dövseler yeridir.

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.