1991 seçim kampanyasını yolsuzluklarla mücadele üzerine kurmuştu Süleyman Demirel.

Meydanlarda, seçim otobüsünün üzerinden beline kadar sarkıyor, elindeki dosyaları sallayarak,  ”Elimde Koskotas dosyaları var, hesabını soracağım” diyordu.

Seçimden sonra Demirel’in Başbakanlığında DYP-SHP koalisyon hükümeti kuruldu.

Meydanlarda, ”yolsuzlukların hesabını soracağım” sözünü veren Demirel, Koskotas dosyalarını bulmaları için Devlet Bakanı Orhan Kilercioğlu’nun başkanlığında bir ekip kurdu.

140 dosya tespit edildi.

Bunların bir kısmı Yüce Divan’a sevk edildi.

Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in ismi üzerinden gündeme getirilen “Göçmen Konutları”yla ilgili Meclis’teki görüşmeleri izlemiştim.

Cemil Çiçek o dönem milletvekili değildi. Meclis Genel Kurulu’na gelip kendini savunmadı. Sadece Ercüment Konukman’ı hatırlıyorum.

Jivkov döneminde Bulgaristan’dan sürülen soydaşlarımız için, ”Göçmen konutları” nın yapılması gündeme gelince, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu ile Avrupa İskan Fonu'ndan para aktarılmıştı. Başbakan Yıldırım Akbulut, Adnan Kahveci, Lütfullah Kayalar ve Cemil Çiçek’in Göçmen konutlarıyla ilgisi, her iki fondan kaynak aktarılmasına karar veren 10 kişiden oluşan komitenin üyesi olmalarıydı.

4 bakanla ilgili Yüce Divan tartışması farklı noktalara çekilmeye başlandı. Meclis Başkanı Cemil Çiçek, “Yüce Divan’a gitmezlerse bu konu sürekli tartışılır” sözü üzerinden hedef tahtası haline getirilmeye çalışıldı.

Meclis Başkanı Çiçek’le konuştum.

“Hakkımda Yüce Divan tartışması yapıldığı sırada ben milletvekili değildim. Mensup olduğum parti iktidarda değil, muhalefetteydi. Ben Meclis Genel Kurulu’na giderek kendimi savunmadım” dedi ve ekledi, ”Ben o dosyaların tekrar açılmasından yanayım. Gelir hesabımı veririm.”

Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in bu sözlerini isterseniz bir çağrı olarak kabul edin, isterseniz meydan okuma...

Haklarında soruşturma komisyonu kurulan 4 eski bakan arasında şimdiye kadar Erdoğan Bayraktar açıklama yaptı. Kimi zaman içinde çelişkiler barındırsa da Erdoğan Bayraktar, ısrarla Yüce Divan’a gitmekten korkmadığını söylüyor. O zaman git. Bir sorunu bu kadar etrafa yaymanın anlamı ne? Bayraktar, 17 Aralık darbe girişiminin ortalığı kasıp kavurduğu bir sırada NTV’ye bağlanıp, ”Soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan’ın onayıyla yapıldı. Bu minval üzere bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa ettiğimi açıklıyorum. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için Sayın Başbakan’ın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyor, yüce milletime saygılar sunuyorum” demişti

Diğer 3 bakan şu ana kadar komisyon dışında hiçbir yerde konuşmadılar. Dün İçişleri eski Bakanı Muammer Güler’le konuştum. “Soruşturma komisyonu gizli olduğu için şimdiye kadar sustum. Ama 6 Ocak’tan itibaren konuşacağım. Televizyonlarda yayınlara çıkacağım. Benim de anlatacaklarım var” dedi. 

17 Aralık operasyonu ile gözaltına alınanlara sorgu sırasında polis, ”Biz bu parayı alıyorduk. Başbakan’a kadar gidiyordu’ de seni bırakalım” diye teklifte bulunmuştu.  Hiçbiri bu ahlaksız teklifi kabul etmedi.

Yüce Divan konusunda üç eğilim söz konusu.

1- 17 Aralık operasyonu için darbe girişimi dedik. Bu tezle millete gittik. Millet bizi onayladı. Şimdi 4 bakanımızı Yüce Divan’a sevk edersek, darbe iddiamız inandırıcı olmaz. Operasyonu yapan Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı tutuklu, operasyona katılan polislerin bir kısmı ise meslekten men edilmek suretiyle cezalandırıldı. 17 Aralık savcısı Celal Kara’nın dosyası ise ihraç talebiyle HYSK’nın önünde. Ayrıca 17 Aralık’la ilgili, ”Usulüne uygun delil toplanmadığı, suçun unsurlarının oluşmadığı ve örgüte rastlanmadığı” gerekçesiyle takipsizlik kararı verildi. Takipsizlik kararı verilen bir davada 4 bakanı Yüce Divan’a sevk etmek suretiyle neden cezalandıralım.

2- 4 bakan hakkında soruşturma komisyonu AK Parti’nin önergesi ile kuruldu. Bizim bu konuda veremeyeceğimiz bir hesabımız yok. AK Parti, Yasaklar, Yoksulluk ve Yolsuzlukla olmak üzere üç Y’ ile mücadeleyi esas alan bir parti. Biz yola, ”Erdemliler” hareketi olarak çıktık. Adımızda AK olduğu gibi alnımız da ak. Bu nedenle 4 arkadaşımız Yüce Divan’a gidip, orada aklansın. Eğer biz Yüce Divan’a sevk etmez, Meclis çoğunluğumuza dayalı olarak karar alırsak, bu siyaseten peşimizi bırakmaz.

3- 12 Haziran 2015 seçimlerine 7 ay gibi kısa bir süre kalması nedeniyle, geliştirilen “Üçüncü Yol Formülü” ise şöyle: Seçim kampanyası sırasında 4 bakanımızla ile Yüce Divan süreç başlayacak. Her gün yeni bir duruşma nedeniyle AK Parti Yüce Divan üzerinden gündeme gelecek. Yüce Divan tablosu seçim sürecinde AK Parti’ye zarar verecek. Süre kısıtlı olduğu için kendimizi anlatmakta zorlanacağız. Bu nedenle, ”Soruşturma Komisyonu Yüce Divan’a sevkine gerek görülmemiştir” kararı versin. Sorun komisyonda çözülsün. Genel Kurul’a gelirse, aynı yönde oy kullanıp, Yüce Divan’a sevk etmeyelim ama eş zamanlı olarak, “Şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele” paketi çıkaralım. Yolsuzluklarla mücadele konusunda ne denli kararlı olduğumuzu anlatalım.

Peki Yüce Divan konusunda bu hareketin doğal lideri ve 17-25 Aralık darbe girişiminin muhatabı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan ne düşünüyor? Bu konuda Cumhurbaşkanı’nın bir beyanı olmadı. O nedenle Erdoğan’a dayandırılacak yorumlar en azından bu aşamada niyet okuyuculuğu olur.

Başbakan Davutoğlu, meydanlarda, ”Hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa kolunu keserim” diyen Hazreti Peygamber'in yaklaşımını sergiliyor. CNN Türk, ayrıca Başbakan’ın, 4 eski bakanla görüşmesi sırasında, ”Yüce Divan’a siz gitmek isteyin, bunu da açıklayın” dediğini yazdı.

AK Parti şimdiye kadar çok önemli sınavlardan yüzünün akıyla çıktı. Bu kez kendi değerleriyle imtihan oluyor.  

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.