“Kadının Adı yok” Duygu Asena’nın romanıydı.

Ülkede henüz 12 Eylül’ün izleri silinmediği bir dönemde yazmıştı.

Başörtüsü zulmünün devam ettiği yıllarda sadece kadının adı olmadığını öğrendim. Başörtülüyse “Kadının hakkı da yok”tu.

Hitler’in, ”Gaz odaları”ndan mülhem,  “İkna Odaları” icat edildiğinde, kızlarımızın okullarından atıldığında, Meclise sokulmadıklarında bu gerçek bir kamçı gibi yüzümüzde patladı durdu.

Beyaz efendilerin, silah kölelerinin sırtında şaklattığı kamçı bu kez, ”Kabataş Gelini” oldu, ekranlardan, gazete köşelerinden Elif Çakır’ın, benim sırtımızda şaklatılmak isteniyor.

“Kabataş Gelini” diyorlar.

Onun bir adı var.

Zehra Develioğlu...

İstanbul’da ünlü bir ailenin gelini, dahası bir bebeğin annesi, bir kocanın eşi ve bu toplumun saygın bir bireyi...

Kabataş Gelini demelerinin bir nedeni var.

Türlü efsanelere sarıp pazarlamaya çalıştıkları Gezi eylemleri sırasında şehir eşkıyalarının tacizine uğramış bir kadın o.

Başına gelenleri sineye çekip, köşesinde oturmak yerine yargıya başvurmuş.

Adli tıbba gitmiş, rapor almış.

Bunları da mahkemeye sunmuş.

Başka kadınların başına gelmemesi için yaşadıklarını hemcinsi olan gazetecilerle paylaşmış.

Ama şunu bilememiş.

Beyaz efendilerimizin kitabında, başörtülülerin hak arama gibi bir haklarının olmadığını bilmeyerek cahilce bir davranış içine girmiş.

Zehra Develioğlu nasıl büyük bir suç işlemiş, nasıl büyük bir hadsizlikte bulunmuş bilemezsiniz.

14 Haziran 2013 tarihinde Türkiye Cumhuriyet vatandaşlığının kendisine tanıdığını düşündüğü hak çerçevesinde yine vatandaşı olduğuna inandığı Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerine başvurarak şikayetçi olmuş.

5 Haziran 2013 tarihinde Adli Tıp Kurumu’ndan aldığı resmi raporu da suç duyurusuna ek olarak sunmuş.

Vay sen misin bunu yapan...

Sanki Zehra Develioğlu cinayet işlemiş.

Zehra Develioğlu’nun başına gelenlere duyarsız kalmayan gazeteciler ise suçun büyüğünü işlemiş.

Yayınlanan bir MOBESE görüntüleri üzerinden Kabataş gelini ikinci bir tacize, ikinci bir linçe uğradı.

Beyler her sabah yeni bir kadın cinayetiyle uyanmıyor muyuz bu ülkede.

Onun savunan gazetecilerin maruz kaldığı taciz ve linç ise devam ediyor.

Onlardan biri Elif Çakır.

Biri de benim.

Bizim suçumuz neymiş?

Bir kadına yönelik tacize dikkat çekmek.

Bir annenin maruz kaldığı saldırıya tepki göstermek.

Liberal düşünce adamı Atilla Yayla, o tarihte bir değil birçok Kabataş olayının yaşandığını yazdı.

Gezi olayları sırasında Hürriyet Gazetesi’nden Ayşe Arman, Yeşil Sönmez isimli başörtülü kadının 9 yaşındaki kızı Zeynep’le birlikte göstericiler tarafından etraflarının nasıl sarılıp, tavalarla kafasına vurulduğunu anlattığı bir söyleşiyi yayınladı.

Yine ben aynı tarihlerde Yeni Şafak’ta diplomasi muhabirimiz Aynur Ekiz’in Kızılay’da maruz kaldığı küfürleri ve linç psikolojisiyle hareket eden kalabalıklar ortasındaki çaresizliğini aktardım.

Bu insanlar hayatta.

MOBESE görüntüleri yayınlandıktan sonra Zehra Develioğlu, Anadolu Ajansının kameralarına yaşadıklarını tekrar anlattı, görüntüleri yorumladı.

Ama bilmemişiz.

Savcılığa suç duyurusunda bulunulması, Adli Tıp raporunun olması, kendi beyanı haber yapmak için yeterli değilmiş.

Eğer Başörtülüyse bu insan beyaz efendilerimizin ikna olması için DNA testi yaptırması, MOBESE görüntüleri bulup, çamaşırlarını da kanıt olarak önlerine koymalıymış?
Tacize uğrayan her kadından MOBESE kayıtları mı isteyeceksiniz?

Tacize uğrayanın suçlanıp, tacizcilerin aklanmaya çalışıldığı bir kafa yapısı.

Sanki bu ülkede tacize uğrayan her kadın, bunu ispatlayabilecek MOBESE kayıtlarına sahip oluyor gibi.

Bir tecavüz sanığı çıksa mahkemeden MOBESE kaydı yok, ben bu suçu işlemedim dese ne diyeceksiniz?

Tacize uğrayan bir kadına sahip çıkan gazetecilerin linç edilip, haklarında suç duyurularının yapıldığı bir durumla karşı karşıyayız.

CHP’li Oğuz Oyan, Elif Çakır ve benim hakkımda suç duyurusunda bulunmuş.

Tacize uğramış başörtülü kadını savunduğum için hakkımda yaptığınız suç duyurusu benim için onurdur.

Bu affedilmez büyük suçumdan dolayı ceza alırsam hapis yatmak benim için şeref vesilesidir.

Tacize maruz kalmış bir anneyi savunduğumuz için hakkımızda suç duyurusunda bulunmak ise sizin için utanç vesilesi olacaktır.

Sadece bir MOBESE görüntüsü üzerinden bir tacizi, bir annenin bebeğiyle birlikte yaşadığı travmayı yok sayamazsınız. Bir görüntü üzerinden bir olayı çürütemezsiniz.

TCK’da ya CMK’nın hangi maddesinde suçun oluşması için MOBESE görüntüleri ispat etmeniz gerekiyor diye bir hüküm mü var. Yasada olmayan bir hükmü siz mi icat ettiniz?

Ekranlarda, “Yargılanacaksınız” diye başörtülü gazeteciler Elif Çakır’a, Halime Kökçe’ye  parmak sallayanlar.

Günde binlerce kadınımızın, kızımızın tacize uğradığı bu ülkede, her gün bir kadının vahşice katledildiği bir dönemde insanlık dışı davranışlar ortaya koydunuz.

Tacize uğrayan kadınlara dahi başörtülü diye ayrımcılık yapıyorsunuz.

Başörtülü kadın tacize uğrarsa bunu MOBESE kayıtları ile size ispat etmek zorunda mı?

Böyle bir zihniyet olur mu?

Şunu bilin ki bu tutumunuzla Kabataş gelinine ikinci tacizde de siz bulundunuz.

Bu tarihten itibaren sizi “ekran tacizcileri” olarak ilan ediyorum.

Asıl taciz, sizin kafalarınızın içinde.

Asıl taciz, sizin tacize uğrayan kadınları başı örtülü başı açık diye ayıran zihniyetinizde.

Şunu bilin ki, Cumhurbaşkanı da sahip çıkmasa, siyasi irade dahi arkamızda durmasa.

Başörtülü ya da başı açık demeden kadınlarımızı savunmaya devam edeceğiz.

Zehra Develioğlu’nu savunmak benim için bir onurdur.

Hepinize meydan okuyorum. Elinizden geleni arkanıza koyarsanız namertsiniz.

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.