Çözüm süreci açısından önemli günlerden geçiyoruz. Kimin gerçekten çözüm istediği, kimin çözümü engellediğinin anlaşılması için ibret verici gelişmeler yaşanıyor.

Kandil, Öcalan’ı açığa düşürme pahasına, silahsızlanma çağrısı yapılmasını engelliyor.

HDP, Kandil’in yanında durmak suretiyle, Öcalan’ın mesajını kamuoyuyla paylaşmıyor.

Çözüm süreciyle ilgili yürütülen temaslarda önemli bir aşamaya gelinmişti.

Çünkü çözüm adına talep edilen konularda bir anlayış birliği oluşmuştu.

Bunlar neydi?

1-Sayıları 50 civarında olan hasta hükümlüler

2-İmralı’daki mahkumların değişimi

3-İzleme Kurulu’nun oluşturulması.

İzleme Kurulu’nun oluşturulması için, adı üstünde çözüm adına  “İzleme” yapabileceği bir gelişmenin olması gerekiyordu. Dünya örneklerinde de geri çekilme, silah bırakma gibi aşamalarda görev yapıyor, izleme kurulları. 2012 sonu itibariyle çözüm sürecinin ilk aşamalarında da geri çekilme takvimlendirilirken, Kandil, kış şartlarını ileri sürerek, geri çekilmeyi 2013 yılı Mayıs ayına çekmişti. 8 Mayıs 2013 tarihinde de geri çekilmenin ilk aşamasının başlayacağı ilan edilmişti.

Bu kez de izleme komitesinin oluşturulması için geri çekilme gündeme getirilince, “Kış ayları nedeniyle geri çekilmeyi başlatamayız” gerekçesi ileri sürüldü. Ayrıca, ”Madem geri çekilenler silah bırakıp geri dönecekler, o zaman geri çekilme yerine Türkiye topraklarında silahsızlanmaları üzerinde çalışılmalı” önerisi geldi. Bu da üzerinde çalışılabilir bulundu. Ama bir irade beyanına ihtiyaç vardı. Çözüm sürecinin amacı PKK’nın silahlı mücadeleyi bırakması değil mi?

Öcalan, PKK’nın silahlı mücadeleyi bırakması yönünde  irade beyanında bulundu.

4 Şubat 2015 tarihinde kendisini ziyaret eden HDP heyetine yazılı bir metin verdi. O metinde aynen şöyle yazıyor.

“Silah miadını doldurdu. Kürt hareketi yoluna demokratik siyasetle devam edecek. Ben de Nevruz’da PKK’yı silahlı mücadeleyi bırakmak üzere kongre toplamaya çağıracağım.”

Ancak sadece Öcalan’ın irade beyanıyla yetinilmemesi konusunda HDP ile hükümet arasında bir görüş birliğine varıldı. Buna göre çözüm sürecinden sorumlu Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın başkanlığında hükümet ve AK Parti temsilcilerinin de katılımıyla ortak bir irade beyanında bulunulacaktı. Açıklanacak metin hazırlanmış, açıklamada bulunacak isimler belirlenmişti. Açıklamanın birkaç dilde yapılması konusunda dahi mutabakata varılmıştı.

Ankara’da açıklama yapılacak olan mekan hazırlanırken, Öcalan’ın mesajı Kandil’den veto yedi.

Böylece 2013 Nevruz’un da “Silahlı mücadele dönemi bitti, siyasi mücadele dönemi başladı” diyen Öcalan’ın, 2 yıl sonra benzer ifadelerini içeren mesajı, Kandil’in karşı koyması üzerine açıklanamadı.

Peki o zaman 2 yıldır PKK hareketi ile Hükümet ne görüşüyor? Çözüm süreci PKK’nın silahlı mücadeleyi bırakması, hükümetin ise demokratik mücadelenin önünü açacak yasal zemini oluşturması ve Kürt sorunun çözümünün silahlı değil, sivil siyasetle yapılması gerçeği üzerinden yapılmıyor muydu?

Kandil’in, Öcalan’ın  silahların bırakılması çağrısına karşı direnmesini iyi analiz etmek gerekiyor.

1-Kandil, PKK’nın yaşayan lideri olan Öcalan’a karşı operasyon çekiyor. Böylece silahı elinde tutan Kandil aracılığıyla Öcalan, örgüt liderliğinden doğal liderlik pozisyonuna  savruluyor.

Öcalan silah bırakma çağrısı yaparken, bunu engelleyen Kandil böylece, PKK liderini yaptırım gücü olmayan, örgütü üzerinde söz sahibi sınırlı olan, göstermelik, doğal bir lider konumuna itiyor.

Tabi bu durum ileride şunu getirir. Eğer Öcalan’ın örgüt üzerinde etkisi yoksa devlet onunla niye görüşsün?

2-Çözüm süreci adına yürütülen görüşmelerin bir maksadı var. Bu görüşmeler silahsızlanma için yapılmıyor mu? Barışı engelleme adına  Kandil’in ileri sürdüğü gerekçelerin çözümün mantığı açısından bir gerekçesi var mı?

Etna yanardağı harekete geçse, çözümü engellemek için bu kez ona sığınacaklar?

3-Kandil, HDP’nin barajı aşmasını istemiyor. Siyasi kanadın güçlenerek, silahlı mücadelenin önüne geçmesini engellemek istiyor.

Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, ”Türkiyelileşme” projesiyle Kürt siyasi hareketinin tarihindeki en iyi oranı yakalamıştı. Barajı aşabilmek için Türkiye’nin batısından da oy almayı planlayan HDP, silahlı mücadelenin bırakıldığı barış ortamında, Türkiyelileşme tezinde samimi olduğunu gösterip, Türkiye’nin batısından da oy isteyebilirdi. Türkiye’de seçmen tercihleri 3 ay önceden netleşiyor. Şubat ya da Mart ayında silahsızlanma kararının açıklanması HDP’nin elini güçlendirirdi. Bu tercih edilmedi. Kandil bir yanda silahı, siyasetin üzerinde bir gölge gibi tutmayı tercih etti. Bu durumda  HDP, Türkiye’nin batısına kan dökmüş silahlı bir terör örgütü olan PKK’nın gölgesi altında gidecek. O zaman HDP nasıl Türkiyelileşecek? Sen hem silahı bırakmıyorsun hem ben Türkiye Partisi olacağım diyorsun. Samimiyet bunun neresinde? O zaman sormazlar mı adama, elinde silahı tutarak mı Türkiye Partisi olacaksın?

HDP, Öcalan’ın silahsızlanma çağrısını kamuoyuna açıklamamak ve Kandil’in silahlı mücadeleye devam eden tutumunun yanında saf tutmakla tercihini İmralı’dan yana değil, Kandil’den yana yaptı. Böylece, kendisini silahlı mücadeleyi tercih eden bir siyasi parti konumuna düşürdü.

Oysa, çözüm süreciyle birlikte PKK’ya ve onun siyasi uzantısı olan HDP’ye, barış adına onurlu bir çıkış sunulmuştu. Ancak Kandil buna fırsat vermedi. Gelinen aşamada iki sorunun cevabının verilmesi gerekiyor?

1-HDP, Öcalan’ın kendilerine teslim ettiği mesajı niye açıklamıyor?

2-Mesajının açıklanmasını engellemek ve silahsızlanma çağrısını boşa çıkarmak suretiyle Kandil, Öcalan’ın liderliğini tartışır hale mi getiriyor?

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.