YazarlarReel ekonomiye faiz kıskacı

Reel ekonomiye faiz kıskacı

Ahmet Ulusoy
AhmetUlusoyGazete Yazarı

Son gelen veriler ekonomik istikrarda kısmi bir bozulma başladığı izlenimi vermektedir.

Enflasyon ve döviz kurlarının seyrine bakıldığında bu bozulma çıplak gözle görülebilmektedir, zira enflasyon ve döviz kuru ekonominin gidişatını bütünüyle etkileyen iki önemli değişken.

Burada kilit rolü Merkez Bankasının oynadığını belirtelim. Enflasyonu önlemek için sıkı duruşunu devam ettiriyor. Bu nedenle piyasada nakit sıkışıklığı var (kredi/mevduat oranları yüzde 150’lere yaklaşmış) ve faiz oranları yükseldi.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ahmet Ulusoy : Reel ekonomiye faiz kıskacı
Haber Merkezi03 Kasım 2017, CumaYeni Şafak
Reel ekonomiye faiz kıskacı yazısının sesli anlatımı ve tüm Ahmet Ulusoy yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

**

Son dönemde büyük ölçüde geç likidite penceresinden piyasalar fonlanmakta ve faiz oranı 27 Nisandan bu yana sabitlenen yüzde 12.25 düzeyini korumaktadır.

Merkez Bankasının sıkı para politikası duruşu sonucu izlenen yüksek faiz politikası Hazinenin borçlanma imkanlarını da etkiliyor. Merkez Bankasının belirlediği faizlerle piyasa faizleri ve hazine borçlanma faizleri arasında doğrusal bir ilişki var (bu ilişki aşağıdaki grafikte net olarak görülmektedir).

REKLAM

Merkez Bankasının uyguladığı yüksek faiz politikasıyla yüzde 7-9 aralığında seyreden tahvil faizleri yılbaşından itibaren yüzde 11-13 aralığında seyretmektedir. Hatta 2 yıllık gösterge faizi pazartesi günü 13.50’den kapandı.

Hazinenin 2017 yılı iç borçlanma hedefi 100 milyar lira civarında idi. Oysa eylül ayında bu hedefe ulaşıldı. Bunun anlamı, Merkez Bankasının yönettiği yüksek faiz politikası sonucu 3-4 puan artan borçlanma faizleri nedeniyle hazinenin sadece bir yıllık 2.5-3 milyar liralık ilave bir maliyet altına gireceğidir.

Zaten torba yasada hükümete ek 37 milyar lira borçlanma yetkisi veren kanun maddesinin arkasında da tutmayan bütçe hedefleri (içinde tutmayan faiz hedefleri de var) yatmaktadır. 

**

Bir taraftan hükümet yüksek ekonomik büyüme gerçekleştirmek için yatırımları teşvik ediyor: Kredi Garanti Fonu (KGF) kanalıyla piyasaya kaynak aktarıyor (bütçe dengelerini bozuyor).

REKLAM

Buna karşılık MB yüksek faiz politikasıyla kredi maliyetlerini artırıp özel-reel sektör yatırımlarını (kredi kullanımını) engelliyor/azaltıyor ve yüksek düzeylerde ilave faiz maliyeti yüklüyor.

Tabii ki bu engellemenin arkasında bilinçli bir politika yok, ama sonuçları itibariyle bütün ekonomik dengeleri olumsuz etkiliyor.

**

Gelinen nokta şu:  Merkez Bankası sıkı para politikası uyguluyor. Piyasaları yüksek faizle fonlayarak likiditeyi daraltıyor. Amaç enflasyonu kontrol altına almak. Ama revize edilmesine rağmen enflasyon hedefinden ciddi sapmalar var.

Yüzde 70-80’lerde kronik hale gelen enflasyonla uzun süre yaşayan bir ülkede enflasyonu tek haneli rakamlara indirebilmek önemli bir başarıdır.

Bununla beraber, yüzde 5’ler düzeyini hedef koyup sürekli hedef ıskalanması ise bir yerlerde yanlış yapıldığının göstergesidir.

REKLAM

**

Yüksek faizlerle tasarrufların artırılacağı (toplumsal doku uyuşmazlığı), kurların baskılanacağı doğru değildir (en azından Türkiye verileri bunu gösteriyor).

Faiz bir maliyet unsurudur ve fiyat artışlarının temel belirleyenidir.  Bu nedenle merkez bankasının ve BDDK’nın birlikte bankaların mevduat dışında ucuz kaynak bulmalarını sağlayarak kredi olanaklarını genişletmeleri gerekmektedir.

Piyasadan likiditeyi çekerek merkez bankası senyoraj hakkını bir anlamda kaydî para yaratan bankalara devretmektedir.

Bankacılık sektörünün her yıl yüksek kar açıklamasının arkasında bu yönetsel anlayışın önemli katkısı var denebilir.

**

Yapılması gereken; merkez bankasının sadece enflasyona hedeflenme  (faizle ekonomik değişkenleri kontrol etme) paradigmasını terk etmesi, maliye politikası yönetimi ile daha uyumlu-koordineli çalışmaya yönelmesidir (ikide bir maliye politikası yapıcılarını yönlendirmeye yönelik açıklamalar hoş durmuyor).

REKLAM

Ekonomiyi, öncelikle işsizlik ve onunla bağlantılı büyüme ve gelir dağılımı adaletini sağlama hedefleri ile birlikte düşünmek ve yönetmek gerekir.