https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar Bayramın aile bağlarının kuvvetlenmesine katkısı

Bayramın aile bağlarının kuvvetlenmesine katkısı

Ali Erbaş
Ali Erbaş Gazete Yazarı
Bayram deyince insanın aklına ilk olarak aile bağları olmak üzere kardeşlik ve dostluk ilişkilerini iyileştirme günleri olduğu gelmektedir. Barış dininin mensupları kardeşlik ve dostluk anlayışını ana kaynaklarına dayandırarak hayata geçirmeye çalışırlar. Bu anlayış Müslümanlar arasında o kadar güçlü ve yaygın bir noktaya gelmiş ki, Kur'an-ı Kerîm'i lafız ve manâ olarak bilmeyenlerin dilinde bile “inneme'l-mü'minûne ihvetün” (mü'minler ancak kardeştirler)” (Hucurât, 10) ifadesi eksik olmaz. Lafzan olmasa da manâ olarak (toptan Allah'ın ipine (Kur'an'a) sarılın, ayrılığa düşmeyin)” (Âl-i İmrân, 103) ifadesi de böyledir. Mü'minlerin dillerinin en yatkın olduğu Kur'ânî ifadelerdir bunlar. Büyüklerden tevârüsle kulaklara yerleşen ve netice itibariyle kültürümüzün bir parçası haline gelerek aile bağlarının, dost ve kardeşliğin altyapısını oluşturan hakikatlerdir. Sonra Allah Rasulü'nün (sav) sözleri: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız…(Müslim, İman, 93-94)."

Bu örnekleri çoğaltabiliriz, önemli olan bunları hayata yansıtarak teoriden pratiğe geçirebilmektir. Dünyaya bir “sevgi medeniyeti” bahşeden İslam hiç bunun pratiğini ihmal eder mi? Teoriyi pratiğe yansıtmak için Allah Teala bazı vesileler takdir etmiştir. Bayram da bu vesilelerden biridir. Zira bayram günlerinde aile bağları, akrabalar ve komşular arası ilişkiler sıcacık hale gelir ve birlikte yaşama bilinci gelişir. Bir de bu sıcacık ortam hayatın tüm alanlarına yansıtılırsa tadına doyum olmaz birlikte yaşamanın.
Bunun için bayramı önce aile içinde anne-baba ve çocuklar olarak doya doya yaşamak gerekir. Eğer aile büyümüş, çekirdek olmaktan çıkmış ve geniş aile olmuşsa burada ilk gözetilecek şey yaşlı anne babalardır. Ashaptan biri Peygamberimiz'e gelir ve “ya Rasulellah! Anne babanın çocukları üzerindeki hakkı nedir? diye sorar. Peygamber Efendimiz: “onlar senin ya cennetin ya da cehennemin” diye cevap verir (İbn Mâce, Edeb, 1). Bir defasında da bir başkası “ya Rasulellah! Ecrini Allah'tan dilemek üzere hicret ve cihad için emrinize girmek istiyorum” der. Peygamberimiz, “anne ve babandan sağ olan var mı? diye sorar. Adam, “evet, ikisi de sağdır” der. Peygamberimiz, “sen Allah'tan ecir mi istiyorsun” deyince adam, evet der. Bunun üzerine Peygamberimiz: “öyle ise anne ve babana dön de onların gönüllerini al, kendilerine güzel hizmet et” buyurur (Müslim, Birr, 1).

Şimdi başımızı iki elimizin arasına alalım ve düşünelim. Her bayramda Dârulaceze, huzur evi, yaşlı bakım evi gibi yaşlıların kaldığı yerlere gidip orada kalanlarla röportaj yapan medya mensuplarına gözyaşlarıyla konuşan anne-babaların şu sözleri vicdanları nasıl sızlatmaz: “Kızım da var, oğlum da, ama hiç beni ziyarete gelmiyorlar, onların beni özlememeleri bir yana ama ben onları çok özledim”.

Bu tînetteki çocuklar için demek ki anne babaları onların cehennemi oluyor. Peygamberimiz bir gün minbere çıkmışlardı. Bir ara üç kere âmin dediler. Minberden indikten sonra ashâbdan birisi kendisine sordu: “O anda ne ile meşguldünüz ya Rasulellah? Peygamberimiz şu açıklamada bulundu: “O anda Cebrail geldi ve: Bir kul Ramazan'a erişir de affolunmadan çıkarsa, burnu yerde sürünsün, dedi. Ben de âmin dedim. Sonra, “bir kulun yanında senin ismin söylenir de sana salavat getirmezse burnu yerde sürünsün” dedi. Ben de âmin dedim. Sonra yine “bir kul anne-babası veya ikisinden birisi yanında bulunur da rızalarını kazanmayıp Cennet'e giremezse onun da burnu yerde sürünsün” dedi. Ben de âmin dedim (et-Terğîb, 2, 426).

Anne-babasının yüzüne saygı ve merhamet nazarlarıyla bakan evladın nafile ibadet yapmış sayıldığını, cennetin annelerin ayakları altında olduğunu beyan eden bir inancın mensupları sadece bayramlarda değil, hiçbir zaman onları ihmal etmemeli. Kur'an-ı Kerim esasında bu konuda Müslümanları sık sık uyarıyor. Anne babası yanında ihtiyarlık çağına ulaşan kimsenin onlara “öf” bile dememesini, tatlı ve güzel söz söylemesini, onlara merhamet ederek tevazu kanadını indirmesini ve “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı” demesini (bkz. İsra, 23-24) emretmektedir.

Evet bugün bayramın üçüncü günü, başta anne-babası olmak üzere akrabalarıyla bayram yapmaya tatili tercih etmiş olanlar, evlatlık vazifesini ihmal edenler, onları kendilerine ve torunlarına hasret bırakanlar, fırsat eldeyken, iş işten geçmeden koşun annenize babanıza, akrabanıza, yakınınıza; sonra çok pişman olursunuz ancak son pişmanlık fayda vermez.