YazarlarKudüs kapısı

Kudüs kapısı

Ayşe Böhürler
AyşeBöhürlerGazete Yazarı

Dünya ısınıyor, birçok bölgede çözümsüzlüğün girdabı her geçen gün daha da dibe doğru iniyor. Mescid’i Aksa’ya giriş yasağı umarım kritik eşik olmaz. Bu konuda İsrail tarafının hiçbir pervası olmadığını hatta bu durumdan daha da beslendiğini biliyoruz. Geçmişte yaşananlar, özellikle de El-Halil bölgesi bunun en iyi örneğidir. Maalesef ki İsrail; kendine yönelik tepkilerden güçlenen ve buradan da Müslüman olmayan halklara dönüp “bakın biz haklıyız ” mesajı verebilmeyi başaran bir ülke. Ayrıca da dozajı artan her olayı Filistinliler üzerindeki baskıcı politikalarını pekiştirme aracı olarak kullanıyor. Böyle olayların ardından dünyadaki Yahudi diasporasından aldığı para desteğinin artmasını da işin ekonomik kazanç boyutu olarak not düşelim.

... 

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
: Kudüs kapısı
Haber Merkezi10 Temmuz 2017, PazartesiYeni Şafak
Kudüs kapısı yazısının sesli anlatımı ve tüm yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Dört yıl önce Haaretz yazarı Amira Hass ile Ramallah’da bir röportaj yapmıştım. Duruşunu Filistinlilerle birlikte Ramallah’ta yaşayarak gösteren Hass artık umudunu kaybetmişti. “Korkarım ki bu sorunu korkunç derecede kan dökülmeden çözüme kavuşturma şansını kaybettik, hayal bile edemiyorum. Filistin devletsiz ve işgal altında. Aslında bu 90’ların başından itibaren bir İsrail politikası idi. Gazze’yi Batı Şeria’dan koparmak. Aslına bakarsanız Filistinlilerin iç çatışması bu iki Filistin bölgesini birbirinden ayıran İsrail politikası ile tamamen örtüşüyor.“ Yahudilerin demokrasi anlayışını daoksimoron olarak tanımlayan Hass bunu apertheid rejimine benzetiyordu. İsrail toplumunun da Filistinlilere yapılanlar konusunda homojen tutum aldığını söylüyordu. Hass umutsuzluğunun bir  başka sebebi olarak da 1967’den sonra göçmen olarak gelen ya da 1967’den sonra doğmuş İsrailli kuşağı gösteriyordu. “Bunlar eskiden nasıl olduğunu bilmiyorlar, işgali normal kabul ediyorlar. Eskiler ikiyüzlüce de olsa utanırlardı, yeniler ortada utanılacak bir durum bile görmüyor...”

...

Doğrusu bu sorunu kutsal toprakları korumak perspektifi dışına çıkarak konuştuğumuzda karşımızda çözümü engelleyen pek çok sebep buluruz. Bu sebepler var olmaya devam ettikçe konunun çözülmesini beklemek hayal olur.

Bunlardan birisi Filistin tarafını yöneten iki idarenin olması. Bu durum İsrail’in tezlerini güçlendiriyor. Çözüm sürecini yokuşa sürmelerine gerekçe teşkil ediyor. “Karşımızda tek muhatap yok, kiminle görüşelim, ikisi de birbiriyle anlaşamıyor, savaşıyor...

Filistin milletini kim temsil ediyor, masaya kiminle oturulacak sorunu bu meselenin kilit noktalarından birisi.

Türkiye’ye gelen ilk İsrailli profesör olan ve aşırı sağ görüşleriyle bilinen Barry Rubin bu durumu şöyle bir noktaya da getiriyordu. “Filistin siyasetinde gerçek bir gücün olmadığını herkes biliyor. Hükümetleri bağış yapan ülkeler tarafından yönetiliyor. Yani realite bu...

Bu meselenin bizde oluşturduğu duyguların ötesinde tarafları var. Her şeyden önce Filistin’i temsil eden iki idare, Gazze ve Ramallah yönetimi farklı ülkeler tarafından finanse ediliyor. Abbas’ın başında bulunduğu Filistin yönetiminin merkezi Ramallah. Ve bu idarenin bakanları, milletvekilleri maaşları dahil olmak üzere idari bütçelerini Avrupa ülkelerinden alıyor. İslam ülkelerinden gelen yardımlar, bağışlar ise ikinci kaynaklarını oluşturuyor. İslam dünyasında Filistin meselesinden dolayı ciddi bir yardım toplanıyor. Bu da önemli bir para kaynağı oluşturuyor.

Bu durum İsrail tarafı için de geçerli. İsrail hükümeti de vatandaşı olan her Yahudi’ye verdiği imtiyazları sürdürebilmek için Yahudi diasporasından bağış almak durumunda. Yani tansiyonun arttığı her dönemde iki taraf da kendi taraftarlarından daha çok bağış alıyor.

...

Diğer taraftan İslam dünyası bu meseleyi ne kadar çözmek istiyor, ne kadar kendi meselesi olarak görüyor? Burada biz Türklerin çok daha samimiyetle davrandığını söylemeden edemeyeceğim. İslam ülkeleri Filistin meselesini kendi iç sorunlarını perdelemek için de elverişli bir alan olarak görüyor. Kabul edelim ki Arapların İngilizlerle anlaşmalarının ardından bir yüzyılı bulan bir süre o bölgede Arapların İsrail karşısındaki yenilgileriyle dolu. Her yenilgi kaybedilen yeni bir toprak parçası demek. Yenilgi de elbette tek taraflı sebeplerle açıklanamaz.

YAHUDİ TARİKATLAR VE KÖTÜLÜĞÜ İBADET GİBİ GÖRMEK

Unutmayalım ki 14-15 milyon Yahudi’nin hepsi de aynı kanaatte değil elbette. Yahudilikte de radikal unsurlar çok güçlü. Binlerce tarikat var. Ortodoks Yahudiler var, reform Yahudileri var, muhafazakarlar var, bir de seküler olanlar var. Ancak bu gruplar içinde Ortodoks Yahudilerin içinden çıkan Frankistlerin neoconlarla ilişkileri nedeniyle bilinmesinde faydası var. Daha çok kötülük işleyerek kıyameti ve Mesih’i getirmeye, dünyayı kıyamete zorlamaya çalışıyorlar. Bu grup aynı zamanda bir “kült” olma özelliği  de taşıyor. Bu kültün kendi içindeki ezoterik hatta neredeyse satanik inançları var. Frankistlerin yeni dünya düzenini etkileyen inançlarını gündeme getiren Israel Shahak diyor ki; “Yeni dünya düzeni dediğiniz şey klasik Yahudiliğe geri dönüştür. Burada temel motivasyon Tanrı’yı kıyamete zorlamak çünkü Franksitlere göre  yeryüzüne Yehova değil, sahte tanrı hakim. O’nu yenip asıl Tanrı’ya kavuşmak için yeryüzünde sarsıntılar yaratarak Mehdi’yi yeryüzüne indirmek gerekiyor. Mehdi yeryüzüne inince de elbette seçilmiş kullardan yana olacak. Buradaki seçilmişlik aynı zamanda onlara kendilerinden olmayana kötülük yapma hakkını da veriyor.

Bu arada Israel Shahak’ın videolarını izlemenizi öneririm.