Yazarlarİslamcıları tasfiye etmek kimin projesiydi, kim devraldı?

İslâmcıları tasfiye etmek kimin projesiydi, kim devraldı?

Cemile Bayraktar
CemileBayraktarİnternet Yazarı
İngiliz felsefeci William Clifford'un "İnanç Ahlâkı" makalesinde alana aşina olanlar için iki örnek hikâye anlatılır. Hikâyelerden biri kısaca şöyledir; bir ada halkı, çocuklarına ilim öğreten bir grup ilim adamına çocuklarına hileli bir öğretimde bulundukları ithamında bulunur. Bu iftiralar o kadar çok yayılır ki, ada yönetimi, iftira atılan kişiler hakkında bir soruşturma başlatır. Kısa süren soruşturma sonucunda ilim adamlarının iftiraya uğradığı, müfterilerin bir soruşturmaya gerek bile kalmadan, ilim adamlarının masum olduğunu öğrenebilecekleri gerçeği ortaya çıkar.

Cliffor'un ikinci hikâyesi de bir iş adamı üzerinedir. Bu iş adamı aracının bakımını yapmadan yola çıkmasına izin verir, oysa bakım yaptırması gerekmektedir ve nihayetinde bakımı yapılmamış araç kaza geçirir ve araçtaki kişiler ölür.

Clifford, bu iki hikâyede de, eylemlerin sonuçları itibariyle değil, yapılma nedenleri itibariyle ahlâkî olup, olmadıklarının bilinebileceğini ifade eder. Ona göre araç kaza geçirmese de iş adamı bu eylemi ile gayr-ı ahlâkî bir tutum sergilemiştir. Ve yine diğer hikâyede de müfteri olan böyle halkı, gayr-ı ahlâkî davranmıştır, bundan sonra onların kararlarına bir daha kimse güvenmeyecektir.

Buraya kadar bahsettiklerime itirazı olan çıkmaz sanırım...

Türkiye, son 15 yıldır neredeyse birkaç asırdır birikmiş olan sorunlarını çözmeye çalışıyor. Hakkını verelim çok kısa zamanda da birçoğunu çözebilecek basireti gösterdi. Üstelik içeride ve dışarıda sorunlarımızı çözmemizi istemeyenler ve yeni sorunlar üretenlere rağmen.

Kabul edelim ki, mevcut durumumuzun üzerine bir de FETÖ gibi gayr-ı ahlâkî tutum konusunda eşi benzeri olmayan melânet yapının icraatları eklendi. Sürekli azmedilmesi gerekilen bir dönemde, FETÖ etkisiyle toplumda oluşan "güvensizlik" amaçlarımıza sekte vurdu, yer yer azmimizi kırdı. FETÖ bir yandan güven hissini öldürürken diğer yandan da gözümüzü açtı, en azından kırıntı halinde de olsa gayr-ı ahlâkî tutuma müsamaha gösterilmemesi gerektiğini acı bir şekilde tecrübe etmemizi sağladı. Acaba ibret aldık mı?

15 Temmuz öncesinde, bugün "İslâmcıları tasfiye etmeye kalkan ekip" kolları sıvamıştı ancak henüz pek fazla insan mevzuyu duymamıştı. FETÖ ağzına çok benzer bir ağız ile İslâmcıları hedef alan kesimle o dönemde de beni işimden eden bir sorun yaşamıştık ancak hesapları daha ince olanlar konuyu görmezden geldi, olaya tepki gösterenlerin sözü pek dinlenmedi ve akabinde 15 Temmuz oldu. 15 Temmuz'da, sokağa o tasfiye etmeye çalıştıkları İslâmcılar çıkıp can verince bir miktar sustular ancak mahcubiyetleri fazla sürmedi, Mavi Marmara'da şehit olan insanlara yönelik ikinci dalga saldırıları ile tasfiye konusunda ne kadar kararlı olduklarını ortaya koydular.

Sık sık ne çetin mücadeleler verdiğini anlatmakta mahir, kendini övmekte pek pervasız bu tasfiyeci ekip, en büyük başarısının FETÖ'yü püskürtmek olduğunu falan bile iddia etti. Ancak gelin görün ki, yöntem, ahlâk ve üslup olarak FETÖ ile aynı çizgide olduklarını görmemizi engelleyemediler.

Böyle klikler insanlık tarihi boyunca hep olmuştur, olacaktır diyebilirsiniz. Bu ifadenizi anlarım. Eyvallah. Lâkin sorun bunların varlığı değil, sorun bunların Ak Parti gibi değerli hareketin savunucuları olduklarını iddia etmeleri ve gayr-ı ahlâkî tutumlarına Ak Parti'yi ve hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı gerekçe göstermeleri. Bunca kötülüğü, bunca zararı görmemek mümkün mü?

Siyâset zor iş, bazen arzu etmediğiniz tercihlerde bulunmak zorunda kalabilirsiniz, eylem bazen gayr-ı ahlâkî gibi görünebilir, belki daha büyük bir davayı kazanmak için küçük bir davadan feragât edebilirsiniz. Kurumların ödev ve sorumlulukları farklıdır, bir sivil toplum ile bir devletin tavrı farklı olabilir. Ve hatta değişen dünyada mevcuda göre konum alabilirsiniz… bunların hepsi anlaşılabilir şeyler, bunda sorun yok sorun bunu yaparken sürekli olarak ahlâkî davranmakta ısrar eden ve değerli bir harekete canı pahasına destek veren insanları bu hareketten söküp atmaya çalışmak ve söküp atarken en rencide edici dili kullanmak, en büyük sorun bu, bu sorun çözülmeden yolumuza devam etmemiz zor, ki bizlerin o yolu yürümekten başka çaresi de yok.

Diğer yönden, her akşam başka bir televizyon programında önüne kim gelirse “hain ilân eden, asıp kesen, tehdit eden” bir dil var. Bu dil artık fazlasıyla yorucu olmaya başladı, bu dil FETÖ savcılarının diline benzemeye başladı, bu dil gayr-ı âdil ve gayr-ı ahlâkî, 15 Temmuz'u canı pahasına püskürtmüş bu halk, bu ülke bu dili hak etmiyor. En çetin şekilde muhaliflerimizle çarpışabiliriz, sert diyaloglarımız olabilir ama onun bile bir sınırı var ve sınırın ihlâli bize zarar veriyor.

Türkiye'ye zehirli oklarını çevirmiş birçok cephe var, daha dün bir siyaset bilimci utanmadan “Erdoğan öldürülmeli” diyebildi, düşünebiliyor musunuz, bir profesör Avrupa'da bir devlet başkanının öldürülmesini telkin ediyor, eğer bu çıldırmışlığa karşı savaş verecekseniz buyurun ama siz bu potansiyel katiller yerine kendi cephenizdeki insanlara karşı bir savaş açıyorsunuz, bunun mantığı nedir? Hangi akla hizmet ederek, Ak Parti'yi içeriden bölmeye kalkışıyorsunuz?

Medya çok kaygan bir zemin, fitnesi fesadı çoktur ve medya içerisinde bir yere ya da birine tâbi olup, dünyalık arzusu ile onun peşinde gezen tipler vardır, bunlar her devrin adamı olabilirler, bunlar için bir insanın ahireti içi dünyasından vazgeçmesi, şehitliği anlaşılamaz bir durumdur, bu dünyanın her yerinde böyle ama bunlara karşı da bir panzehir mutlaka bulundurulur. Peki bizim panzehrimiz var mı? Kaç tane değerli kalem yetiştirebildik, kaç tane mütefekkirimiz var, gençlerimize ışık tutacak kaç entelektüelimiz var? O kadar az ki, bu sizi korkutmuyor mu, büyük bir eksik hissetmiyor musunuz? Temizlenme ihtiyacı duymuyor musunuz?

Benim yaptığım iş, kulluğumdam izole değil, hiçbirimizin amel defteri ile yaptığı iş, eylemlerinin sonucu birbirinden bağımsız değil, FETÖ konusunda da 17/25 Aralık'tan iki hafta önce yazmıştım, başıma gelecekleri bile bile ilk seferinde İslâmcıları tasfiyeye kalkan bu ekibi de yazmıştım, çünkü yaptığımız iş kulluğumuzdan izole değil, Allah'a şurada yazdığım her satırın hesabını vereceğim, zulme göz yumamam, marazı besleyemem, besleyemeyiz. Ancak bazıları ya maksadını aşarak konuşuyor ya da susuyor, susanları da anlıyorum zira bu tasfiyecilere dokunan yanıyor, tehdit ediliyor, işinden atılıyor, ucuz internet sitelerinde izzet-i nefislerine dil uzatılıyor bizzat tecrübe ettim ama hakkaniyet ölçüsünde konuşup bu kirden kurtulmak zorundayız sustuğumuzda daha büyük bir fitneye kapı açmış oluyoruz, bunu görmek bu kadar mı zor? Bu klik, halkın seçilmiş vekillerini, Ak Parti'nin kurucu kadrosundaki ağabeyleri tehdit ediyor, incitiyor, gençlere kötü örnek oluyor… Size ne oluyor da gözünüzün önünde yapılanlara karşı sessiz kalabiliyorsunuz? Oysa yıkıp dökmeden hakkaniyet ölçüsünde konuşmak gerekmez mi?

Kur'ân-ı Kerim, tek cilt halinde bir kutsal kitap ancak onun mucizesi, bir cilde tüm hayatımız boyunca inşirah olabilecek cümle şifâyı bulundurması. Bu süreçte aklıma nedense Abese Sûresi geldi; hani Rasûlullah (SAV)'in ikaz edildiği o âyetler, bir âmâdan yüz çevirdi diye Allah, peygamberini ikâz eder… konuşmak için hiçbir gerekçe bulamıyorsanız beş vakit dilinizden düşürmediğiniz âyetleri bir daha hatmedin çünkü yaptığınız iş kulluğunuzdan izole değil, çünkü yaptığınız eylemin yalnızca sonuçları değil kendisinden de sorumlusunuz, sorumluyuz.

FETÖ etkisiyle “güven” problemi yaşadığımız, eylemlerimizin ahlâkîliğinin her gün sorgulandığı şu günler de, bir daha güven sarsma, zarar verene göz yumma gibi bir lüksümüz yok, ona göre bu kez önlemi baştan alalım.