Mehmet Baransu’nun eski eşi E.K. geçen hafta savcıya verdiği ifade de Baransu’ya belge ve para veren kişinin Tuncay Opçin olduğunu söyledi. Hatta konuyu biraz daha açan E.K.  “Opçin’i Mehmet Baransu’nun yanında ilk kez 2010 yılı Ocak ayında doğum yaptığım hastanede görmüştüm, ancak onun öncesinde Mehmet Baransu’dan Tuncay’ın ismini duyuyordum. Bana Tuncay ile görüştüğünü anlatıyordu. Baransu’nun yaptığı önemli haberlerle ilgili tüm belgeleri Opçin’den aldığını düşünüyorum” açıklamasında bulundu. 
Baransu’nun eski eşinin bu açıklaması beni 2010 yılına götürdü. Baransu’nun kitaplarını basan yayınevinin sahibiyle o yıllarda iyi bir arkadaşlığım vardı. Yurtdışı kitap fuarlarına beraber giderdik. O yayınevi sahibi daha sonra çoğu paralel yapı mensubu loser’lıkta basamak atladı ve kendini kaybetti. O yıllarda bu arkadaşa Mehmet Baransu “Karargah” isimli bir dosya bırakmıştı. Aslında Baransu’nun dosyadan haberi bile yoktu. Dosyayı veren kişi Tuncay Opçin’di. Polis ve cemaat abileriyle arası çok iyi olan Opçin kitabı bir yerlerden almış, getirmiş, arkadaşa teslim etmişti. Bir şekilde ben de kitabı gördüm. Eser darmadağın haldeydi. 
Kitaba çok basit bir iki düzeltme yapıldı, Baransu’nun içerikle ilgili haberi bile olmadan matbaaya gönderildi. Kitapla ilgilenen, takip eden kişi Opçin’in ta kendisiydi. O zamanlar piyasada bu işlerin arkasında Tuncay Opçin olduğunu cümle alem biliyordu. Nargile içilen ortamlarda bunun şakası bile yapılıyordu. Bir ara kitabı başka bir yayıncı basacaktı ama maddi sebepler yüzünden olmadı. 
İki yıl geçti veya geçmedi, bu kez aynı ekip Pirus &Devşirme Orduların Son Savaşı diye bir dosya daha gönderdi arkadaşa. Bu kez kitapta Tuncay Opçin’in de adı vardı. Gene cemaat polis ve savcılarının özenle (!) hazırladıkları bir kitaptı bu. İşin perde arkasında Ali Fuat Yılmazer ve ekibi vardı. Onlar dosyayı hazırlıyorlar, gözlerine bir yazar kestiriyorlar, ona teklifte bulunuyorlardı. Bu tür kitapların satışında da paralel çetenin dağıtımcısı devreye giriyordu. Ayrıca Anadolu’daki ilgili abiler harekete geçiriliyor, kitaplardan yüklü miktarda alınarak satışlarının önü açılıyordu. Ben bu işlerin bire bir şahidiyim. Daha önce yazmıştım, Nazlı Ilıcak, Önder Aytaç, Emre Uslu, Adem Yavuz Arslan’ın kitaplarını da Ali Fuat Yılmazer ve ona bağlı polisler yazıyordu. Hatta başka yazarlara da böyle çok teklif gitmiştir.  
Kısaca Baransu kitaplara sadece adını koyuyordu. İşi kotaran Ali Fuat Yılmazer ve ekibiyle bağlantılı olan Tuncay Opçin’di. Baransu demek Opçin demekti. Nitekim Tuncay Opçin bunu itiraf etmiş, şöyle yazmıştı:  “Mehmet Baransu, ABD’de döndükten sonra kısa bir dönem işsiz kalmıştı. Bu sırada Taraf Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Alev Er’e, işsiz bir muhabir arkadaşım olduğunu söyledim. Birkaç gün sonra Mehmet Baransu’yu bu günlere getiren Taraf günleri başlayacaktı.” 
Tuncay Opçin, Deniz Kuvvetleri’nden atılma biri. Bir ara Chronicle dergisini çıkardı. ABD’de bulundu. Kafatasçı biri. Pirus’u okuduğunuz zaman Balyoz’u yapanların Ermeni, Rum, Yahudi diye kategorize edildiklerini, Türk olmadıkları iddialarını hemen görüyorsunuz. Burada ayrıca bir parantez açıp paralel yapının eski polis imamı Osman Hilmi Özdil’le Tuncay Opçin’in arasındaki yakın ilişkiye de bakmak gerekir. Ali Fuat Yılmazer-Osman Hilmi Özdil-Tuncay Opçin üçlüsü bizi çok yere götürür. 
Mehmet Baransu şimdi içeride. Tuncay Opçin ise tipik bir paralel yapı mensubu olarak delirme sürecinde hızla ilerliyor. Bir ara bu ikili abilerinden aldıkları talimatla hükümeti destekleyen başörtülü yazar arkadaşlarımıza kafayı takmışlardı. Onlara belatı her türlü iğrenç yöntemlerle saldırdılar. Eden buluyor işte. 
Tabii paralel yapı çetesinden hesap sormak için davaları iyi analiz eden savcı ve hakimlere ihtiyaç var. Önümüzdeki 30 Mayıs’ta Adalet Bakanlığı 3.500 hakim ve savcı alacak.  Son başvuru tarihi 6 Nisan.  Paralel çetenin hangi gizli sinsi yöntemler kullandığının herkes farkında. Paralel çete mensupları en az 500 hakim ve savcı sokmak için büyük bir çalışma içindeler. Buna çok dikkat edilmesi lazım. Nasıl AK parti tuzluk sızmasın diye vekil adaylarını didik didik ediyorsa, aynı şey hakim ve savcılarda da yapılmalı. 3.500 hakim ve savcı az bir rakam değil. 

Muhtemelen Adalet Bakanlığı ve devlet gerekli tedbirleri almıştır. Ancak araya sızma yapılabilir. Mutant gibi kişilik değiştiren bu yapı mensuplarının başvurmayacağı yöntem yok. Geçtiğimiz 10 Ağustos HSYK seçimlerinde devlet, iradesini gösterdi. Ülkücü, sosyal demokrat, ateist hakim ve savcılar bile bu çeteyi iyi tanıdıkları için hükümetin yeşil ışık yaktığı Yargıda Birlik Platformu’nu desteklediler. Çünkü paralel yapı mücadelesinin bir parti işi olmadığı ve tüm vatandaşlarımızı ilgilendirdiği gün gibi aşikar. 
10 Ekim’de gösterilen duyarlılığın şimdi 30 Mayıs’ta gösterilmesi lazım. Basit bir gevşeme, işi ağırdan alma ileride ciddi sıkıntılar doğurabilir. Bunların olmaması ince eleyip sık dokumakta fayda var. 
Twitter.com/cemkucuk55

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.