Dünyanın her demokratik ülkesinde zaman zaman sıkıntılar olur. Bakanlarla başbakanlar, başkanla danışmanlar arasında fikir ayrılıkları kendini gösterir. Güçlü bir ülkeyseniz bunlardan çok etkilenmezsiniz. 
Richard Nixon ABD tarihinin en önemli başkanlarından biriydi. 1968’de Başkan olan Nixon, 1974’de Watergate skandalının patlak vermesiyle yargılanma ihtimali belirince istifa etti. Çin’le ilişkileri başlatan, özgürlüklerin en geniş yaşandığı dönemdi 1968-74 arası. Bana kalırsa Vietnam’dan askerleri çekmesi, Komünist Çin’i tanıması vb gibi askeri endüstri kompleksinin nefret ettiği işler yaptığı için Watergate’e maruz kalmıştı Nixon. İstense bu kriz hiç çıkartılmayabilirdi. Bu ayrı bir tartışma konusu. Nixon’ın yerine gelen Gerald Ford, Lyndon Johnson’ın deyimiyle aynı anda yürüyüp sakız çiğnemekten aciz biriydi. Nitekim 1974’de başkan oldu ve 1975 Ekim’ine kadar kör topal ülkeyi götürdü. 
Ancak Amerikan muhafazakarları Ford ve kabinesinden memnun değildi. Belki Ortadoğu’daki petrol kavgaları belki İran’da sinyallerini vermeye başlayan devrim endişe yaratmıştı. Ve devreye 1960’larda Sovyetler'e sert çıkışlarıyla adını duyuran Donald Rumsfeld girdi ve kabinenin değişmesi gerektiğini Ford’a söyledi. Ekim 1975’de literatüre Cadılar Bayramı Katliamı adıyla giren büyük bir kabine değişikliği yaşandı. Rumsfeld Savunma Bakanlığı’na oturdu. Henry Kissinger Dışişleri Bakanlığı görevini korudu.  Orgeneral Brent Scowcroft Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’na geldi. Baba Bush CIA’yi devraldı. Dick Cheney, Başkan Ford’un Yazı İşleri Müdürü (White House Chief of Staff) oldu.
Daha sert ve kararlı bir politika izleyecek ekip artık işbaşındaydı. Gerçi 1976 seçimlerini Ford, Carter’a kaybetti ama bu ekip ABD’nin 1980 sonrası politikalarını belirledi. Durum bu kadar basitti. Sonraki yıllarda da ABD yönetiminde benzer değişiklikler meydana geldi. Mesela oğul Bush zamanında Ulusal Güvenlik Müsteşarı Tom Ridge, Başkan’la anlaşamadı ve istifa etti. Obama zamanında     Dışişleri Bakanı Hillary Clinton görüş ayrılıklarına düştü. Keza eski Savunma Bakanı Chuck Hagel, Obama’nın Ortadoğu politikalarını benimsemedi ve istifa etti. 
Bunlar son derece olağan şeyler. Ayrı fikirlere savrulduğunuzda istifa mekanizması devreye girer. Türkiye’de de devlet erkanında görüş ayrılıkları oluyor. Körfez Harbi’nde Özal ve Genelkurmay arasındaki siyaset farkı belirince Özal’ın dediği oldu. Olması gereken de buydu. Cumhurbaşkanı’yla fikir ayrılığına düşüyorsanız yöntem belli. 
Türkiye 7 Haziran’da seçime gidiyor. Sistemin artık gitmediğini herkes görüyor. Yeni bir anayasa yapılmadıkça ve başkanlığa geçilmedikçe sıkıntılar sürecek. Kemalist vesayet öyle bir sirayet etmiş ki bünyeye, bunu koparıp atmak ancak sistem değişikliğiyle olur. Kürt siyasi hareketinin önemli isimlerinden Leyla Zana da, Başbakanımız Davutoğlu’nun danışmanı Etyen Mahçupyan da ittirmeyle bu sistemin gitmeyeceğini görüyorlar. Hele hele halkın seçtiği bir Cumhurbaşkanı varken sistem iki bir yapıyı asla kaldırmaz. 
 Geçen yazımda Etyen abinin Başkanlık sistemiyle ilgili görüşlerinden kısa bir alıntı yapmıştım. Şimdi Leyla Zana ne demiş bir bakalım. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle Tunceli Kadın Platformu tarafından düzenlenen mitingde Zana son derece çarpıcı bir konuşma yaptı. Kürt siyasi hareketinin en ağır bedellerinden birini ödeyenlerden biri Zanay’dı. 1990’larda tutuklandı, içeri girdi, çıktı. Elbet kendisinin de hataları oldu ama 54 yaşındaki Zana’nın şu anda bir beklentisi olmadığı muhakkak.  
Zana, Tunceli’de şunları söyledi:  “Benden önce konuşan arkadaşımız da ifade etti ve eleştirdi, eleştirilerine katılıyorum. Cumhurbaşkanı’nın 400 vekil istemesine değinmek istiyorum şimdi. Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki, ‘400 tane vekil istiyorum.’ Arkasından diyor ki, ‘bu sistem yamalı bohçaya dönüştü.’
Biz bunu 2000’li yılların başından beri söylüyoruz. Bir türlü dinleyen olmadı. Bu konuyu anlamaları ve dinlemeleri de sevindirici bir olay. Gerçekten bu dar, tekçi, sadece siyah ve beyaz bakan toplumun bütün renklerini görmeyen, doğadan bile ders almayan bu sistemin artık miadı çoktan geçmiştir. Soruyorlar; diyorlar ki, ‘siz başkanlık sistemini istiyor musunuz?’ Benim için kimin başkan olup olmaması önemli değil. Bizim için, bu halkın bütün değerleri için, bütün farklılıkları için, o sistemin içeriği önemli. Bireyler ile uğraşırsak, mevcut sistemin yaptıklarını unutmuş olacağız. Bizim sorunumuz şahsiyetler ile bireyler ile değil. Bizim sorunumuz bizatihi bu sistemin kendisiyledir.”
Eski sistemden hepimiz çok çektik. Türkiye’nin kaybedecek vakti yok. Daha çabuk karar alıp icraatlarını, reformlarını yapması lazım. Başkanlık sisteminin şu an tek çare olduğunu aklı başında herkes görüyor. 
O zaman bu sistemden çok çeken HDP de başka şansı olmadığını mutlaka görüyordur. Bu sistemle kronik hale gelen meseleler daha çabuk çözülecek ve hesap verilebilirlik daha kolay olacaktır. Aklın yolu bir. Mesele Erdoğan değil, Türkiye’nin istenilen seviyeye gelme meselesidir. Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar gibi küçüklükten beri ezberlediğimiz alanlarda söz sahibi olmak istiyorsak başka çarenin olmadığını görmemiz gerekir. Araba artık bu yolda gitmiyor!
Twitter.com/cemkucuk55

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.