Deniz Ülke Arıboğan’ı eskiden beri tanırım. Babası Mahir Kaynak’ın benim kişisel tarihimde ayrı bir yeri vardır. Kaynak’ın 9 Mart 1971 Baas tipi sosyalist darbe teşebbüsünü engellemiş olması bile Türk milletine büyük bir katkıdır. 9 Mart darbesi olsaydı Türkiye, Suriye gibi bir ülke olacaktı. 12 Mart da rezil bir darbeydi ama eğer 9 Mart olsaydı askeri vesayet değil doğrudan askeri yönetim olacaktı. Bir daha asla demokratik seçimler olmayacaktı ve sosyalist bir askeri diktatörlük altında yaşayacaktık. 27 Mayıs’ın üzerine 9 Mart da gelseydi bu ülke mahvolurdu. İşte bu yüzden Mahir Kaynak’ı hep sevdim ve saygı duydum. Kaynak’la beraber çok sayıda kitap yaptık.

Deniz Hanım’ı da sırf hasta yatan babasının hatırına bugüne kadar eleştirmedim. Oysa son 1 yıl içinde Deniz Ülke Arıboğan Türk devletinin kırmızı çizgilerini çiğneyen tavırlar almıştı. Babasının Türk milletine ve devletine olan bağlılığından eser kalmamıştı Arıboğan’da. Mesela Suriye’ye giden MİT tırlarının durdurulması gibi Türk tarihinde benzeri yaşanmamış ihaneti Mahir Kaynak dimağı açıkken görse söylenebilecek en ağır sözleri söylerdi. “Bu açıkça vatana ihanet” derdi. Ama vatansever Mahir Hoca’nın kızı Arıboğan bu vatana ihanet karşısında sus pus olmuştu. Dahası Türk devletinin kozmik sırlarını dünyaya servis eden bu hain örgütün gazete ve televizyonlarında kötü yorumları olmuştu Arıboğan’ın. Bu kadar açık ihanete rağmen 30 Mart öncesi paralel gazetelere söyleşi verip “Paralel yapı yoktur” diyebildi Arıboğan. Maalesef kocası Lütfi Arıboğan’ın herkese mavi boncuk dağıtan tuhaf çizgisini aynen benimsemişti. Mahir Kaynak’ın kızı gibi davranmıyordu artık. Lütfi Arıboğan’dan aynı anda hem AKP’li hem CHP’li hem MHP’li hem HDP’li hem de paralel yapı sempatizanı olmayı öğrenmişti anlaşılan. Hiçbir konuda tavır koymayan, kim kazanırsa ondan yana olacak bir ikiliydi Lütfi ve Deniz Arıboğan çifti.
Eski basketbolcu Lütfi Arıboğan’ın iş dünyasındaki girift bağlantıları erbabının malumudur. Hem paralel yapı şirketlerinde hem de hükümete bağlı kamu şirketlerinde aynı anda etkin olmaya çalışan bir kişidir Arıboğan. Basketbol hayatında ilk yarı bir takımda, ikinci yarı diğer takımda oynanmaz Lütfi Bey. Oynanmaz, çünkü evrensel basketbol yasaları aynı maçta iki takımda oynamayı yasaklamıştır. Böyle saçmalık olması düşünülemez bile. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde de aynı anda hem devletin hem de devletin düşmanı paralel örgüte yakın olunamaz. Bu gerçeği hem Lütfi hem de Deniz Ülke Arıboğan öğrenmek zorundadır.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çözüm süreci izleme heyeti gibi çok kritik bir görevde her yere oynayan Deniz Ülke Arıboğan’ı görmek istememesi sonuna kadar haklıdır. Deniz Hanım akil insan olduğunda böyle biri değildi. Ama 17-25 Aralık sürecinden sonra paralel yapı kimyasını bozdu. Ayrıca geçtiğimiz ekim ayında Akil İnsanlar Heyeti’nden istifa etti ve devamına karşı olduğunu söyledi. Yukarıda söylediğim gibi paralel yapıyı öven sözleri malumdur. Hala paralel yapının kanallarına çıkıyor ama aynı anda TRT’de de profesyonel program yapıyor. Deniz Hanım’a babasının senelerce emek verdiği kurumun istisnasız tamamı şu an çok tepkilidir. Çözüm süreci Türk devletinin tamamınca çok önemsenen milli bir projedir. Bu bir devlet-i ebed müddet projesidir. Deniz Ülke Arıboğan ise Türk devletinin kırmızı çizgileri konusunda kararsız görünüyor. AK Parti hükümeti izleme heyetinin belirlenmesinde bu noktada büyük yanlış yapmıştır.

Hükümetle arasını iyi tutmak istediği halde Türk devletinin kırmızı çizgilerine saygı göstermeyenler de yok değil. Onlardan biri Milliyet gazetesinin başındaki Fikret Bila’dır. 28 Şubat’ın önemli aktörlerinden Fikret Bila görüntüde hükümetle iyi geçinmeye çalışıyor, çünkü Erdoğan Demirören’in talimatı bu yönde. Fikret Bila ve Ankara’daki temsilcisi AK Parti ile iyi geçinmeye çalışıyor, fakat aynı Fikret Bila Türk Devleti’nin yeminli düşmanı olan elemanlarını da korumaya devam ediyor. Defalarca yazdım, benim meselem AK Parti değildir. Milliyet’te de Hasan Pulur, Melih Aşık, Mehmet Tezkan gibi AK Parti muhalifleri olması doğaldır. AK Parti’ye muhalefet etmek ifade özgürlüğü kapsamındadır. Fakat Türk Devleti’nin kozmik sırlarını dünyaya servis edenleri alkışlamış alçaklara taviz verilemez. Julian Assange’in başına gelenler ortadadır. ABD ve Britanya bu gazeteciye dünyayı dar etmiştir. Fikret Bila eğer Assange tipi alçakları korursa –ki şu an yaptığı odur –bunun bedelini ağır öder. 28 Şubat darbeciliğinden yırttı Bila ama bu noktada yırtamaz, çünkü bu devlet meselesidir. Erdoğan Demirören her yerde Türk Devleti’ne bağlı bir adam olduğu söylüyor ama gereğini yapmıyor. Erdoğan, Yıldırım, Tayfun ve Meltem Demirören aile meclisini toplamalı ve artık masaya yumruklarını vurmalıdır. Fikret Bila da sinsi yöntemlerini ve tarzını bırakmak zorundadır.
Twitter.com/cemkucuk55

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.