Türkiye son 3 yıldır büyük badireler atlattı. Seçilmiş, meşru hükümeti demokratik usul ve terbiyenin gerektirdiği yöntemlerle yenemeyen vesayetçi bürokratik yapı ile bunların devlet içindeki paralel uzantıları var güçleriyle AK Parti’ye ama özelde Tayyip Erdoğan’a saldırıya geçtiler. Bunun ilk denemesi Oslo sonrası KCK tutuklamaları ve 7 Şubat hadisesi oldu. Barış olsun, kardeşlik olsun diyenleri paralel yapı, cezaevine tıkmak istiyordu. Cumhuriyet tarihinin en zeki siyasetçisi Erdoğan bu oyunu bozdu ve hevesleri kursaklarında kaldı. 
MİT üzerinden Erdoğan’a kelepçe takmak isteyenler başarısız olunca paralel polisler çadırları kasıtlı yakarak Gezici tayfasına hayatlarının fırsatını verdi. Sandıkta istedikleri meşruiyeti bulamayınca Gezi kalkışması üzerinden hükümeti sorguladılar. Erken seçim çağrısı yaptılar. Erdoğan artık Türkiye’yi yönetemiyor dediler. Tek adam, diktatör söylemleri tam da bu zamanda kullanıma sokuldu. Hayatı boyunca yazdığı yazıların teki bile çıkmayanlar Erdoğan’ın siyasi hayatının bitiş tarihi için gün vermeye başladılar. Biten kendileri oldu.
Yazdıklarına, yaptıkları yorumlara kendileri de inanmıyordu elbet. Sonra 17-25 Aralık darbe girişimleri oldu. Hedef yine Erdoğan’dı. Paralel yapı AK Parti kalsın, Erdoğan gitsin tarzı bir yöntemle doğrudan Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef aldı. Paralel yapı da tıpkı kendisinden öncekilerin yaptıkları gibi Erdoğan’ı devirmenin yollarını arıyordu. İllegal dinlemeler, casusluk faaliyetleri ve Erdoğan’ın ailesini işin içine katarak kalleşçe yöntemlere başvuruyordu. 
MİT TIR'larını durduranlar, Dışişleri’ndeki en gizli konuşmaları dinleyip servis edenler muhalefet eliyle bunları Meclis kürsülerinden dünyaya dinletiyorlardı. Cenevre 2 görüşmeleri öncesi “Türkiye El-Kaide’ye yardım ediyor”, “IŞİD’e destek oluyor” argümanlarıyla Uluslararası Ceza Mahkemeleri’nde Türkiye’yi ve Erdoğan’ı yargılatmak istiyordu. 
Derken 7-8 Ekim provokasyonlarıyla devreye bu sefer Kandil ve HDP’nin içindeki PKK kliği girdi. Sokakları yaktılar, 52 vatandaşımızı katlettiler. Sokaklar karışsın, barış olmasın isteniyordu. Bu kirli operasyon da başarısız olunca Selahattin Demirtaş pohpohlanmaya başladı. Anketler yayınlamaya başladılar, AK Parti gidici demeye başladılar. Her seçim öncesi olduğu gibi yalan anketler yayınlamakta bir beis görmediler. 7 Haziran seçimleri sonrası gene onlar için hüsran olacak ama olsun, ne kadar yalan o kadar iyidir. 
Peki tüm bu olup bitende esas hedef kimdi? Askeri vesayet, paralel vesayet, ulusalcı akılsızlar, sarhoş liberaller, PKK yancısı aydınlar kimi yok etmek istiyordu? El-cevap Erdoğan. 17-25 Aralık’ı püskürten, barış sürecinin mimarı, Gezi’yi bertaraf eden Erdoğan’dı. Özellikle 17-25 Aralık gibi ağır bir darbe karşısında Erdoğan’ın parti içinde yalnız bir adam olduğunu gördük. Soruyorum, Erdoğan olmasa 17-25 Aralık’ta halimiz nice olurdu? Şu anda paralel yapı hepimizi çoktan kodese tıkmıştı bile, hem de hukuksuzluğu Roma’da bile olmayan yöntemleriyle üstelik. Bizler çok önemli değiliz ama milletin 13 yılda elde ettiği bütün kazanımlar da çöp olacaktı. 
Her şey bu kadar net. 13 yılda arşınladığımız yol sistemin artık gitmediğini bize çeşitli örneklerle gösteriyordu. Üstelik halk 10 Ağustos’ta Erdoğan’ı seçerek Cumhurbaşkanı yapmıştı. Etyen Mahçupyan 24 Şubat’ta sistemin niçin tıkandığını çok güzel özetliyordu:  “Yeni Türkiye bugünün insanlarının yarına ilişkin tasavvurları üzerinde yükselebilir ancak. Bu ise geçmişin üzerimize yığdığı ideolojik kıskaçlardan kurtularak, özgürce kendi kaderimize sahip çıkmayı ima ediyor. Vesayetçi sistemin hukuku bu süreçte kurtulunması gereken bir ayak bağıdır… Toplumsal meşruiyeti kalmamış, bugünü bile taşıyamayan, geleceği karartan bir hukuk zemininin referans alınması vatandaşlığa ve vatandaşlara hakarettir. Yeni anayasanın bugünün özgür iradesine dayanan bir toplumsal meşruiyet üzerinde yükselmesi işin esası... Farklılıkların özgürlüğünü ve toplumsal iradeye katılımını azami düzeye çekebilecek hukuki meşruiyetin üretilmesi, ancak söz konusu toplumsal meşruiyete dayanıldığı takdirde geçerli olabilir. AKP buna talip… Yeni siyasi sistemi de bu nedenle istiyor.”
Halk iktidarda lider olarak Erdoğan’ı görmek istiyor. Başkanlık sistemi artık mecburidir. Olur mu olmaz mı 7 Haziran tablosu bunu bize gösterecek. Ama Erdoğan’ın liderliğini tartışmak abes ve beyhudedir. Öz anne babanı inkar etmek gibidir. Önce Erdoğan, sonra diğerleri gelir. Erdoğan’sız diye başlayan tartışmalar iyiliğe hizmet etmez. 2023 vizyonuna Türkiye Erdoğan’la girecektir.
2011 seçim sonuçlarını o gece yorumlayan Bülent Arınç, “AK Parti’nin oyları Erdoğan’ın oylarıdır. Her şey onun sayesinde oldu. Adamcağızın gözlerinin altı ne hallere geldi” demişti. Yoksa kimse 2011 ve sonraki seçimlerde AK Parti’ye 17-25 Aralık günlerinde ortadan kaybolan, telefonlara çıkmayan, açıklama yap dediğimizde “Aman beni bulaştırma” diyen, Gezi’de virane olan vekil, belediye başkanı, bakanlar için oy vermiyor. 
Bugünlerde yaşadığımız bütün bu tartışmalar Başkanlığa geçiş süreci sancılarıdır. Günlük hengameye çok kapılmamak gerekir. Hepsi gelir geçer. Tarih herkesi bir şekilde yazıyor. Bu süreçte duygularla değil akıl ile, histerilerle değil mantık ile ve her şeyden önemlisi zeka ve bilgi ile  hareket etme mecburiyeti vardır. 
Kader, insan hayatının değişmez gerçeğidir. Final yaparken bütün kariyerinizi yakmamanız gerekir. Sonra kaderinize yanarsınız. Abdullatif Şener gibi “Şarabın tadı hariç her şeyini bilirim” deyip kaybolan bir hiçe dönersiniz. Ben ne ettim dersiniz ama sizi kurtaran olmaz. Bugün size methiye düzenler de arkanızdan tef çalar.
Twitter.com/cemkucuk55

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.