https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar Türk modernliğinin sosyoloğu Mardin

Türk modernliğinin sosyoloğu: Mardin

Ergün Yıldırım
Ergün Yıldırım Gazete Yazarı

Türkiye büyük bir sosyal bilimcisini kaybetti. 80 kuşağında yetişen bizim gibi sosyologlar onun eserlerini su gibi yuttular. Kavramlarından, perspektiflerinden ve toplumları yorumlama tarzından etkilendiler. Bundan dolayı hazırladıkları mastır ve doktora tezlerinde her zaman ondan yararlandılar. Peki Şerif Mardin’i bu kadar önemli kılan neydi? Onun sosyolojisi neden özellikle yeni kuşak sosyologları etkilemişti bu kadar? Her şeyden önce Mardin, bir kliğin, bir takımın ve bir ideolojinin sözcüsü değildi. Sosyolojisi geniş bir yelpazeye hitap ediyordu. Çünkü temel çıkış noktası toplumu anlamaya ve yorumlamaya dayanıyordu. Ne Marksistti, ne Türkçüydü ne de İslamcıydı. Liberal bir bakışı vardı. Ancak hiçbir zaman bu bakış açısını sosyolojinin önüne de çıkarmıyordu. Weber’in anlamacı yaklaşımı ile hareket ediyordu. Yine Mardin’in ifadesiyle “sert ideolojiler”in savaşından sonra sosyologlar da artık ideolojik gözlükleri aşarak anlamanın peşine düştüler. Kritik, anlama, yorum ve ampirik yöntemleri birlikte kullanan Şerif Mardin çoklu sosyolojik okumanın bir temsilcisi olmuştu. Nitekim 1960’ların başlarında Din ve İdeoloji eserini hazırlarken İzmir Sümerbank’ta çalışan 163 işçi üzerine anket uygulamış ve bu ampirik verileri teorik sosyolojinin bakışıyla birleştirerek  onların kimliklerinin ideolojik ve dini temellerini bulmaya çalışmıştı.

REKLAM

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Türk modernliğinin sosyoloğu: Mardin
Haber Merkezi 03 Eylül 2017, Pazar Yeni Şafak
Türkiye büyük bir sosyal bilimcisini kaybetti. 80 kuşağında yetişen bizim gibi sosyologlar onun eserlerini su gibi yuttular. Kavramlarından, perspektiflerinden ve toplumları yorumlama tarzından etkilendiler. Bundan dolayı hazırladıkları mastır ve doktora tezlerinde her zaman ondan yararlandılar. Peki Şerif Mardin'i bu kadar önemli kılan neydi? Onun sosyolojisi neden özellikle yeni kuşak sosyologları etkilemişti bu kadar? Her şeyden önce Mardin, bir kliğin, bir takımın ve bir ideolojinin sözcüsü değildi. Sosyolojisi geniş bir yelpazeye hitap ediyordu.


Mardin, Türk sosyolojisinin ideolojik ve kurtarıcı arayışlarını aşarak anlama ve yorumlama tutumunu geliştirdi. Sert ideolojilerin göreli bir biçimde akamete uğradığı bir tarihsel dönemde bizi çeken buydu. Türkiye’de sosyolojinin ana temalarından biri modernlik sorunuydu. Gökalp, Prens Sabahattin, Ahmet Şuayb, Said Halim Paşa, Niyazi Berkes, Mehmet İzzet gibi sosyologlar buna yoğunlaşmıştı. Cumhuriyet döneminde Gökalp Türkçülüğün Esasları adıyla yaptığı yol göstericilik ve kurtarıcılık bunu anlatır. Yeni rejimin sosyolojik esaslarıydı yazılan. Sonra Berkes bunu en etkili biçimde yaptı. Ana akım sosyoloji modernliği batıcı, seküler, milliyetçi ve din dışı bir bağlamda ele alıyordu. Hatta reddi miras çerçevesinde  (ki Türkçülüğün Esasları budur) modernlik ile Osmanlı, din ve gelenek olan her şeyin aşıldığına inanılıyordu. Kemalist modernlikti bu. Sosyoloji de bu modernliği meşrulaştıran bir misyoner bilimdi.

REKLAM

Mardin, bu ana akım sosyolojiyi aştı. Bütün çalışmaları iki yüzyıllık modernlik dönemindeki toplum ilişkililerimize yoğunlaştı. Bütün kitapları bu tarihsel dönemin toplumsal olguları, ilişkileri ve anlamları üzerinde durur. Jön Türklerin Siyasi Fikirleri, Yeni Osmanlı Düşüncesinin Oluşumu, Din ve İdeoloji, Bediüzzaman Said Nursi Olayı ve kitaplaştırılan makaleleri… Bu  araştırmaları temelde modernlik sorunu üzerinde durur. İki yüzyıllık Türk toplumunun modernlikle kurduğu ilişki anlamaya çalışır. Ancak bahsettiğimiz misyonerlik ve kurtarıcılık tutumuna girmeden yapılır bu. Onun bu çalışmalarında sosyoloji bir misyoner değil, bir anlama çabasıdır. Modernlik de yepyeni bir toplum inşa ederek geçmişin bütün sosyal varlık dünyasından kopmak değildir. “Doğal olmayan, iki devirde yaşamış aydınların davranışlarını 28 Ekim 1923 saat 24’te değiştirdiklerini düşünmektir”(Din ve İdeoloji, 144) diyerek bunu ifade eder. Kemalistlerin iddia ettiği gibi ne gelenek ne de İslam tamamen sona ermişti. İslam’ın “ümmet strüktürü” cumhuriyet dönemi toplum yapısıyla da varlığını sürdürüyordu. Tesanüt kavramı bunu anlatıyordu. Cumhuriyetin vurguladığı bütüncül toplum muhayyilesi temelde İslam’ın bu toplum dinamiğinin devamıydı. Yine Osmanlı'daki saray/merkez ve çevre farklılaşması devam ediyordu. Statü toplum hiyerarşisi de aynen sürüyordu. Araplardan Türklere İslam olarak geçen gaza ideolojisi yine bunu anlatıyor. Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal’in başındaki sıfat gaziydi!

REKLAM

Mardin, modernliğin belli bir toplumsal sürekliliği içinde taşıdığını söylüyordu. Buradan da İslam’ın bitmek ve sona ermek yerine yeniden canlanarak var olduğuna dikkat çeker. Kemalist modernliğin reddi miras teziyle çelişiyordu bu. Nitekim Mardin, İslamcılığı ve Nurculuğu araştırırken bunların modernliğe karşıt “gerici akımlar” olmak yerine modernlikle beraber gelişen İslami canlanmalar olduğunu söyler. Nursi üzerine hazırladığı kitap ile bunu kanıtlamak ister adeta. Bu tutumu, onun Kemalist elitler tarafından aforoz edilmesine yol açar. Resmi sosyolojinin afarozudur bu. Nitekim yıllarca da TÜBA’ya alınmaz.

Modernliğin Kemalist tarzına karşı eleştirel bir tutum da ortaya koyar Mardin. Bu modernlik tarzının tepeden inmeci olduğunu söyler. Batı modernliğiyle yaptığı karşılaştırmalarla birlikte sosyolojik yoksunlukla beraber gelişen modernliğin toplum üzerinde meydana getirdiği travmatik baskılara dikkat çeker. Merkez ve çevre teziyle de Türk modernliğinin temel diyalektiğini göstermeye çalışır.

REKLAM

Şerif Mardin, sosyolojinin kavramlarıyla ve yaklaşımlarıyla  toplumsal varlığımızı analiz ederek yorumlayan ve özgür bilim yapma duygusunu bize yaşatan bir entelektüel. Bizi bir ideolojiye çağırmaz. Sosyoloji yaparken keşfetme, anlama, kritik etme ve araştırma lezzetini verir. Bu nedenle entelektüel tohumlarını serperek arkasında bıraktığı binlerce sosyolog var artık.