YazarlarÜç tarz-ı İslam

Üç tarz-ı İslam

Ergün Yıldırım
ErgünYıldırımGazete Yazarı
Bugün İslam toplumlarında üç siyaset tarzıyla karşılaşıyoruz. Bütün fikir akımları, siyasal ve toplumsal hareketler üç tarz-ı İslam anlayışı ile belirginlik kazanıyor: Gelenekçilik, devrimcilik ve ihyacılık. Toplumları mobilize eden ana akımlar bunlar. Bu akımlar kelamdan tarihe, fıkıhtan tasavvufa kadar birçok alanı dönüştürüyor. Çok önemli tartışmalara yol açıyorlar. Modern dünya ile buna göre ilişki kuruyorlar. Egemen ideoloji ve siyasetlere karşı bunlardan hareketle meydan okuyorlar.

Gelenekçiler tasavvuf, fıkıh ve felsefe temelinde hareket ederek çeşitli toplumsal hareketlere ve fikir akımlarına dönüşüyor. Örneğin Seyyid H. Nasr felsefe temelinde bu fikriyatı temsil ediyor. Gelenekçi çizgide kimi akımlar da tasavvuf alanında ortaya çıkıyor. Hindistan kıtasında ortaya çıkan Tebliğ Cemaati gelenekçi çizgide hayat sürüyor. Gelenekçiler, İslamiyeti modern tarih ve ilişkilerden uzak tutarak koruyacaklarına inanıyorlar. Sorunları yine İslam'ın geçmiş tarihsel kurumlarını, söylemlerini, fıkıh yorumlarını ve kelam anlayışlarını aynen bugüne aktararak çözebileceklerine inanıyorlar. Bundan dolayı bütün yeni durumları “eskinin” üzerinden giderek okuyorlar. Açıklamaktan öte bugün ve dün mukayese ediliyor ve sonuçta dünün biricikliği vurgulanıyor. İslam'ın gelenekçi okuması, büyük ölçüde modern çağa, tarihe ve gelişmelere kapalı. İslamiyet tamamıyla geçmişin tarihsel varlığında açılan kurumlar, sanatlar, aktörler ve bilimlerle özdeşleştiriliyor. Gelenekçi akım, modern meydan okumalara ve gelişmelere karşı içe çekilerek ve tarihe sığınarak tepki veriyor.

Devrimciler, tarih içinde çeşitli izleri olmakla beraber büyük ölçüde İslam toplumlarının modernleşme döneminde ortaya çıkıyorlar. Özellikle soğuk savaş dönemi İslamlaşma hareketi, devrimci düşünce ve akımlara yol veriyor. Ortaya çıkışlarının tarihi dönemi, toplum sorunlarının devrimlerle çözülebileceği yaklaşımlarının dünyada hâkim olduğu bir devreye denk düşer. Seyyid Kutup ve Mevdudi devrimcilerin fikri öncüleridir. Doğrudan devrim teşebbüsünde bulunmasalar da fikirleriyle İslam'ı devrimci, ihtilalci ve radikal bir tarzda yorumluyorlar. İslam toplumlarını belli elitler etrafında mobilize ederek ve siyasal iktidarı devirerek İslam'ı hâkim kılmayı öneriyorlar. Günümüzde devrimcilikten “cihadiliğe” evrilme vardır. El Kaide ve IŞİD'e öncülük yapan birçok lider ve teorisyenin biyografilerine göz attığımız zaman bunu açıkça görüyoruz. Arap Baharı sonrasındaki şartlar böyle bir evrilmeyi kolaylaştırdı ve hızlandırdı. İslam devrim teorisi Sudan ve İran gibi bazı ülkelerde devletleşti de. Devrimcilerin hedefi belli bir kadro aracılığıyla devrim yaparak(ya da ihtilale başvurarak) İslam Devletini kurmaktır.

İhyacılar, İslam'ı ıslah ve tecdit çerçevesinde modern dönemde yeniden gündeme getiren akımlardır. İslamlaşma hareketinin XIX. Yüzyıl kökenlerinde bununla karşılaşıyoruz. Mehmet Akif Ersoy, Muhammed ikbal, Filibeli Ahmet Hilmi ve Muhammed Abduh gibi şahsiyetler modern dönem ihyacılığının fikir adamlarıdır. Türkiye'de Risale-i Nur, Nakşiliğin Müceddidiye çizgisi, Endonezya'da Nahdatul Ulema ihyacıları temsil ediyor. Türkiye'de Ak Parti ile beraber Milli Görüş ve İslamcılar büyük ölçüde ihyacı çizgiye yaklaştılar. İslam'ı toplumda ve siyasette aşamalı bir biçimde gündeme getirerek sorunları çözme çabasını öne çıkardılar. Modernite ile dışlayıcı veya bütünleşmeci (total) bir ilişki kurmadılar. Bunun yerine modernliği temel İslami parametrelere göre yorumlayarak (kimi yönlerinden uzak dururken, kimi yönleriyle de barışarak) hareket ettiler. Moderniteyle ve Batıyla üç tutum geliştirdiler: Eleştiri, reddiye ve te'lif. İhya tezi, reformcu bir siyaset peşindedir. Gerçekçi, sosyolojik ve tarihsel varlığımızla uyumlu hareket eden bir yoldur. Değişim meselesine çatışma ve ihtilalden uzak durarak yaklaşır. Modernlikle “orta yol” tarzında bir ilişki kurar. Orta yol modernliğidir bu!

İslam dünyası, artık soğuk savaşın diktatörleri ve onlara karşı gelişen devrimci yöntemlerle büyük bir çıkmaz içinde. Ne Baasçılık, ne Kemalizm, ne de Nasırcılık çözüm. Bunları değiştirmeye yönelen devrimciler de büyük bir açmazın içinde. Başka bir ifade ile bu hareketlere karşı yapılanan soğuk savaş dönemi “devrimci İslamcılık” da “cihadizme” evrilerek intihara başvurdu. İntihar yaşama değil, bir ölme ve öldürme projesidir. Çözüm yeniden ihyadadır. İhya yöntemi tecditle değişimi öngörür. Aşamalı değişmeyi ve yenilenmeyi savunur. Dünya ile daha yapıcı bir ilişki kurar. Dinin aşırı yorumlarından uzak durduğu gibi onu tarihsel alana da hapsetmez. Bu kadar çok cemaat, tarikat ve cihat hareketleri içinde selamete çıkışımızın yolu da buradadır. İslam dünyası ancak yeni bir siyaset tarzı ile isyanlardan ve diktatörlerden kurtulabilir. Bu siyaset tarzı da tarihi müktesebatından beslenen, çağını idrak edebilen ve tecdit ruhuyla hareket eden bir ruhla mümkün.