YazarlarSon aydınlığı içerken okunacak bildiri

Son aydınlığı içerken okunacak bildiri…

Faruk Aksoy
FarukAksoyGazete Yazarı

Nefesim daralıyor, ne olduğunu anlayamıyorum, ezberimde olan her şey ama her şey birden bire siliniyor, ayaklarım, gövdeme o kadar uzak ki anlatamam.

Başımdan yukarı, göğe doğru düşmüyorum, aşağıya gidiyorum, batıyorum…

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Faruk Aksoy : Son aydınlığı içerken okunacak bildiri…
Haber Merkezi01 Kasım 2017, ÇarşambaYeni Şafak
Son aydınlığı içerken okunacak bildiri… yazısının sesli anlatımı ve tüm Faruk Aksoy yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Kollarımı iki yana açıyorum, batışım, gırtlak seviyesine gelince, boğulmamak için kollarımı iki yana açıyorum, son bir gayretle tutunmak istiyorum.

Bitirilmemiş, yarım bırakılmış, oluşumunu tamamlayamamış embriyolar gibi kıpraşan küçük çalılar var etrafımda, hiç olmazsa birini yakalasam, elimden kayıp gideceğini bilsem de, birini, bir tekini tutabilsem…

Ne olursa olsun, bir şey olsun, ona tutunayım, asılayım bütün gücümle, kalayım burada, ne olur, ne olur kalayım, gövdemi düşündüğüm yok, bana ne ondan, gövdemi koruyan titrek korkuluk düşünsün bunu, derdim değil şimdi ölmek, bana ne bundan, gövdem ölüyormuş, ölsün!.. Nefesime kurban olacak kadar cüce miyim  ben?..

REKLAM

Bir cümle, bir resim, bir dua, bir çığlık, bir heyecan, bir şeye tutunayım, ellerim kesilircesine, parmaklarım eklemlerinden koparcasına tutunayım… Ne olur, bir şey olsun, ismi cismi olmasın, kanı canı olmasın, hiç dert etmem, yeter ki bir şey olsun.

Yok… Batıyorum…

Başının üstünden, hemen yukarıdan umudunu kesmeyen ben, ayak parmaklarımla da aşağıda bir zemin, bir tortu arıyorum, bir taş parçası, dokunsam yetecek…

Yok… Batıyorum…

Batarken anlıyorum, “balçık ve boşluk, batanın kaderine eş”; batıyorsan, ikisine de batıyorsun, şimdi daha iyi anlıyorum bunu, korkmak için acele eden benden eser yok artık, “benden eser yok ki” tutunayım batarken.

Son kez unutuyorum ne yapacağımı, son anda, son kez unutmaktan başka bir şey kalmamış bana, bunu da yapıyorum kendime, oysa ben son anda ne düşüneceğime, çoktan karar vermiş biriyim, beddualarına yenilmemek için o cadıların, son anda düşünme lüksümü, benden hesap sormaya hazırlananlara harcamayacağım, kendime söz vermişim, daha önce kararlaştırmışım bunu.

REKLAM

Yardım et bana, ne olur yardım et, sadece yardım et, hiç olmazsa hatırlat unutacaklarımı, ya da durdur şu ihtişamlı batışımı.

Bildiğim seslerle, duyduğum şeyleri kulağıma fısıldayanları sustur, hiçbirini duymak istemiyorum, yepyeni bir cümleyi, taze bir dal gibi uzat bana… Batıyorum, yardım et…

Ne yapacaktım ben, isyan etmeyecektim, susacaktım; susacaktım ki imanlı olduğum anlaşılsın… Sonra korkmayacaktım; korkmayacaktım ki, hesabım görülürken sebep olduğum şerlerin masumiyetine inanılsın… Heyecanlanmayacaktım; heyecanlanmayacaktım ki, gövdemde depreşen arsız acziyet belli olmasın…

Her şeyi hatırlıyorum ama yapacağım şeyi unuttum, bak bunu bile anlatamıyorum, aman Allah’ım, ben neler neler yapamıyorum böyle, hatırladığım şeyleri unuttuğumu batarken anlıyorum.

Hızımı ayarlayabilsem, kendimi kurcalasam, o kayıp düğmemi bulabilsem, batmak yerine belki de düşeceğim, belki de böylesi daha iyi, hem benim için taksit taksit cebelleşen şu korkuya yazık, çekilmiş bir kenara, eli ayağı da yok, titreyip duruyor, hiç olmazsa ona yazık.

REKLAM

Ne kötü, yaratanı değil de öldüreni düşünmek, ne kötü…

Haklıyım ama batışına şahit olduğum gövdenin doğuşundan bihaberim, kim olsa benim yerimde, kim olduğunu bilmek ister, kim olsa, ne kadar zamandır, battığını görmek ister.

Korkmayın, son aydınlığı içerken, bana okunacak bildiriyi size de okumam istendi.

Okuyorum ve batıyorum;

“Seni, ılık bir titremeden, zerrenin büyük sarsıntısından, gürültüsüz patlamanın şiddetinden, ana parçadan ayırdık; korkuyla kundaklayıp seni düşürmeye başladık, biz seni düşürürken, düşünceni düşüşüne yoldaş yaptık, battığın her kuyuyu bin bir renge boyadık, sen sıkılmayasın diye, neşe içinde battın, batışını izledik, senin ‘bunca vakit’ diye abarttığın şey, o gri saçlarının uzaması kadardı… Korkma, öldürülüyorsun, son kez batırılıyorsun, çilen doldu, ayaklarını kendine doğru çekme, senin değil artık onlar, parmaklarınla bir şeyler arama, dizlerinden sızan hafifliğin huzurunu sür, kanından fayda yok artık, vedalaş, bırak donsun… Aklını, emanet ettiğin yere bağışla, kıpraşma, durdurabilirsen kendini, kesersen düşünmeyi, kesersen ipi, buğulanan gözlerinle görmek istemezsen olanları, yüzünü yalayacak olan, o son meltemin hazzını bağışlarız sana… Anlasana artık, seni senden ayırıyoruz…”

REKLAM

Son olarak düşmüşüm, uyandım, üşümüşüm.