YazarlarDüşünmenin dindarlığı

Düşünmenin dindarlığı

Furkan Çalışkan
FurkanÇalışkanİnternet Yazarı

Sorular ve cevaplar önemini yitirdiğinde herkes aynı anda haklı olur. Ne soru sahibinin ulaşmak istediği bir nokta ne de cevap veren tarafın ulaşılabilecek herhangi bir yeri vardır. Bu dehşetli bir kaybolmaktır. Biz onu denge zannederiz. Ancak birbirimizin lehine bu dengeyi bozarsak, haklı yada haksız olmak bir kişilik kazanır. Düşünce derinleşir. Zira “sormak, düşünmenin dindarlığıdır” diyen Heidegger haklıdır.

Türkiye’de, birileri düşüncenin yerini siyasi dramaya bırakmasını istiyor. İlk matbu gazetenin seyrü seferinden bugüne kadar her zaman siyasetçilerin verdiği sufleleri beklemeden tek kelime yazamayan, yazmayan gazeteciler olageldi. Bunda şaşılacak bir şey yok. Tuhaf olan gitgide dramanın gerçeğin yerini almaya doğru gitmesi. Bu aşamadan
sonra artık toplum değil toplumsallık, gerçek değil gerçekçilik, kişilik değil kişisellik vardır. Siyaset, özneyi toprağa verir.

REKLAM

Fanatik kavrayışların çağındayız. Kavranılan ve benimsenen söylem sürekli farklılaşırken, fanatizm bu denklemdeki tek sabit olarak kalır. Süratli kimlik değişimleri ve özgüven tedariki için resmi söyleme yaklaşma ihtiyacı önce sözün sonra eylemin etkisini yok eder.

Tuhaf bir akışkanlık, bir tür sürüklenme içerisinde kelimeler anlamlarını taşıyamaz hale gelir. Sonra herkes birbirine bakar ve bu ölü toprağının hangi mevtaya ait olduğunu tartışır. Yakınınız mıydı?

*

Pascal’ın Voltaire ile olan polemiğine atfedilen bir sözü vardır; “ Önümüzde uçurumu görmemizi engelleyen bir şey inşa edip tasasızca uçuruma doğru koşturuyoruz.” Bizler için bu engel İslam’ın
esaslarını vaziyetin selametine uygun bir zihni tercümedir. Görmediğimizin yok olduğunu, işitmediğimizin söylenmediğini, dahil olmayınca “ait” olmadığımızı vehmediyoruz böylece. Bize rağmen bütün olan biten herşey, bize dairdir.

REKLAM

Paranoya, tehdit, hayal kırıklığı, güvenlik endişesi…Evet bu kavramlar son yıllarda Türkiye’nin atlattığı yada atlatmaya çalıştığı badirelerden arta kalanlardır. İşte bu elimizde kalanlarla iki şey yapabiliriz;

Hepsini kullanıp ortaya yüzeysel, ürkek ve renksiz bir toplum çıkartıp tarihin akışı içinde dirençsiz bir Türkiye inşa etmek ya da paranoya yerine tedbir, tehdit yerine teklif, hayal kırıklığı yerine yeni bir başlangıç, güvenlik endişesi yerine endişenin güvenliğini ikame etmek.

Bizler bu karar anına ülkemizdeki İslami dönüşümün imkansız olduğuna sistem tarafından inandırılarak geldik. Mesela İslami dönüşüm yerine kentsel dönüşüme razı olduk. Kızlarımızın başörtülü olarak üniversitelere girebilmeleri ile yetindik. Girilen o üniversitelerin niteliğini ise umursamadık. Kavganın tam ortasında olmanın direnci de yok olunca, kavgasız ama tam ortada bir hedef tahtası olarak kendimizi bulduk. Şimdi ise İslam kalmak ile milli olmak arasında bir nüans farkı olduğu fikri bilinç altına yerleşiyor. Böylece Türkiye’nin mevcudiyetini koruması adına sormamız gereken sorular yerini bulmuyor. Çünkü cevaplarla ne yapacağımızı hala bilmiyoruz.

REKLAM

Zira bizim büyük çaresizliğimiz umduğumuzdan korkmaktır.