https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar Hongerwinter

Hongerwinter

Furkan Çalışkan
Furkan Çalışkan İnternet Yazarı
Yaşlı Hollandalılar, kulağa tuhaf gelen Almanca kırması dilleriyle “Hongerwinter” diye fısıldarlar konusu açılınca. Yıllar önce duyduğum bu fısıltı tekrar aklıma geldi bugünlerde. Bu kez o konuyu ben açayım.

Yaklaşık on yıl önce, Rotterdam'da bir pizzacıda karnımı doyurup, limanda çalışan işçileri izliyordum. Pizzacının sahibi Marakeşli Ayman, İstanbul'dan geldiğimi öğrenince masamı yiyemeyeceğim kadar çok pizza ile donatmıştı. Ayman'ın ısrarıyla o kadar çok yemiştim ki artık pizzaları çaktırmadan yanıma gelen kedilere de ikram ediyordum. Tam karşı masamda oturan, yaşı seksene yakın bir Hollandalı kadın bana bakarak bir şeyler söyledi. Anlayamadım. Tekrar söyledi ve ben yine boş bir yüz ifadesiyle ona baktım. Sonra kalkıp yanıma oturdu ve kulağıma eğilip fısıldadı: Hongerwinter. Bir yandan da eliyle kedileri gösteriyordu. Sonra kalkıp gitti.

Daha sonra Ayman'a Hongerwinter'in anlamını sordum. “Açlık Kışı” demek dedi. Kadının ne demek istediğini anlamışsam da hikâyesini çok sonra öğrendim. Meğer Almanlar 1944'de Hollanda'yı işgal ettikleri zaman ülkenin bütün gıda stokunu Almanya'ya yönlendirmişler. Yani 44 Kışı büyük bir kıtlık yaşamış Hollandalılar. Alman bombardımanı ve Nazi uygulamalarından sağ çıkanların bir kısmı da böylece açlıktan ölmüş. Bütün bunları atlatanlar ise hayatları boyunca bu travmayı yaşamışlar. Yaklaşık on sekiz bin Hollandalı hayatını kaybetmiş. Tiffany'de Kahvaltı filminin unutulmaz yıldızı Audrey Hepburn'de Hongerwinter mağdurlarındanmış mesela.

Son yıllarda Müslümanların şenlendirdiği Rotterdam kentini de haritan silmiş Almanlar. 1950'den sonra tekrar inşa edilmiş kent. Bütün bu sebeplerden dolayı sokaktaki Hollandalı, Almanları sevmez. Birçoğu Almanca bilmesine rağmen genellikle Almanca sorulan sorulara cevap vermezler. Alman plakası ile Hollanda sokaklarında dolaşmanın bazı riskleri olabilir. Peki, böylesine bir geçmişe rağmen, kendilerini açlığa mahkûm eden, öldüren, şehirlerini yıkan, aşağılayan Almanya'nın kuyruğuna takılıp kendilerine neden adına Türkiye dedikleri bir şeytan icat ettiler? Bu sorunun cevabını aramak için yine o yıllara ve sonrasına bakmak lazım.

Dünya tarihinin ne kanlı paylaşım savaşı olan İkinci Dünya Savaşı'ndan Almanların mağlup olarak ayrılmalarından çok kısa bir süre sonra, Avrupa Birliği'nin temelleri atıldı. Çok ilginçtir ki Kıta Avrupası'nda yaklaşık yirmi milyon insan hayatını kaybetmesine, ülkeler ve milletler arasında korkunç çatlaklar ve acı hatıralar oluşmasına rağmen savaştan sadece altı yıl sonra bugünkü AB'nin ilk adımları atıldı. Bu adım daha sonra ortak para birimine( Euro) ve ortak sınır güvenliğine (Schengen) kadar gitti. Fransızları Paris'i işgal eden ve yarım milyon Fransız'ı öldüren Almanlarla böylesine hızlı bir ortaklığa iten neydi mesela?

Nazilerin iktidardan gitmesi miydi sadece? Oysa yüksek Nazi bürokrasisi haricinde, Nazi Partisine üye yüzbinlerce insan yeni Almanya'nın da temellerini oluşturuyordu. Hugo Boss, Adidas, Puma gibi ünlü markaların sahipleri, Günter Grass gibi yazarlar, Heidegger gibi filozoflar Yeni Almanya'da da önemlerini korudular mesela. Yani Nazi iktidarı uzaydan gelen bir takım canavarlardan oluşmuyordu. Alman halkıydı o.

Korkunç katliamların, yıkılan şehirlerin, dağılan ailelerin oluşturduğu çatlağı Avrupalılar nasıl bertaraf ettiler?

Sömürgecilik rüzgârından siyasi birliğini geç dönemde sağladığı için yeterince faydalanamayan Almanya hammadde kaynaklarından pay istedi. Yani iktidarda Adolf Hitler olmasa dahi çıkacak bir savaştı bu. Bu paylaşım krizinin bedelini hem Almanya hem de Avrupa çok ağır ödedi. Dünyanın yeni patronunun Amerika olarak kesinleşmesi gibi bir sonucu da olan bu savaştan sonra, Amerika'nın masaya koyduğu yeni paylaşım esaslarına göre hızla yeniden organize oldu Avrupa. Tekrar kendi içlerinde böyle bir felaket yaşamamak için temelini Yunan hümanizminden aldıkları bir AB değerleri silsilesi oluşturmak için büyük çaba gösterdiler. Ekonomik ayağın yanına kültürel bir kulvar daha koydular. AB'nin kültürel çalışmalarının detayını inceleyenler sürekli bir terimle karşılaşacaklardır: Multi kültürel.

Yapay bir dil olan Esperanto gibi yapay bir kültür olan AB kültürü de uzun ömürlü olmadı. Ekonomik değişimler, Rusya'nın yeniden yükselişi, Amerika'nın global oyununda Avrupa'nın rolünün azalması vs. ulus milliyetçiliğinin yükselmesine sebep oldu. İngiliz hep İngilizdi ama Fransız yeniden Fransız, Alman yeniden Alman oldu. Bu yeni manzarada gözünü Ortadoğu'ya diken Avrupa sermayesinin yeniden birbiriyle savaşmasını ve dağılmasının önlemek için ortak bir düşman miti gerekli hale geldi. Yeni nesil sömürge metotlarının önünde engel gibi duracak iradesiyle tarihsel bir düşman. Aşırı sağ partilerin merkez partileri zorladıkları alan da tam burasıydı. İç siyasetin balans ayarı, dış siyasetin paylaşım esasları üzerine yeni bir ortak politika gelişti. Düşman Türkiye ve Erdoğan olacaktı tabii ki. Aşırı sağ Avrupa partilerinin kitlelerini konsolide etmek için hedef aldığı, merkezi partilerin ise Avrupa Birliği'ni bir düşman üzerinden yeniden tanımlamak için seçtiği eski ve büyük bir düşman. Bu durumu hafife almak isteyenler olabilir, onlara Viyana'ya gidip sıradan bir Viyanalıya şehirlerinin en büyük felaketini sorun ve verdiği cevaba bakın. Rasyonel bir cevap bekleyen herkes ikinci dünya savaşında Amerikan uçaklarının şehri bombalamasını, St.Stefan kilisesinin yanmasını değil üç yüz elli yıl önceki Viyana Kuşatmasından bahsedeceklerdir. Yani bu formül için gerekli psikolojik alt yapı fazlasıyla mevcuttur.

Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanı'nın uçağına iniş izni vermemek gibi absürt bir yönteme ancak bu çeşit bir tarihsel akıl sebep olabilir. Şairin dediği gibi haddini aşan her şey zıddına döner. Her ne kadar Merkel yersiz de bulsa Erdoğan'ın Nazi benzetmesi tarihsel akışa son derece uygun düşer. Naziler sonrası kurulan Almanya ve Hollanda, haddini aşarak zıttına dönüşmüştür. Ancak 3.Reich'ın yapacağı uygulamalarla Türkiye karşıtı bir cephe açmıştırlar. Bunu sonu felakettir ve Hongerwinteri yeniden yaşayacak olan da biz değiliz. Eninde sonunda kendi iç paylaşım savaşları hortlayacak. O zaman uçaklarımız ancak insani yardım için iniş izni isteyecektir. Çünkü tarih tekerrür eder.