https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar İnanç krizi

İnanç krizi

Furkan Çalışkan
Furkan Çalışkan İnternet Yazarı

Rakamlara ve onların gösterdiklerine inanan bir adam olamadım hiç. Bu beni ekonomik olarak bazen çok savruk bazen de çok zor durumda bıraktı. İstatistiklere de inanamadım. Bu da gereğinden fazla iyimser ya da olması gereken daha kötümser yaptı bazı durumlarda. Geldiğim nokta da ise bütün bunlara rağmen bu inançsızlıklarımdan memnun olduğumu söyleyebilirim.

Tanıyanlar “inançsızlık” gibi olumsuz çağrışımları daha baskın olan bir kavrama böyle yaklaşmamdan dolayı tebessüm ederler muhtemelen. Zaten buradan sonrası inandıklarımız ve inanmadıklarımızı şöyle bir tartma çabasıdır. Çünkü bu kantarın topuzu dünyada durduğumuz yeri ve gideceğimiz istikameti belirleyecek.

İnanmak, bir Müslüman için elbette önce Allah’ın varlığına ve birliğine, sonra ise Peygamber Efendimizin risaletine dair bir tecrübedir. Bunun hilafında olan hiçbir şeye inanmama da inancımıza dahildir. Bu aşamadan sonra dünyada karşımıza çıkan olaylar, fikirler, tercihler ve insanlar artık böyle bir temel üzerinde çeşitlenir. Basit gibi görünen bu mantık insan doğasının karanlık yanlarıyla karşılaşınca içinden çıkılmaz bir hal alır. İnandıklarımızı yaşar, inanmadıklarımızı reddederiz. İçinden çıkılmaz olan ise arada kalmaktır. Ve bana öyle geliyor ki çağın insanını da bu arada kalmışlık tanımlar.

REKLAM

Ankara’da bir ayakkabı boyacısı tanımıştım. Ulus’da her zaman geçtiğim bir yol üzerinde açardı sandığını. Sandıkta denmez ya hani şu süslü, parlak, altın sarısı kapların içinde çeşit çeşit boyaların olduğu bir tezgâhı vardı. Üzerine boncukla “Maşallah” yazdırmış, yoldan geçenlere tekerlemelerle, manilerle laf atardı. Sırf ona boyatabilmek için hep tercih ettiğim spor ayakkabılar yerine kundura almıştım. O kadar şevkle, o kadar özenle ve titiz yapıyordu ki işini kendisini acele ettiren müşterilerini kovalardı hemen. Bu işi en iyi yaptığına inanırdı. Ondan ziyade rızkın emekle, titizliğin ahlakla bir bütün olmasına inanırdı. Büyük bir ressamın tuvaline eğildiği zaman duyduğu tutkudan az değildi kendisine uzatılan ayakkabıları fırçalaması. İnançtı her sabah o tezgâhı açan. Ve inançsızlığıydı devam etmesini sağlayan, haram lokma yemeye.

REKLAM

Kendi amentüsünü bulan bir insan kadar kuvvetli ne olabilir şu cihanda? Hele ki bir Müslümanın amentüsünü gündelik hayatının esası kılması; davranışlarını, zamanını ve kararlarını ona göre vermesi bütün düğümlerin çözümüdür. Oysa etrafımız sıklıkla gerçeği söyleyen ama kendisi gerçek olmayan insanlarla dolu. Söz ile hal arasında uçsuz bucaksız diyarlar var. Oralarda kayboluyoruz işte. Bu yaptığımız işe, kardeşliğimize ve mücadelemize yansıyor.

Çoğu zaman yeteneksizlik ve bilgisizlik değil yaptığı işe inançsızlık durumu “olmamışlığın” içini dolduruyor. O işin ümmetin ve memleketin selametinde payı olabilecek zerresini nefsimizin kasesine küçük buluyoruz. Keşke modern imkansızlıklara, çıkmazlara ve bunalımlara saklayabilsek inançsızlığımızı.

Görmek istiyoruz. Gözlerimizle görmek istiyoruz. Bütün duyularımız arasında en tutarsızı olan görme duyusuna sarılıyoruz. Geleceğimizi, anı ve hatta geçmişi bir ekranda, parlak ledlerin ışığı altında görmek istiyoruz. Sözün tesirini yitirmeye başlaması da böyle başladı. Ve göremediğimize inanmıyoruz. Dürüst olmanın ve çok çalışmanın tek başına yeteri kadar parlak görünmediği(!) bir zamandan geçerken terli alınlarımızı silecek bir mendil taşımak aklımıza gelmiyor. Çünkü alnımızın terleyeceğine inanmıyoruz. Sadece gördüklerimize, sadece gösterilenlere, sadece gözümüzün kestiğine inanıyoruz.

REKLAM

İnancı, inanma eylemi korur. Eylemsiz inanç insanın ruhunu perişan eder. Eylemsiz inanç akamadıkça kirlenen bir su gibidir. Ve neye inançsızsak asli inancımızı besleyen odur. Zalimin yenilmezliğine inanmıyorsanız bu onu yenecek inancın da fitilidir.

İnanması en zor olan şey yaşaması en basit olandır. Her geçen yüzyıl da hayatın daha karmaşık hale gelmesi boşuna mı?