1927 ilginç bir yıldı.

Cumhuriyet ilan edileli dört yıl olmuş, imparatorluktan ulus devlete geçiş hayli sancılı bir şekilde devam ediyordu. Bu geçişin ana uygulayıcısı ise Türk siyasi tarihinin ilk partisi ya da fırkası olan “Halk Fırkası” idi. Sonra’dan Cumhuriyet Halk Fırkası olarak ismini güncelleyen bu siyasi oluşum bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından kurulmuş ve değişimin motoru olarak tasarlanmıştı.

1927 yılında parti ilk büyük kongresini yapma kararı alırken (Gerçi Mustafa Kemal Paşa’ya göre ikinci kongredir. İlkini ise Sivas kongresi olarak kabul eder) savaş yorgunu bir ülkenin gittiği radikal denilebilecek değişimler sosyal ve siyasal gerginliği had safhaya çıkarmıştı. Ülke de güçlü bir muhalefet oluşmaya başlıyordu. İşte CHF böyle bir ortamda yaptı kongresini. Bir devrim ideolojisi gerekiyordu ve akabinde sarsılmaz bir otoritenin tesisi.

1927 gerçekten ilginç bir yıldı. Türk siyasi tarihi “Değişmez Genel Başkanlık” gibi bir kavramla tanışırken, Nutuk da Mustafa Kemal Paşa tarafından CHF kongresinde ilk defa okundu. Nutuk, tam 6 gün 36 saat 33 dakika da söylenmiştir. Ve kongreyi gölgede bırakmıştır.

Mesela Paşa kürsüden şunları söyler;

"Tam bağımsızlık demek, elbette siyaset, maliye, ekonomi, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulus ve yurdun gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir."

Ya da

"Adalet dilenmekle ve başkalarına kendini acındırmakla ulus işleri, devlet işleri görülemez; ulusun ve devletin onuru ve bağımsızlığı güven altına alınamaz."

Şimdilerde Paşa’nın koltuğunda oturup, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanlığını yapan şahısın elinde “adalet” yazan bir tabela ile yürüdüğünü izlemek gerçekten seyirlik bir manzara.

Neyse konuyu dağıtmadan devam edelim. CHP, Paşa’nın ebediyete intikalinden sonra birçok kurultay yaptı. O koltuğa Paşa’dan sonra beş farklı isim oturdu bugüne kadar. Hem tek parti iktidarı yıllarında hem sonrasında bir partiden çok devletin bir aygıtı gibi işlev gördü. Çokça tartıştığımız ceberut devlet anlayışının, toplumsal değerlere konulan mesafelerin kaynağı oldu. Lakin bu gün geldiği noktaya asla gelmedi.

O nokta neresi?

Sorumuz bu. Bu sorunun cevabı sadece CHP’lileri ilgilendirecek olsa hiç sorun yok. Lakin bir demokrasinin işleyebilmesinin temel dinamiklerinden olan bir ana muhalefet partisinin içinde bulunduğu durum doğrudan ülkeyi ilgilendirir.

Sarı Paşa’nın boz revolverinden, Fetullah’ın imamlarına nasıl sürüklendi “devlet kuran” parti? Hatay’ı geri kazanmak için, etrafındaki yılgın bürokratları aşmak adına Amanos dağlarına çıkıp tekrar çeteci olurum diyen bir liderin mirası, o dağların devamında mücadele eden Türkmenlere giden silahları, nasıl olurda “harici bedbahlara”  şikâyet eder hale geldi? O nokta nasıl geçildi?

***

Kendimi bildim bileli adına birilerinin “Kemalizm” dediği ideoloji ile başım hoş değil. Hem nasıl olsun… Ve fakat tarihi hakikat, ulusal onur ve bağımsızlık aşkı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu hakkında, bir edep dairesi içerisinde adil bir değerlendirme mecburiyetinde olduğumuzu gösteriyor bizlere. Hele de Türkiye’nin aleyhine olacak bütün gelişmelere elinde tuzlukla koşan bir CHP, reddedilen bütün mandalara talip, sömürge valisi olmaya hevesli bir lider varken karşımızda.

Acaba Atilla İlhan ve Kemal Tahir’in tabiri ile Sarı Paşa, böyle bir durum karşısında ne yapardı? Savaş Hatay sınırına ulaşmış, Türkmenler varlık mücadelesi içinde, güney sınırımız boydan boya tehdit altında… Ne yapardı acaba? Fransızları yardıma çağırır mıydı mesela?  Yoksa Fahrettin Paşa rahmetlinin anlattığı gibi mi davranırdı? O zaman söz Medine Müdafii’nde…

'...1937 yılında ocak ayında İstanbul'a gelen Atatürk, beni Park Otel'e çağırttı, gittiğimde kendisini sıkıntılı bir halde buldum, biraz da terli idi. iç salona geçtikten sonra, balkona çıktı, sert rüzgârın karşısına göğsünü germişti; saçları rüzgârdan uçuşuyor ve o, dalgın dalgın, Marmara'yı seyrediyordu: mutlaka kafasını kurcalayan bir şey vardı. Üşütmesinden korktuğum için, 'hava çok sert, soğuk alırsınız, içeri buyurun' dediğim vakit, gene o dalgın hâli ile döndü ve bir masaya oturdu. Bir şeyler söylemesini bekliyordum ki, dudaklarından şu cümleler döküldü:

-Paşa biliyor musun ki ben, Cumhurbaşkanlığı’nı bırakıp, Hatay’a çete reisi olacağım...'' 

İlginç mi?

Bence değil. Normal.

İlginç olan 2017 yılı ve Sarı Paşa’nın sızlayan kemikleri.

İlginç olan 2017 CHP’si…

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.