https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar Penceresiz bir Ağustos

Penceresiz bir Ağustos

Gökhan Özcan
Gökhan Özcan Gazete Yazarı

Azıcık nefes almak, kendimizi derin uykuların kollarına bırakmak için, sıcak gecelerin içinde kendini kıyı köşe gizleyen küçük serinliklerin peşindeyiz. Pencerelerin gözleri yolda, kendini naza çeken esintileri bekliyorlar umutla. Uzun ve sıcak bir yazın ne başı, ne sonu oluyor, derin bir mecalsizliğin sanki hep ortasındayız. Taşrada bir yerde, neredeyse terkedilmiş köhne bir istasyonda, geleceğine dair zayıf bir rivayet bile olmayan hayalî bir treni bekliyor gibi donup kalmış yüzlerimiz. Nemli havanın asfaltın üstünde adeta sıtma nöbeti geçirir gibi titreştiği gibi titreştiriyor ince ince insanın tenini, hayatın yüzeyini. Yavaşlıyoruz, düşürüyoruz hayatın her şeyi önüne katıp sürükleyen, hıza boğan temposunu. Seyreltiyoruz içimizden geçirdiklerimizi bile... Bir ağustos böceğinin sesinden ibaret kalırdı öğle vakitlerinde eskiden bu mevsim. Şimdi, hafızamızda sancılanan eski hatıralar gibi yokluklarıyla çınlatıyor şehirleri, çok zaman önce toparlanıp giden, uzak kırlara çekilen o ağustos böcekleri... 

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Penceresiz bir Ağustos
Haber Merkezi 14 Ağustos 2017, Pazartesi Yeni Şafak
Azıcık nefes almak, kendimizi derin uykuların kollarına bırakmak için, sıcak gecelerin içinde kendini kıyı köşe gizleyen küçük serinliklerin peşindeyiz. Pencerelerin gözleri yolda, kendini naza çeken esintileri bekliyorlar umutla. Uzun ve sıcak bir yazın ne başı, ne sonu oluyor, derin bir mecalsizliğin sanki hep ortasındayız. Taşrada bir yerde, neredeyse terkedilmiş köhne bir istasyonda, geleceğine dair zayıf bir rivayet bile olmayan hayalî bir treni bekliyor gibi donup kalmış yüzlerimiz. Nemli havanın asfaltın üstünde adeta sıtma nöbeti geçirir gibi titreştiği gibi titreştiriyor ince ince insanın tenini, hayatın yüzeyini. Yavaşlıyoruz, düşürüyoruz hayatın her şeyi önüne katıp sürükleyen, hıza boğan temposunu. Seyreltiyoruz içimizden geçirdiklerimizi bile... Bir ağustos böceğinin sesinden ibaret kalırdı öğle vakitlerinde eskiden bu mevsim. Şimdi, hafızamızda sancılanan eski hatıralar gibi yokluklarıyla çınlatıyor şehirleri, çok zaman önce toparlanıp giden, uzak kırlara çekilen o ağustos böcekleri...

“Bende hiç tükenmez bir hayat vardı/ Kırlara yayılan ilkbahar gibi/ Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı/ Göğsümün içinde ateş var gibi” diyor Sabahattin Ali, şarkısı dilimizden düşmeyen ‘Çocuklar Gibi’ isimli şiirinde.

Evin içini derleyip toplamak, dağılan şeyleri yerlerine koymak, kiri pası temizleyip paklamak mümkün. Ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın kafasının içini aynı şekilde düzene sokamıyor insan. Unutmak istediklerini, kafasından çıkarıp atmak, hafızasından silip temizlemek, parça parça düşünceleri derli toplu hale getirmek mümkün olmuyor. Her şeyi sınırlarına çekmeye imkan olmuyor, meselelerin birbirine karışmasına, duyguların ve düşüncelerin kontrol edilemez sızıntılarla birbirlerinin suyunu bulanıklaştırmasına engel olunamıyor. İnsan içindeki o koca gürültüyü bastırmaya güç yetiremiyor. Zamanla yorgunlaşıyor, beziyor, umudunu kaybediyor. Yaşını aldıkça bu yenilmişlik hissi, bu teslim olunmuş çaresizlik hali herkesin yakasına yapışıyor, herkesin üstüne siniyor. 

REKLAM

“Bazen senin de ne yaşayacağını bilemediğin zamanlar oluyor mu?” diye sordu biri. “Keşke olsa!” dedi diğeri ve suskunlaştılar sonra.

Her gecenin kendine özgü, kendini ifade eden sesleri vardı eskiden. Şimdi geceler gürültücü zorbaların elinde adeta acı çekiyor.

“Su yeşili gözleri var kâtibin, o güneş görmemiş, hasta ışığın altındaki sayrı yüzünde bile parlayabilen su yeşili gözleri var. Bir daha dağıldım. Bunun da gözlerinde bir parçam kaldı. Bundan sonra bunu da hesaba katmalıyım. Beni tanıyanlar arasında bu da olacak. Olmaz ama. Unutur o. Benim tanıdıklarım arasında bu da olacak. Gelmeseydim keşke, hiç gelmeseydim. Tanımayıverir, geçerdim. Şimdi o da var. Parçalarımı toplarken, bunun gözlerinde, yeşillerin dibinde kalanını da bulmak, unutmamak gerekecek.” diye yazmış Bilge Karasu, ‘Troya’da Ölüm Vardı’ kitabındaki öykülerinden birinde.

REKLAM

Tanıştığı her yeni insanı keşfedilmemiş bir ülke gibi gören, meraklı bir kaşif gibi bir uçtan bir uca keşfe çıkan insanlar da var.

“Nice sır var ki alemde” dedi meczup, “kendini aşikâre gizler!"