YazarlarQuo vadis?

Quo vadis?

Gökhan Özcan
GökhanÖzcanGazete Yazarı

Gecenin geç saatleri... Hava hala sıcak... Evlerin pencereleri açık, ışıkların kahir ekseriyeti sönük... Birden araba cayırtıları bölüyor sessizliği... Normalde şaşkınlık ve merakla pencereye koşmam gerekiyor ama kıpırdamıyorum yerimden... Çünkü artık alışılmış bir şey gecenin sükunetini bozan bu rahatsız edici sesler... Delikanlılığı serseriliğe vurmuş birtakım tipler her gece bu saatlerde gelip evimizin önündeki meydanda böyle fırıldak gibi döndürüyor arabalarını. Lastiklerini cayır cayır öttürerek... Az sonra ilerideki boş pazar yerinde başka birtakım tipler tekrarlayacak aynı şeyi... Eskiden ayda yılda bir olan bir şeydi bu, şimdi her gecenin rutini... Duyuyorum etraftan, sadece bizim mahallede değil, şehrin birçok yerinde oluyormuş aynı şey... Karışan görüşen, ne yapıyorsunuz diyen de yok anlaşılan. Bu serserilerin de belli ki uykudaki mahalle sakinlerini, sabahın erken saatlerinde işe gidecekleri, biraz önce meşakkatle uyutulabilmiş bebekleri, hastaları, yaşlıları, derdi tasası olanı ne düşündükleri var, ne düşünecekleri.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
: Quo vadis?
Haber Merkezi31 Temmuz 2017, PazartesiYeni Şafak
Quo vadis? yazısının sesli anlatımı ve tüm yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Ertesi gün akşam saatleri... Mesai dönüşleri başladığı için trafik yoğun... Aynı saatlerde yolda iki iş makinesi de var, dolayısıyla trafik sağlıklı akamıyor. Buna iyi zamanlanmamış trafik lambaları da eklenince kavşak da tıkanıklıklar oluşuyor. Belli bir yerden sonra hemen her sürücü kendine öncelik almak istediğinden ışığın kırmızı ya da yeşil yanmasının bir önemi kalmıyor ve trafik tamamen kilitleniyor. Aslında sürücülerin karşılıklı olarak birbirlerine anlayış göstermeleri halinde kısa zamanda bu tıkanıklığın aşılması mümkünken, herkes herhalde doğuştan sahip olduğuna inandığı imtiyazlı geçiş hakkını kullanmak istediğinden durum içinden çıkılamaz hale geliyor ve köprüdeki keçiler gibi bütün taraflar bu işten zararlı çıkıyor, dakikalar boyunca kavşaktan çıkılamıyor. Sınırlar az daha zorlansa ağız dalaşı, sonrasında küfür kıyamet, bütün bu dayılanma/horozlanma gösterilerinin ardından da en sonunda da gerçekten itiş kakış başlayacak. Ne için? Kavşaktan herkesten önce geçebilmek için...

REKLAM

Ne kadar acayip haller! İnsanı insanda tutan neredeyse bütün genel kaideleri çoğu zaman basit, hiçbir anlamı olmayan şeyler için ihlal ve feda ediyoruz.

Acayip ama bu acayipliklerle örülü artık hayatımızın her yanı. İnsana dair ne kadar değer varsa zorluyor, alışıyoruz artık yavaş yavaş bu yakışıksız yeni yaşama hallerine... Etrafımızı hiçe sayarak dünyada sanki tek başımıza yaşıyormuş gibi rahatlıkla ortaya koyduğumuz bütün bu çirkin, kaba, bencilce davranışları kanıksıyoruz giderek. Buna karşılık insanın hakkını, hukukunu düşünen, dikkate alan, bu konuda hassasiyet gösterenlerin ve gönül kırmaktan kaçınanların sayısıysa hızla azalıyor.

Hakkaniyetli, nazik, alçakgönüllü, saygılı ve diğerkam bir insan olmayı önemseyenler fena halde azınlıkta kalacak ve mağduriyet yaşayacak belli ki yeni zamanlarda. Azalıyor hızla güzelliklerimiz, iyiliklerimiz, zarafetimiz, inceliğimiz... Hoyratlık, saygısızlık, nobranlık, kabadayılık, hesapçılık, muhterislik ve daha başka fenalıklar yayıldıkça yayılıyor aramızda.

REKLAM

Böyle yaşayamayız, yaşamamalıyız. Kendimizden uzaklaşmaya, ipe sapa gelmez insanlar olmaya devam edemeyiz. Böyle bir toplum, böyle insanlar değildik biz. Neyi nerede kaybetti isek, kaybetmekte isek bunu teşhis etmek için hepimiz kafa yoralım, düşünelim. Aksi halde hayatı birbirimiz için yaşanmaz hale getireceğiz çok da uzak olmayan bir gelecekte.