YazarlarBismi Hu

Bismi Hû

Hasan Öztürk
HasanÖztürkGazete Yazarı
Hepimizin hayalleri var. Benim hayallerimin biri bugün gerçek oldu…

Hamdolsun!

1995 yılında Yeni Şafak gazetesinin Ankara Bürosu'nda Gökhan Özcan ağabeyi ziyaret etmiştim. Zaman gazetesinden gelen hukukumuz nedeniyle ondan iş istemiştim de bana, “Hasan çok para veremeyiz sen çoluk çocuk sahibisin daha çok para veren yerde devam et” demişti.

Yani ki Telli Baba'nın sandukasından “uzu teli” çekmiştim

Rabbim Yeni Şafak yolumu uzun kılmıştı!..

Başka gazetelerde çalıştım 1999 yılının Eylül ayına kadar. Her ortamda, “Falanca yerde çalışıyorum; Yeni Şafak okuyucusuyum” diyen bendim.

O kadar dostum, arkadaşım Yeni Şafak'taydı ki beni de ne hikmetse hep Yeni Şafak'tan bilirlerdi.

Gün oldu nasip oldu Yeni Şafak'ta yazı işlerinde çalışma imkanım oldu. 1999 ila 2003 yılları arasında.

Ak Parti'nin kuruluşuna da şahit oldum, 1 Mart Tezkeresi'nin reddine de…

Albayrak ailesine yönelik kumpası da… Yeni Şafak'a baskını da yaşadım…

Bayrampaşa'daki binayı kurşunladıklarında kurşunlar oturduğum masanın hemen yanı başındaki cama isabet etmişti de, umursamamıştım.

Selahattin Sadıkoğlu'nun yayın yönetmeni olduğu günlerden bir gün odasına girip “Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çelik beni istiyor ne dersiniz?” diye sorduğumda, “Aynı yolun yolcusuyuz, git yolun açık olsun” demişti.

2003'te Yeni Şafak'tan ayrıldığım halde neredeyse bir yıl oturduğum masa ve koltuğum öylece durmuştu…

Her ziyaretimde o masada oturmaya devam etmiştim uzun süre.

Yıllar geçti…

Ve bir gün aziz dostum İbrahim Karagül, “Gel Yeni Şafak'ta yaz” dediğinde “Şeref duyarım” demek düştü nasibime.

Hamdolsun!..

Hamdolsun ki, “Türkiye'nin birikimi”Yeni Şafak'ta bir damla olmak nasip oldu…

Türkiye'nin birikimi Yeni Şafak'ın derdi, derdimdir!..

Safımız bellidir…

Star'dan veda ederken oradaki dostlarıma “vesselam, vesselam, vesselam” demiştim.

Buradaki dostlarıma da “esselam, esselam, esselam” diyorum.

Rabbim ayağımızı sabit kılsın!

Hoş bulduk.

Kürtleri sokağa dökemediler Türkleri zorluyorlar

Yeni Şafak'taki ilk yazıda sizlerle “acı” üzerine hasbihal etmek istemezdim. Lakin zor coğrafyanın çocuklarıyız; acı bize atamızdan yadigar. Ceddimiz acı ile yoğruldu.. Bizim nasibimize de düştü.

Pazar günü Kızılay Meydanı'nı kana buladı terör. 37 canımızı kaybettik…

Ankaralı olup da Kızılay Meydanı'ndan geçmeyen yoktur.

Öğrencisi, memuru, işçisi bilcümle insanımız, Kızılay Meydanı'nda toplanır…

Gideceği yere oradan gider… Geleceği yerden oraya gelir…

Kızılay Meydanı tüm toplumsal kesimlerin, toplu taşım araçlarını kullandığı ana duraktır.

Gençlerin buluşma yeridir… Sivil toplumun eylem alanıdır. Toplanma ve dağılma merkezidir.

Bu kez terör toplu taşım aracı kullanan sivilleri seçti…

Peki neden?

PKK terör örgütü, Doğu ve Güneydoğu'da büyük bir hezimete uğradı. Örgütün siyasal uzantıları sürekli Kürtleri sokağa çağırdı ve başarılı olmadı. Kürtler devletten yana, birlikte yaşamaktan yana tavır koydu. Şimdi terör, Ankara'da sivillere yöneldi. Çünkü, Anadolu insanını hükümete ve devlete karşı isyana kışkırtmak istiyorlar.

Kürtlerin yapmadığını, Türklerden bekliyorlar.

Yönetilemeyen devlet” algısı oluşturmak istiyorlar.

Terörist kendini patlatıyor, ardından devlet düşmanları, memleket düşmanları, millet düşmanları, halk düşmanları çıkıp “isyan” çağrısı yapıyor!

Türkiye'nin ana hikayesi “birlikte yaşamak” üzerinedir…

Bunu bozmak için bu kez sivillere yöneldiler. Ama başaramayacaklar.

Sizce de öyle değil mi?