https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar Cevdet Paşa da din adamı yok diyor

Cevdet Paşa da “din adamı yok” diyor

Hayrettin Karaman
Hayrettin Karaman Gazete Yazarı

Ahmed Cevdet Paşa (1822-1895) Osmanlı devletinde 12 defa çeşitli bakanlıklar yapmış büyük bir ilim, fikir ve devlet adamımızdır.

Bosna’dan dönüşünde Tuna Nehri üzerinde gemi ile seyahat ederken aynı gemide bulunan Fransa’nın İstanbul  büyükelçisi (daha sonra dışişleri bakanı da olan) Motié ile ilim, din,  siyaset ve felsefe üzerine sohbetler yapıyorlar. Bu sohbet konularından biri de birkaç yazıdır konu edindiğim “ruhban sınıfı-din adamı” meselesidir.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Cevdet Paşa da “din adamı yok” diyor
Haber Merkezi 20 Ağustos 2017, Pazar Yeni Şafak
Ahmed Cevdet Paşa (1822-1895) Osmanlı devletinde 12 defa çeşitli bakanlıklar yapmış büyük bir ilim, fikir ve devlet adamımızdır.
Bosna'dan dönüşünde Tuna Nehri üzerinde gemi ile seyahat ederken aynı gemide bulunan Fransa'nın İstanbul büyükelçisi (daha sonra dışişleri bakanı da olan) Motié ile ilim, din, siyaset ve felsefe üzerine sohbetler yapıyorlar. Bu sohbet konularından biri de birkaç yazıdır konu edindiğim “ruhban sınıfı-din adamı” meselesidir.

Motié Osmanlı ulemasının da bir “din adamları sınıfı” teşkil ettiğini iddia ediyor, Cevdet Paşa da bu anlayışın hatalı olduğunu ve İslam’da din adamı (Ruhban-Clergé) sınıfının olmadığını ispat ediyor.

İşte önemli başka bilgileri de ihtiva eden bu tarihi sohbeti Cevdet Paşa’nın kaleminden  -sadeleştirerek- nakledeceğim (Ebülula Mardin, A. Cevdet Paşa, İst. 1946, s. 292 vd.):

Napolyon Bonapart demiş ki, “Eğer bir dine girsem Müslüman olurdum; zira İslam’da clergé yani ruhbaniyet yoktur.” Motié bu söze atıf yaparak “Napolyon Müslümanlıkta clergé  yoktur demiş, halbuki bir müddet İstanbul’da kaldım, ulema sınıfını gördüm, onların clergé tarzındaki mertebelerini öğrendim, işte siz de bu sınıfın yukarılarında bulunuyorsunuz… Napolyon buralara gelmediği için işin gerçeğini bilememiş” dedi.

REKLAM

Ona cevap olarak dedim ki:

Napolyon bu meseleyi pekâlâ incelemiş ve pek güzel söylemiş. Gerçekten İslam’da clergé yoktur. “İslam’da ruhbanlık yoktur” mealinde bir hadis de vardır. Gördüğünüz sarıklılar clergé değildirler; çünkü onlarda resmi bir rûhânilik sıfatı yoktur. Ruhban sınıfının (din adamlarının) Hristiyan topluluklarına uyguladıkları ruhani hükümet gibi sıkı işlemlere İslam milleti asla tahammül edemez. Bir Hristiyan çocuğu anasından doğar, vaftiz olmak yani Hristiyan defterine yazılarak nesebi sahih dünyaya gelmiş sayılmak için papaza muhtaç olur. Ondan sonra Allah’a ibadet edebilmek ve ara sıra günahlarını affettirmek için papazın aracılığına muhtaç olur. Neslinin devamını sağlamak için evlenebilmesi papazın nikah kıymasına bağlıdır. Ölülerinin ruhuna bir hediye gönderebilmek için papazın duasına muhtaç olur. Kendisi öldüğünde yer altına girebilmek için bile papazın bulunması gerekir, papaz gecikse veya bulunmasa cenaze meydanda kalır. Bu işlemlerde papazlara ihtiyaç bulunduğu için onlar da halka  baskı ve zulümden geri durmamaktadırlar. Şu günlerde de ölümcül hastaların mal ve mülklerini kiliselere vakıf ve vasiyet ettirerek varisleri mahrum ediyorlar. Şimdi Avrupa’nın pek çok yerlerinde Hristiyanların dinsizlik yolunu seçmelerine bu işlemler ve davranışlar büyük sebebiyet veriyor.

REKLAM

İslam’da ise bu türlü külfetler yoktur. Bir İslam çocuğu doğar, babası kulağına bir ezan okur ve adını kor, imam efendiye muhtaç olmaz. Çocuk büyür, okur, ilmihalini öğrenir, kendi kendine Cenâb-ı Hakk'a ibadet eder. Öğrenmek için hocaya muhtaç olur ama ibadet için başkasının aracılığına muhtaç olmaz. Ve cemaat ile namaz kılacak olduklarında içlerinden birisi imam olur. Gerçi imamlık görevini yerine getirmek için bir camiye bir imam tayin olunmak âdet olmuş ise de bu âdet dinin zorunlu kıldığı bir işlem olmayıp imam efendi bulunmazsa cemaatten birisi imam olur ve namaz kılınır. Ve Müslümanlara göre günahları ancak Allah Teâlâ affeder. Lazım olan ancak içtenlikle yalvarmaktır ve Rab ile kul arasına başkası giremez. Ve bir erkek ile kadın evlenmek istediklerinde kendileri yahut vekilleri nikah akdini yaparlar, fakat iki şahit huzurunda olması gerekir, bunun için hocaya muhtaç olmazlar. Gerçi akit toplantılarında mahalle imamlarının bulunmaları âdet olmuştur, fakat bunlar akdi yapanların isimlerini ve peşin yahut ertelenmiş mehri yazmak için bulunurlar ki, bu da bir çeşit hizmettir. Bununla beraber imam veya bir hoca efendi teberrüken bir dua eder, ama imam bulunmasa nikah akdi yine kurulur. (Devamı var)

REKLAM