Geçenlerde izlediğim, adını hatırlamadığım bir filmden bir sahneyle başlayayım hatırlamaya. 1940'lı yıllar. Gavurun 'çok konservatif' diye tanımladığı bir Amerikan kasabasına çekik gözlü bir ressam yerleşiyor. Tam da o günlerde meşhur Pearl Harbor baskınının haberi yıldırım gibi düşüyor kasabaya. Çekik gözlü ressama evini kiralayan tontiş teyze hemen duruma uyanıp koşturuyor kiracısının yanına ve şöyle diyor: 'Çekik gözlerin kasabada büyük sorun olur. Japonlar Pearl Harbor'u vurmuş. Ben senin Çinli olduğunu biliyorum, ama kasabalı için ikisi de aynı şeydir.' Adamcağızın cevabı çok net oluyor: 'Ben Amerikalıyım yahu.'

Bilmem niye hatırladım bu sahneyi? Belki de çekik gözlü olduğumdandır. Belki de sürekli beni cevaplamaya mecbur bıraktıkları sorular sorduklarındandır. Belki de benim her seferinde 'ben Türkiyeliyim yahu' diye cevap vermek zorunda kalışımdandır.

Hatırladığım bir başka sahne 1 ya da 2 Haziran 2010 gününden. Yani, terörist İsrail'in Mavi Marmara'da 10 insanı şehit etmesinden bir ya da iki gün sonra. Fatih'teki IHH binasının hemen karşısındaki çay ocağının taburelerine tünemiş durumdayız. İbrahim Paşalı, Turan Kışlakçı ve bazı başka isimler var küçücük masanın etrafında. Her daim İslam âleminin her yanından haberler almasıyla tanıdığımız Turan Kışlakçı dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların Mavi Marmara yolcuları için dualar ettiğini anlatmıştı. Muazzam öngörüsüyle Paşalı da 'bundan sonra Türkiye'deki Müslümanlar için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Sorumluluğumuz çok arttı. Tarihin bize çizdiği role dönüyoruz. Sıcak sulara, Akdeniz'e yeniden indik nihayet' demişti.

Bilmem niye hatırladım bu sahneyi? Belki de çok uzun süredir kendimi 'çok konservatif bir Amerikan kasabasındaki çekik gözlü ressam' gibi hissettiğimdendir. Belki 'coğrafya kaderdir' cümlesine her daim iman tazelediğim içindir. Tarihin bize, Anadolulu Müslümanlara yüklediği role geri dönüşün heyecanını iliklerime kadar hissettiğim içindir.

Bir sahne daha… 28 Şubat'ın en civcivli günlerinde, biz üç arkadaş olarak 'burada yatacak yeterli yer yok' diyerek ayrıldıktan 15 dakika sonra basılan öğrenci evinde 6-7 arkadaşımız gözaltına alınmıştı. Sonraki üç gün, deliler gibi tanıdığımız bütün abilerimize başvurduk bir şeyler yapmaları için. Hiç kimse 'tamam' demedi. Hiç kimse 'uğraşırız' demedi. Hiç kimse 'kurtarırız' demedi. Hiç kimse 'kurtarmaya çalışırız' demedi. Kimse hayatını riske etmeyi göze alamadı. Üçüncü günün sonunda Şeref Malkoç'un olağanüstü gayretleriyle kurtarabildik arkadaşlarımızı. Ve ben o gün 'ne olursa olsun siyasi iktidarın bu aziz milletin aziz evlatlarında olması için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız' cümlesi üzerine ant içtim.

Bilmem niye hatırladım bu sahneyi? Belki de çok uzun süredir kendimi 'çok konservatif bir Amerikan kasabasındaki çekik gözlü ressam' sahipsizliğinde hissettiğimdendir. Belki de 'biz direnmez, sabitkadem olmazsak kaybedeceğiz' cümlesine meylimdendir.

Bir sahne de 15 Temmuz 2016 gecesinden, şimdi adı 'Şehitler Köprüsü' olan Boğaz Köprüsü'nden. Ölmekten korkan kimseye rastlamadım o gece köprüde. Güllü Yasin kitaplarıyla gelmiş teyzelerden on yaşındaki oğluyla gelmiş abilere, on sekiz yaşındaki pırıl pırıl delikanlılardan okey oynadığı kahveden apar topar kalkıp gelmiş emekli amcalara kadar hiç kimse ama hiç kimse ölmekten korkmadı o gece. Allah bu muazzez halktan ölüm korkusunu kaldırdı o gece. Ama herkeste net, hem de çok net bir korku vardı: 'Ya memleket elden giderse? Ya bu teröristler amaçlarına ulaşırsa?'

Bilmem niye hatırladım bu sahneyi? Belki de çok uzun süredir kendimi 'çok konservatif bir Amerikan kasabasındaki çekik gözlü ressam'ın yoldaşı gibi hissettiğimdendir. Çünkü o ressam öldürüldüğünde sadece o ressam öldürülmüş olmayacaktır. İnsanlığın bütününe, insanlığımızın bütününe bir suikast gerçekleştirilmiş olacaktır.

'İnsan hatırlamaktan yapılmıştır' derim hep. Ve hatırladıklarım beni genellikle çok üzer. Ya da belki de şöyle: Hatırlamak için hep üzücü anlar sökün eder zihnime.

O yüzden bugün 'ama' diyemeden cümle kuramayan kim varsa onları da hatırlayacağım ilerde. Oldukça üzülerek hem de.

Ne diyordu Charlize Theron: 'Ben de hatırlıyorum yahu. Bir zamanlar tatlı, herkesin çok iyi anlaştığı bir kasabada bir genç kızdım. Doğru, şimdi film yıldızıyım ama o günleri inan çok özlüyorum.'



+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.