O bedduayı ettiği gün hepimiz irkilmiştik.

Korku filmlerindeki korkunç yaşlı adamlar gibiydi yüzü ve tavırları.

Herkese lanet okudu o gün.

Herkesin evini, çoluk çocuğunu, ailesini, sevdiklerini lanetledi.

Ocağına ateşler düşsün, yuvası dağılsın diye beddua etti.

Sonra da o korkunç karanlık yüzüyle etrafındakilere baktı. Korku ve dehşetle “âmin” diyen müritlerine.

Gözlerindeki dehşet onları daha da eritti. Hepsi ağlıyordu.

“Eğer, yaptığımız İslam hukukuna aykırıysa bizim ocağımız dağılsın, değilse onlarınki” diye, her zamanki gibi, zihinleri karıştıran zehrini lanetine iliştirdi.

MÜLAANE

O gün herkes bir şey olduğunu fark etti.

O korkunç bedduayı eden hocalarını korumak için, 'bu mülaanedir, beddua değildir' dedi müritleri.

Yani kim yalancıysa, onu Allah kahretsin diye edilmiş karşılıklı duaymış bu yapılan. Öyle savundular.

Bu kötü kalpli ve kötü ruhlu adamın lanetinin üzerinden 3 yıl geçti. Ülkesine, milletine ve kendi cemaatine yapmadığı kalmadı.

Sonunda ne oldu?

Lanet kimi tuttu?

Kimin ocağına ateşler düştü?

Mülaanenin sonucu ne oldu?

KİMİN EVİNE ATEŞLER SALINDI?

Fareli köyün kavalcısı gibi çocuklarımızı çaldı. Sonra büyüledi ve kendine sadık köleler haline getirdi. Bu insanlarla kendine kötücül bir dünya kurdu.

Gizliden gizliye, bu dünyasını büyüttü ve korkunç bir canavara dönüştürdü. “Benim küçük dünyam” dediği bu yer, bir canavarın büyütüldüğü yerdi.

Ona bağlı olanları ölüme gönderdi. Darbe yaptırdı. İnsanlarımızı şehit etti ama milleti korkutamadı, bayrağı düşüremedi, devlete diz çöktüremedi.

Sonunda o ateş onun evine, onun lanetli ve büyülenmiş, yaşadığı küçük dünyasına düştü.

Lanet onları tuttu.

Birlikleri bozuldu.

Yuvaları dağıldı.

Ocaklarına ateşler düştü.

Önleri kesildi.

Duyguları sinelerinde kaldı.

Bir şey olamadılar…

Demek ki o yaşlı kötü kalpli adamın en başta yaptığı mülaane gerçek oldu. Kim haksızsa, onların ocağına ateş düştü.

Bugün bu lanetli ve büyülenmiş dünyanın insanlarından cezaevinde olanlar, saklananlar, yurt dışına kaçanlar acaba bu laneti ve mülaaneyi hatırlıyor mu?

Bugün kimin ocağına ateş düştü, görebiliyorlar mı?

BU İNSANLAR BİLİMSEL OLARAK İNCELENMELİ

Keşke imkan verseler de, o tankı halkın üzerine sürme emri veren, uçaklara halkı bombalama emri veren, milleti kurşuna dizme emri veren o insanlarla konuşabilsek.

O ruh halini, o zihin dünyasını, o büyülenmiş akılları ve kilitlenmiş kalpleri inceleyebilsek. Lanet dediğimiz şeyin nasıl tuttuğunu ve nasıl hayatları kararttığının en canlı örnekleri bu insanlar.

Hiç abartmadan söylüyorum, 1400 yıllık İslam tarihinin gördüğü en korkunç örgütün, lanete bulaştırdığı ve halen de o lanetin etkisinde kalmış bu insanların bilimsel olarak incelenmesi gerekir.

Düşünsenize, masum halkı tankla eziyor, masum insanları uçakla bombalıyor ve hala o korkunç adamın haklı olduğuna inanıyorlar şu anda. Bu ruh halinin, bu akıl tutulmasının bilimsel olarak incelenmesi gerekmez mi?

CEZAEVİNDE OLANLARA NOT

Cezaevinde olanların yazılarımı takip ettiğini duydum. Aralarında haksız yere, yanlışlıkla tutuklanmış insanlar var, biliyorum.

Ancak suçlular da var. Hala kriptolu mesaj sistemleri üreterek örgüt için çalışanlar, masum Müslümanları öldürdüğü halde pişman olmayan ve hocalarına bağlı olanlar da var.

Haksız yere oraya düşenlerin, darbeye bizzat karışmış insanları orada gördüğünde bir şey sormalarını isterim:

Lanet kimi tuttu?

Kim haklıymış?

Mülaaneye amin diyenlerden kimin ocağına ateş düştü?

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.