YazarlarNe çok ölüm, ne çok hüzün bastı her yanı

Ne çok ölüm, ne çok hüzün bastı her yanı

Kemal Öztürk
KemalÖztürkGazete Yazarı

Ölümün yakınlarımıza ulaşmasının yaşattığı bir travma vardır. Dostlarımız, sevdiklerimiz, tanıdıklarımız ölünce, bir sarsıntı geçiriyoruz.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
: Ne çok ölüm, ne çok hüzün bastı her yanı
Haber Merkezi01 Temmuz 2017, CumartesiYeni Şafak
Ne çok ölüm, ne çok hüzün bastı her yanı yazısının sesli anlatımı ve tüm yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Ölüm bizden uzak, bize ulaşmaz fikrinin yansımasıdır bu.

Ne kadar yakın halbuki.

Son günlerde etrafımızdan ne kadar çok ölüm haberi aldık. Akif Emre Abi’nin ölüm haberi zaten sarsmıştı bizi. O günden beri kendimize gelemiyoruz.

Dostum Ümit Sönmez, aniden kardeşini kaybetti. Gençti. Geleceği parlaktı. Hayat dolu bir genç adamı toprağa verdi Ümit… Hiç beklemediği bir anda.

Bir başka dostum, Nihat Koç babasını kaybetti. Kırkını aşmıştı Nihat ama, yolda babasını kaybeden bir çocuk gibi günlerce ağladı. Sırtını dayamamıştı ama ruhunun güvendiği dağdı babası. Yokluğu, varlığının ne büyük anlam taşıdığını hissettirdi ona.

Ve son olarak kardeşim Ersin Çelik meleğini kaybetti… Ecrin, 7 yaşındaydı.

İki kız babası olarak, haberi duyduğumda “Allah” diye bir feryat koptu içimden. Bir baba için kızının ne anlama geldiğini iyi biliyorum.

Babalar ve kızlar arasında yaşanan billur aşkın nasıl bir şey olduğunu iyi biliyorum.

İçimden kopup fışkıran feryadım bundandır.

Ersin kardeşimi arayamadım. Cesaret edemedim. Ne diyeceğimi bilemedim.

Çünkü, bazı acılar anlatılamaz. Tarif edilemez. Yazılamaz. Sadece hissedilir. Hem de çok derinden hissedilir…

Cenazeye gittiğimizde Ersin’in yüzünde o tarif edilmez acı vardı. Yanımda daha önce 8 yaşında kızını kaybetmiş bir baba vardı. Kadim dostum Mustafa Ekici, o da bir meleğe doymadan, sahibine göndermişti. Gözlerimizde yaş, ikimiz de Ersin’i uzaktan izliyorduk.

“Henüz farkında değil, şok yaşıyor” dedi Mustafa. Sonra fark edecek her şeyi.

Ersin kızını verdiği toprağı avuçlarken, biz ciğerimizde yanan ateşle kavruluyorduk. Allah, kızını yanına aldığı Ersin’e, bir sabır vermişti. Bizim gibi değildi.

“Baba yetim kaldı” dedi birisi. Nasıl da doğru. Kızı ölen baba yetim kalır.

Güzel insan, ağabeyimiz, Mustafa Şahin, geçen sene oğlunu kaybettiğinde fark etmiştim. O da öksüz kalmıştı.

Babalar evlatlarının, çocuğudur aslında. Onları kaybettiğinde yetim ve öksüz kalırlar.

Hiçbir şeyin onları teskin edeceğini sanmıyorum. Kardeşi, babası, kızı, oğlu ölen birine söyleyecek söz bulamazsınız.

Sabrı Cemil niyaz edersiniz sadece.

Aniden, hiç aklımızda yokken yanı başımızda biten, en sevdiğimiz varlığımızı alıp götüren ölüm gerçeğini anlamak, hissetmek ve ders çıkartmak, sanırım çok da anlatılacak bir şey değil.

Bize cümle kurmak kolaydır. Ama onu yaşamak başka bir şeydir.

Dedim ya, bazı acıları yazamazsınız, anlatamazsınız, tarif edemezsiniz.

Sadece şunu bildim: Sahip olduklarımızı yaşarken daha çok sevmeliyiz. Daha çok kıymetiniz bilmeliyiz.

Akif Emre öldüğünde, ona benzeyen çok değerli insanları aradım buldum. Onlar yaşarken, ne kadar kıymetli olduğunu, ne kadar sevdiğimi anlattım.

Kardeşlerimi daha çok sevdim, daha sık aradım, daha fazla ilgi gösterdim.

Kızıma daha çok sarıldım. Ona daha çok sevdiğimi hissettirdim.

Allah’ın bu dünyada bana verdiği nimetler için daha çok şükrettim.

Ersin kardeşimin dediği gibi, hepsi bize emanet. Bir gün geri alacak. Kıymetini daha çok bilmeliyiz.

Bir de dört elle sarılıp, kendimizi paraladığımız hayatın nasıl da bir anda boş olduğunu hatırlatıyor ölüm bize.

Tüm bu hırslar, kavgalar, dertler, ihtiraslar… Sonu belli olan bir hayat için değer mi?

Mezar başında değmez diyoruz, oradan ayrılınca unutuyoruz.

Unutmak kadar büyük nimet yoktur aslında.

Ancak gaflet kadar da büyük hata yoktur.

Acıyı unutmak Allah’ın bir lütfudur.

Yaşamın telaşına düşüp sevdiğimiz ve kıymet verdiğimiz her şeyi unutmak ise büyük gaflettir.