Yazarlar​Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler

​Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler…

Mehmet Akif Soysal
Mehmet AkifSoysalinternet Yazarı

Ülkemiz yoğun ve hızlı değişen gündemi ile meşhurdur. Ancak bu hafta bu yoğunluğun da ötesine geçildi. Veri trafiği de ekonomik gündem açıklamaları da oldukça fazlaydı. Bir gündem yerli listesi yapacak olursak; yerli ve milli otomobil projesinin tanıtımı ve ortaklık imzalarının atılması, ihracatçı olmayan kobilerin dövizle borçlanmasının engellenmesi açıklaması, ucuz et dağıtımı için başvuran marketlerin isimlerinin açıklanması, yüksek gelmesiyle bir andan ilgi odağı olan Ekim ayı enflasyon verisi, kur’un oynaklığının artması, MB rezervlerinin bu yılın en yüksek seviyesi olan 116,9 milyon USD’e vardığına dair duyuru, S&P’nin notumuzu ve görünümümüzü sabit tuttuğuna ve büyümemizin %5 seviyesinde olacağına dair açıklamasıdır. Ayrıca bizi ilgilendiren yurtdışı gündemi ise; İngiltere’de tam on yıl sonra faizlerin ilk kez arttırılması, FED Başkanının güvercin veya piyasa dostu Powel olarak belirlenmesi… Listeyi daha da uzatmak mümkün. Ancak bu konuların ötesinde sanırım gündem yoğunluğundan pek fazla ses getiremeyen bir mevzu vardı. Bu konu esas itibarı ile Türkiye’nin ekonomik kurtuluş reçetesidir.  Uzun zamandır neden böyle bir hareket yapılmıyor konuşmalarının mutlu sonudur. Nedir bu konu derseniz?

REKLAM

Bu haftaki bakanlar kurulu toplantısında  Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü Türkiye’nin ihracat ürünlerinin yüzde 67’sini oluşturan ithal ara ürünlerini, Türkiye’de üretmek için Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla başlatılan projenin sunumunu, Bakanlar Kurulu’nda yaptı. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türkiye’nin ithal ettiği 2 bin 600 kalemi tek tek taradı. Bunlardan 5 sektöre öncelik verilerek, Türkiye’de üretilmesi için teşvik mekanizması kuruluyor. Kimyasallar ve ilaç, yarı iletkenler ve elektronik ürünler, makine ve teçhizat, gıda sektörü, motorlu taşıt sektöründeki ara malların ithal edilmeden doğrudan Türkiye’de üretilmesi için başlıklar belirlenmiş. Bakan Özlü yaptığı açıklamalarda; Türkiye’nin kendi yapabileceği ama ithal ettiği ürünlerin bulunduğunu, bunların da ağırlıklı olarak sanayi ürünleri olduğunu ifade etmiş. Bu nedenle ara mal ithalatının azaltılmasına yönelik bir çalışma yapıp ithal sanayi ürünlerinin yerlileştirilmesini amaçladıklarını izah etmiş. Bu çalışma neticesinde liste uzun olmasına karşın 2 bin 600 ürün mercek altına alınmış. Ana amacın da mevcut sanayinin altyapısının iyileştirilerek 144 milyar dolar olan imalat sanayinin hacmini ikiye katlamak olduğunu beyanında bulunulmuş.

REKLAM

Bu çalışmanın bir niyet beyanından öteye somut bir hedef haline getirildiği de yürütme kurulunun da Bakanlar Kurulu toplantısında oluşturulup hızla işe girişilmesinden anlaşılmaktadır. Buna göre projeyi Ekonomi Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı birlikte yapacak. Bu noktada İthal sanayinin yerlileştirilmesi için Yerlileştirme Yürütme Kurulu kurulması karara bağlanmış ve başkanlığına da Mehmet Şimşek getirilmiştir.

Açıklamaları dikkatle incelediğimizde dünya piyasalarında hüküm süren gerçek oyun kurallarıyla hareket edileceğinin yani; teşvikler, koruma tedbirleri, vergi indirimleri, kaynak tahsisleri, muafiyetler devreye alınacağını, yerli ve milli olanı olmayana karşı gerekli tedbirler ile kollayıp gelişmesini ve nihayetinde ayakta kalmasını sağlayacaklarını görmekteyiz. Zira “laissez-faire, laissez-passer" “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” söyleminin Batının diğer ülkeleri geri bırakmak için okullarda öğretilmesini sağladığı bir teori olduğunu dünya öğreneli epey oldu. Örneğin, ABD’ye mal ihraç etmek için kota kısıtı mı desek, tarife konmasını mı desek bin türlü engel çıkarıldığını bilmekteyiz. Buna en iyi örnek ABD’nin Demir-çelik sektörümüze şu yakın zaman içinde koyduğu engellemelerdir. Türkiye’nin net ihraççı olacağı Tarım da ise, AB Türkiye’nin elini kolunu yine aynı engeller ile sözde gümrük birliği olmasına rağmen birçok kalemde bağlamıştır. Bırakmıyorlar ki yapalım, bırakmıyorlar ki geçelim…

REKLAM

Destek kapsamında sektör bazında değil de, ürün bazında ilerleneceğini, böylelikle kör döğüş yapılmayacağı da ifadelerin arasındadır. Bu çerçevede tek tek seçilecek 100 ürün ile yola konulup, yerlileştirme için gerekli kaynağında devlet tarafından karşılanacağı bilgisi de satır aralarında bulunmaktadır. Bu ürünler neler diye bakacak olursak: Kimya ve ilaç sanayi: Petro kimya ürünleri, polimerler, amino bileşenler, nano-teknolojik ürünler, aşılar. Yarı iletken ve elektronik: Robotik sistem sürücüleri, yeni nesil bataryalar, enerji depolama sistemleri, 5G haberleşme ürünleri, biyomedikal cihazlar. Makine ve teçhizat: Sanayi robotları, takım tezgâhları, iş makinaları, tarım makinaları. Motorlu kara taşıtları: Elektrikli araç motorları, yakıt pilleri, özel tasarım aydınlatma ekipmanları, araçların ses ve gürültü aksanları, mobil uygulamalar. Gıda sanayi: Organik gıdalar, enzimler, aromatikler, süt proteinleri, nişasta türevleri. Yani hem ara mal hem de katma değerli ihracat kalemleri….

REKLAM

Gelişmiş ülkeler hem vakti zamanında hem de şuan kendileriyle rekabet edilebilecek alanlarda iç piyasalarını koruyup kollamış, sektörleri hem ölçek hem de teknik anlamda rakipleri ile boy ölçüşebilecek hale gelinceye kadar destekleyip büyük endüstriler oluşturmuşlardır. Geri kalmış ülkelere de kendisine eğitim amacıyla gönderilen öğrenciler vasıtasıyla David Ricardo’nun “karşılaştırmalı üstünlükler” teorisini beyinlerine kazımıştır. Bu teoriye göre ülkeler karşılaştırmalı üstünlüğünün olduğu ürünlere yönelip diğer ürünleri farklı ülkelerden almalı. Yani; batı kilosu 50.000 USD’den mikro işlemci gönderirken sen hiç buna kafa yorma sizde de domates var kilosu 50 cent’ten biz onu ancak 1 USD’ye üretebiliyoruz bak sen bu işte iyisin, domates gönder olsun bitsini bize kendi misyoner okulları ve yurtdışında gönderdiğimiz okulları vasıtasıyla parlak beyinlerimize öğreti olarak vermişlerdir. Ne yazık ki yerli otomobil yapamayız, denemeyin bile diyenler de işte bu şekilde eğitilirken buna inan zihinlerdir…

REKLAM