https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar Suriye Yarın yok

Suriye: Yarın yok

Merve Şebnem Oruç
Merve Şebnem Oruç Gazete Yazarı

Suriyeli Ümmü Ala iki çocuğuyla Reyhanlı’da yaşıyor. Kocası, babası şehit; dört kardeşinden ikisi şehit... 9 yaşındaki kardeşi Humus’ta sokakta oynarken rejimin keskin nişancıları tarafından vurulmuş. Bir kardeşiyse hapiste...

Ümmü Ala ağabeyi 2012’de Özgür Suriye Ordusu’na katıldığı için rejim tarafından tutuklanmış ve üç ay on gün hapiste kalmış. “Nasıl yani?” diyorum, “Abinden intikam almak için mi seni tutukladılar? Protestolara katılmamış mıydın?” “Evet,” diyor, “İntikam için... Humus’ta temizlikçilik yapardım. Bir kere bile sokağa inip protestolara katılmadım.”

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Suriye: Yarın yok
Haber Merkezi 03 Eylül 2017, Pazar Yeni Şafak
Suriyeli Ümmü Ala iki çocuğuyla Reyhanlı'da yaşıyor. Kocası, babası şehit; dört kardeşinden ikisi şehit... 9 yaşındaki kardeşi Humus'ta sokakta oynarken rejimin keskin nişancıları tarafından vurulmuş. Bir kardeşiyse hapiste...


Tutulduğu yerin nasıl bir yer olduğunu, neler yaşadığını soruyorum. 45-50 kadınla tek bir odada tutulduğunu söylüyor. Dişlerini gösteriyor, demir sopalarla yüzüne vura vura dişlerinin hepsini kırdıklarını anlatıyor. Türkiye’ye geldiğinde dişlerini İHH yaptırmış, binlerce kez teşekkür ediyor. “Bize sırayla işkence ederlerdi. Benim sıram Cuma günleri gelirdi,” diyor. Ayak parmaklarını göstererek tırnaklarının teker teker çekildiğini, kemikleri kırılıncaya kadar dayak yediğini söylüyor ve utanarak tecavüze uğradığını anlatıyor. İçerideki kadınların hepsinin benzeri işkencelerden geçtiğini, kiminin sonunda işkenceden, kiminin muhaberatçıların verdiği zehirli sudan içmek suretiyle öldüğünü dile getiriyor.

REKLAM

Abisi bir muhaberatçıya 1300 dolar rüşvet vererek çıkarmayı başarmış Ümmü Ala’yı hapishaneden. İşkenceleriyle ünlü muhaberat rejiminin bir diğer şanı ise rüşvet. 1000 dolarlardan başlayıp milyonlara uzanan rüşvet çarkı içinde yüzen rejim adamlarının iyi gününe denk gelirseniz hapishanelerdeki yakınlarınızı bir ihtimal kurtarabilirsiniz.

Ümmü Ala kaçıp Türkiye’ye gelene kadar en ağır kuşatmanın yaşandığı şehirlerden Humus’taymış. “Nasıldı o günler?” diye soruyorum. Erkek kardeşinin kedi, köpek vurduğunu, eve getirip derisini yüzdüğünü ve onu yediklerini anlatıyor; ağaç kabuğu, yaprak, ot... bunları uzun süre gıda niyetine tükettiklerini söylüyor.

İşte sabah akşam güzide medyamızda “Suriye’de barışın yolu ondan geçiyor,” diye anlatılan Esad’ın insanlarına yaptıkları bunlar. Gerçek resmi tahayyül edebilmeniz için Ümmü Ala’nın hayat hikayesini yüz binlerle çarpmanız lazım. Olanlar savaş döneminde yaşandı, öncesinde yoktu zannediyorsanız, bu savaşın neden çıktığını her zaman olduğu gibi bugün de ıskalıyorsunuz demek oluyor.

REKLAM

Ümmü Ala şimdi çoğumuzun ev bile diyemeyeceği bir yerde 400 lira kira karşılığı oturuyor. Kirasını İHH yardımıyla ödüyor. Nasıl geçindiğini sorduğumuzda bazen durumu iyi Suriyeli ailelere temizliğe gittiğini söylüyor. Sokaklarda insanlardan para istediğini, bazen bir liraya muhtaç kaldığını anlatıyor. Mültecilerin dramını anlamak istiyorsanız bunu da milyonlarla çarpmanız gerekiyor.

Biliyorum, Suriye’den, Suriyelilerden bahsetmek artık popüler değil. Hatta öyle ki, medyada biraz fazla “Suriye” diyen itibar kaybediyor. Bunca yaşanandan sonra bir kesimin tüyleri “Suriyeli” kelimesi duyunca tüyleri diken diken oluyor. Ama Arakan gibi uzak bir coğrafyadan bahsetmiyorum, Türkiye sınırları içinde bir yerden, Reyhanlı’dan, evimize sığınan insanların dramından söz ediyorum. Onların duaları sayesinde türlü saldırılardan, darbe girişiminden kurtulduğumuzu söylüyorduk; “ya bize beddua ederlerse halimiz nice olur” diye düşünüyorum.

REKLAM

Sınırı geçtiğimde İdlib’e gitmeden önce Halep’in tahliyesi sırasında Kerame’de Kızılay-AFAD işbirliğiyle yapımına söz verilen 10 bin çadır kapasiteli kampı görmek istiyorum. Fakat bölgeye ulaştığımda, o bölgede düzleştirme çalışmalarına başlandığını ama başka hiçbir şeyin yapılmadığını görüyorum. Aralık 2016’dan bugüne on ay geçmişken nedenini anlamakta güçlük çekiyorum. İki gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Arakan’dan kaçıp Bangladeş’e sığınanlarla ilgili olarak “Eğer orada Bangladeş yönetimi bize bir bölgeyi tahsis ederse, daha güvenilir ve yaşanabilir kamplar kurmayı amaçlıyoruz,” dediğini duyunca bir kez daha geliyor Kerame bölgesindeki boş arazi aklıma. Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ı aradığımda, “bölgede arazi şartlarının uygun olmadığını, farklı bir yer arandığını ve daha sonra güvenlik güçlerinin bölge ile olumsuz görüşü nedeniyle planın askıya alındığını” öğreniyorum.

REKLAM

Güvenlik... İdlib şehir merkezinde ve kırsalında, yani burnumuzun dibinde üç milyon civarında insan yaşıyor bugün. Rejim intikam peşinde muhalifleri avlayacağı son yer olarak İdlib’in eline düşeceği anı heyecanla beklerken avuçlarını ovuşturuyor; ABD PKK’yı, Rusya rejimi devreye sokacağı an için hızla şartları oluşturuyor. Eli kulağında bir beşeri felaket kapımızda, günden güne daha da yaklaşıyor. Atme kasabasından İdlib şehir merkezinde zorlu koşullar altında sıkışıp kalmış insanlarda yarına dair gergin bir bekleyiş hakim.

Türkiye’nin bu nedenle İdlib için çeşitli diplomatik girişimlerde bulunduğunu biliyoruz. Ama askeri bağlamda bir girişim gerçekleşmediği sürece İdlib’i Humus gibi, Hama gibi, Humus gibi, dahası Grozni gibi bir geleceğin beklediği aşikar. Konuştuğum tüm Suriyelilerde bazen sitemkar, bazen mahcup ama hepsinde ortaklaşa Türkiye’nin devreye girmesi konusunda, Fırat Kalkanı Harekatı benzeri bir hamlede bulunması yönünde bir beklenti var.

REKLAM

Muhalif gruplar arası çatışmalardan, yabancı savaşçılardan bıkmış, usanmış, rejimin intikam gününü korkuyla bekleyen insanlar, bana “Hama kırmızı çizgimiz dediniz, düştü. Halep kırmızı çizgimiz dediniz, düştü. Peki İdlib?” diye soruyor. Burada yapılacak şey geç de olsa belli, birbiri içinde çatışarak ganimet tuzağına düşen sivil muhalif gruplara “dur” diyerek Özgür Suriye Ordusu’nu diriltmek. Bu bağlamda ÖSO kurucularından olup ABD gibi ülkelere her zaman mesafeli durmuş ve halkta karşılığı olan Riyad el Esad gibi askerlerden faydalanmak. Tam da bu noktada, Riyad Esad’ın ÖSO’yu eski gücüne kavuşturmak için başlattığı koordinasyonu öğreniyorum ve kendisiyle görüşüyorum. Bu ordunun 40 bin askere ulaşma ve son kale İdlib’i alma potansiyeli var. Ama ne öğreniyorum? Ankara kendisiyle yaralandığı 2013 yılından beri bir kez bile görüşmemiş.

REKLAM

Bugün ABD’ye, Rusya’ya, muhaliflere, mültecilere, şuna buna kızıyoruz da, kendi davamız gibi sahip çıkıyoruz sandığımız Suriye meselesine acaba dört elle sarıldık mı? İnanın artık emin olamıyorum.