YazarlarAdı yok, hikayesi var

Adı yok, hikayesi var

Muhammed Berdibek
MuhammedBerdibekİnternet Yazarı

Bakü’de bir taksi… Taksinin içinde bizler… Ve adamın yıllarca içinde saklayıp bir yabancıya rahatlıkla haykırabildiği bir aşk hikâyesi…

Neden mi bir yabancı? Çünkü taksici evli ve bizim dışımızda herkes onu tanıyor. Aslında havaalanına kaç manata gidersin diye sormamla başladı konuşmamız. Nedense şoförü hiç gözüm tutmamıştı. Amacım havaalanına gitmeye yetecek kadar parayı ayırmak, paramın geri kalanını da harcamaktı. Nitekim öyle de oldu. Bakü’nün kadim mirasının Rus mimarisiyle birleştiği alanlarda Kız Kalesi, İçeri Şehir, Yanardağ, Şehitler Meydanı gibi önemli yerleri yürüdükten sonra yine aynı noktaya geldim. Yolculuk için fazla ücret söylediğini düşündüğümden başka bir taksiye yöneldim ama gittiğim adam beni yine aynı kişiye götürdü. Çaresiz, araca bindim.

REKLAM

“Biz iki devletiz ama tek milletiz” diye girdi lafa. “eyvallah, öyleyiz” diyerek cevapladım. Sonra ekonominin ve işlerinin kötü gittiğinden bahsetti. Ben de “İlhan Aliyev nasıl?” diye sordum. Konuşmaktan çekinir bir şekilde “bizim evde bir cumhurbaşkanı var o da karım” diyerek lafı geçiştirdi.

-Evdeki cumhurbaşkanı ile iyi olsun da gerisi hallolur.

-Allah’a çok şükür, severek evlendim. İyi kötü de geçiniyoruz. Allah, dört çocuk nasip etti. İkisini aldı ikisini bize bıraktı.

-Allah rahmet eylesin, hastalık falan mıydı?

-Takdir-i ilahi. İki kızım da doğduktan 15 gün sonra vefat etti. İki oğul kaldı geride. 6 yıl Karabağ’da savaştım, hiç ağlamadım. Ama 15 günlük kızlarım öldüğünde günlerce ağladım.

REKLAM

-Tabii ki çok zordur. Allah rahmet eylesin tekrardan.

-Onları mezara da koyamadım, askerdeydim. Öldüklerini bile bilmiyordum, hanım bana çok hasta olduklarını söyledi yalnızca. İzin aldım, gittim. Bir baktım ki… (ağlamaklı bir ses tonuyla) e tabii, biz kimiz ki Allah’a hesap soralım. O kaderimizi nasıl çizdiyse öyle oluyor.

-Akraba evliliği miydi?

-Yok abim, akraba evliliğinden kaçtım ben. Dur sana baştan anlatayım o vakit. Askerden çok önce okulda bir kız sevdim. Kız, erkek gibi giyiniyordu, aynen bir erkek gibi saçları vardı. Güreşçiydi aynı zamanda. Ben de boksördüm. Bir gün çarpıştık yanlışlıkla, o da beni devirmeye çalıştı. Ben de bir yumruk attım ona. Yere düştü, ağladı. Ben de “er kişi ağlamaz” dedim. “Ben er değilim, kızım” dedi. “Sen ne biçim kızsın?” dedim ve ayrıldım oradan. Sonra nasıl olduysa çok iyi arkadaş olduk. Bir gün bana bir mektup verdi. Hala satırları tek tek aklımda. Şöyle yazıyordu:

REKLAM

“Kaşların çoktur senin,

Kirpiğin oktur senin,

Seni çok sevirem,

Haberin yoktur senin…”

Mektubun en sonunda da şunu söylemişti:

“Ben seni çok istirem,

sen de razı mısın?”

Benim de gönlüm vardı, söyleyemiyordum ama. Allahtan o yazdı da böyle başladı hikâyemiz. Aradan birkaç yıl geçti, derken okul bitti. Sonra kızı istemeye gittik. Evin üvey çocuğu ve en büyüğü olduğu için kızı bana vermediler. Ondan küçük iki kız kardeşi daha vardı, onlara bakması lazım dediler. Ben de kaderime razı oldum. Askere gittim. Döndüğümde onu başkasına vermişlerdi. Bana da benim bir amca kızım vardı “onu isteyeceğiz” dediler. Ben de “o bacımdır” dedim, kabul etmedim. Aynı günlerde bir kızı daha sevdim. Onunla evlendim. O da şuan ki hanımım.

REKLAM

-Peki o sevdiğin kızı hiç gördün mü sonradan?

-Yok hiç görmedim; ama duydum ki onun bahtı epey karaymış, alkolik bir adamla evlenmiş. Fakat tek mutlu olduğum şey, Allah’ın benden aldığı iki kız çocuğunu ona vermesi.

Böylece havaalanına vardı. Ne diyeceğimi bilemez bir şekilde, araçtan indim. Ayrılırken adını bile bilmediğimiz taksicinin yüzüne biraz tebessüm biraz da hüzünle baktım. O da onu çok iyi anladığımı düşünerek elini göğsüne koydu ve aracını sürerek gecenin karanlığına bıraktı kendini…