YazarlarBir kutsal lafıdır almış başını gidiyor

Bir kutsal lafıdır almış başını gidiyor

Ömer Lekesiz
ÖmerLekesizGazete Yazarı

Geçen yazımda üzerinde durduğum, Sirette Sureti Görmek - Hz. Peygamber’i Kurmaca Dünyada Yazmak konulu sempozyumda, özellikle akademisyen tebliğcilerin, Hz. Peygamber’in hayatını anlatmayı ya da anlatmamayı işlerken, kutsal kelimesini sıradan bir sıfat olarak kullanmalarındaki rahatlık dikkatimi çekmiş ve aynı tebliğcilerce Hz. Peygamber’in hayatının anlatılmasına dair kimi hassasiyetlerin, nazariyata ve tekniğe dair bir problem olarak değil, adeta (kendisinden korkulması gereken) kutsallığın ihlaline dair bir problem olarak ele alındığını fark etmiştim.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ömer Lekesiz : Bir kutsal lafıdır almış başını gidiyor
Haber Merkezi26 Kasım 2017, PazarYeni Şafak
Bir kutsal lafıdır almış başını gidiyor yazısının sesli anlatımı ve tüm Ömer Lekesiz yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Bu tanıklığım, Kudüs seyahatlerimde de kimi rehberlerin kutsal kelimesini bol keseden kullanıyor olmalarıyla birleşince, söz konusu problemin, Türkçe’de, sonuna “-sal” eki getirilen kut kelimesinin, giderek Hristiyani bir kelime olan 'kutsal’la (holy) örtüştürülmesinden ve kimi anlamsal benzerlikleri nedeniyle kut kelimesine aşinalığın (özellikle yabancı film dublajlarının da etkisiyle) 'kutsal’ın kullanımını adeta meşrulaştırmasından kaynaklandığı sonucuna vardım.

Gerçi, Kamil Güneş, İslam Düşüncesinde Kutsallık adlı çalışmasında (İnsan Yay., İst., 2010), kutsal kelimesini “Türkçe kökende kullanılan haliyle Türkçeleştirilmiş Arapça kökeninin ilginç bir biçimde benzeştiği yeni bir kelime” olarak niteledikten sonra, Ötüken Türkçe Sözlük’ü hazırlayan Yaşar Çağbayır’dan naklen bu kelimenin Türkçe’de Cumhuriyet Dönemi’nde kullanılmaya başladığını söylüyorsa da, benim kastettiğim kullanım rahatlığı asıl son birkaç yıl içinde ortaya çıkmış gibi görünüyor.

Nitekim, Türk Dili Araştırma Kurumu tarafından 1935’te basılan Osmanlıcadan Türkçe’ye Cep Kılavuzu’nda kutsal kelimesi de bir yana kut ya da mübarek kelimelerine bile hiç yer verilmezken, TDK Sözlüğü’nün 1981 basımında, “1. Tapınılacak ya da yolunda can verilecek derecede sevilen, kutsi, mukaddes, 2. Üstünde titrenilen” şeklinde açıklanmış olan kutsal kelimesi, aynı sözlüğün 2010’daki genişletilmiş basımında, “1. Güçlü bir dini saygı uyandıran veya uyandırması gereken, kutsi, mukaddes, 2. Tapınılacak veya yolunda can verilecek derecede sevilen, kutsi, mukaddes, lahut, 3. Bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen, 4. Tanrı'ya adanmış olan, tanrısal olan” şeklinde yer almış.

Demek ki, TDK sözlüklerinde, deyim yerindeyse hormonlanarak, Hristiyani içeriğine çok yaklaştırılan kutsal’ın yukarıda verdiğim örneklerle ilişkili layüsel kullanımı çok eski zamanlara ait değil.

Üstelik bu, kut’u “Uğur, saadet, mutluluk”, kutlu’yu “Uğurlu, hayırlı, mübarek” kelimeleriyle açıklayarak, kutlu kelimesine hiç bir itibar etmeyen Andreas Tietze gibi bir dilcinin yaşadığı dönemde böyle oluyor (Bkz.: Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lügatı, TÜBA Yayınları, Ankara 2016) 

Belirttiğim nedenlere bağlı olarak, Güneş de, yukarıda adını zikrettiğim kıymetli çalışmasında, kendisinin yaşadığı, bendekine benzer huzursuzluğu şu sözleriyle ima ediyor:

“Esasen başlangıçta bu kitabın ismini belirlerken ‘kutsiyet’ kelimesini tercih etmeyi düşünmüştük; nitekim Diyanet İslam Ansiklopedisi’nde de konu bu isimle yer almıştı. Ne var ki, şu an yaşayan Türkçe’de ‘kutsallık’ kelimesinin kullanılıyor olması, kural dışı bir uydurma da olsa, Türkçe-Arapça karışımı bir kelimenin Türkçe kökeninin de yaklaşık aynı manaları vermesi sebebiyle çalışmamızın başlığını ‘İslam Düşüncesinde Kutsallık’ olarak seçtik. Burada ‘kutsallık’la kastedilenin ‘kutsiyet, mukaddes’ olduğu açıktır. Türkçede talih ve baht dilemek, saadetler dilemek manalarında ‘kutlamak’ kelimesinin ‘tebrik etmek’ anlamına gelmesi, tebrik etmede bereket duasının bulunması, bereketin de mukaddes oluşu ile ilgili olması bu iç içe geçmişliği gösteren hususlardan biri olarak durmaktadır.

Güneş’in söz konusu çalışmasının ilerleyen kısmında holy (kutsal), secred (harem) kelimelerine mahsus açıklamaları da çok iyi gösteriyor ki, gerçekte kut’un bu kelimelerle birebir bir anlam ilişkisi bulunmuyor.

Yine holy ve secred Hristiyani ıstılahlar olmaları bakımından da kut kelimesinin manasıyla birebir uyuşmuyor. Sadece Rudolf Otto’nun, Mircea Eliade’nin, Jean-Luc Marion’un ilgili çalışmalarından söz konusu kelimelerinin manalarını ve kullanılış serüvenlerini okumak bile vardığımız bu sonucu teyit etmeye yeterli geliyor.

Buna göre, özensiz kullanımlarıyla sokağın diline bitişen kutsal kelimesini, hiç değilse akademik düzeyde kullanırken dikkatli olmamız gerekiyor.

Bana göre, bu konuda gösterilecek özen, zikredilen yanlışlığın giderilmesinde ilk aşamayı oluşturuyor.