İslamcılık tartışmasının akademik yüzlerinden (ve ilklerinden) biri olan İsmail Kara'nın, yabancı bir medya kuruluşunun internetteki Türkçe sitesinde yine önemli bir söyleşisi yayınlandı yakın zamanda.

Kara'nın ilk cildi 2008'de ikinci cildi ise geçtiğimiz günlerde yayınlanan Cumhuriyet Türkiyesi'nde bir Mesele Olarak İslam adlı kitabında ele aldığı laiklik, din eğitimi, dini yayıncılık ve dini fikriyatın meselelerinden hareketle yapılan söyleşide, din dilindeki siyasi kutuplaşma konusu daha fazla öne çıkarılmış.

Kara, bu bağlamda şunları söylüyor: “Diyelim ki, siyasetçiler ve siyasi merkez daha kolay yönetebilmek ve kendi tarafına çekmek için kutuplaşmayı artırıyor. Ben bunu hiçbir şekilde onaylamam ama siyasetçi yapar diyelim. Peki, üniversitelere ne oluyor? Fikir ve sanat adamlarına ne oluyor? Güya kamu görevi yaptığını söyleyen basına ne oluyor? Bunlar niçin siyaset dilinin üstüne çıkamıyor ve kutuplaşmayı artırıyor? Bu sorunun arkasından şu geliyor: Bizi, din merkezli kutuplaşmadan kim kurtaracak? Bütün bu unsurların, hususen aydınların kutuplaşmayı azaltmak, meseleleri daha vasıflı bir şekilde anlamak ve yorumlamak için havuza katkı vermesi lâzım, değil mi? Halbuki herkes din üzerinden kutuplaşmayı artırtmak için çaba sarfediyor. Bu çok riskli bir durum. Ben, 'Türkiye'de din ile alâkalı olmayan hiçbir mesele yoktur'' sözünü, bir başlangıç sözü haline getirmeye çalışıyorum. Bunun için din meselesine herkesin kendi inancı, öncelikleri, mesleği ve meşrebi ile irtibatlı olarak fakat mesuliyetli bakması gerekir. Bu konuda hepimizin fikirlerinin aynı olması gerekmez, zaten bu mümkün de değil. Ama çözüm arayışı havuzuna müsbet girdiler verebilir, tenkit kapıları sonuna kadar açık olmakla beraber yapıcı olabiliriz.”

İslam'ın Türkiye'de bir mesele haline getirilişiyle, getiriliş tarzını anlamayı gerekli gören Kara, meselenin osmanlı Modernleşmesi ile başladığını, ancak ilk aşamada İslam'ı paranteze alıp, ilgisini en alt seviyede tutarak onu kontrol altında tutmayı, dolayısıyla onu yeri gelince kendisi için kullanmayı, istismar etmeyi sürdüren Cumhuriyet ideolojisi tarafından somutlaştırıldığını söylüyor.

İleriki aşamada ise Cumhuriyet ideolojisinin, irtica tehdidini gerekçe göstererek İslam konusunda baskıya, biçimsizleştirmeye yöneldiğini belirten Kara, “İslâm ve din Türkiye'den soyutlanamaz. Bunu herkes bir şekilde biliyor gibi. Onun için bizde, dün de bugün de modernleşme ile dindarlaşma içiçe gidiyor. Fakat hangi seviyede?” sorusuna ulaşıyor.

Sorunun cevabı, dini düşünce ve hayatın hangi yeni iyiliklerle buluşursa buluşsun neticede Cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laikçi ve inkılâpçı bir devletin hükmü ve yönlendirmesi altında oluşuna bitişik bulunduğundan olmalı ki, Kara da bunu din eğitimi konusundaki tespitleriyle pekiştirircesine şunları söylüyor:

“Türkiye'de kutuplaşma, din meselelerini tartışma biçimini ve muhtevayı da tayin ettiği için esasa, derin meseleye gelemiyoruz. Esası şu ki; Türkiye'de teknik mânâda din eğitimi yoktur. Türkiye'de laik sistem içerisinde bir din eğitimi vardır. Onun için başlıklarımdan biri 'İlahiyat fakülteleri dini kurumlar mı, laik kurumlar mı?'' Diyanet de öyle… Şimdi siz, din dersi başlığını görüp bunu bütünüyle dini bir şey, İslâm'ın yükselişi olarak anlarsanız veya imam hatipleri, ilahiyat fakültelerini dinin, İslamiyet'in kendi şartlarına uygun bir eğitim diye görürseniz Türkiye'de zaten hiçbir şeyi yerinde ve ağırlığında tartışamayız. Çok partili hayata geçildiği andan itibaren İslâmlaşma yeniden başlıyor, işin tabiatı gereği canlanıyor, yükseliyor. Ama bunu, “Türkiye'de din eğitimi yükseliyor” şeklinde verirsek, bu işin bir tarafını görmemek mânâsına gelir. Türkiye'de yükselen, laiklik eksenindeki bir din eğitiminin yükselişidir. Hatta biraz tahrik edici ifade ile söyleyeyim, laikliği destekleyen bir din eğitimi anlayışı Türkiye'de kuvvetleniyor. Elbette, Türkiye'nin kültürel tabiatı dolayısıyla dindarlığı da, belki normalleşmeyi de destekliyor bu eğitim.”

Kendi adıma, İsmail Kara'nın gerek ilgili kitaplarından, gerekse söyleşilerinden İslamcılık ve Türkiye'de mesele olarak İslam konularında çok şey öğrendiğimi ancak öğrendiklerimin meselenin boyutlarını anlamakla, kavramakla sınırlı kaldığını söylemeliyim.

Geçmişten bugüne, herhangi bir meselede çözüm önerisinde bulunmaksızın okurunu bilgilendirmeyi seçen kitaplardan, söyleşilerden daha üst seviyede faydalandığımı bilmekle birlikte, söz konusu iki meseleden doğan problemlere çözüm önerisini içermeyen kitaplara, beyanlara karşı garip bir soğukluk duyuyor ve hatta yazarlarının bir gizli ajandaya sahip olmaları ihtimaliyle tedirginlik yaşıyorum.

Elbette Kara'nın kimliğinin ve çabasının sıhhatinden yana bir kuşkum yoktur. Bu manada belittiğim husus da şahsi değil geneldir ama öğrenilmesine bunca emek verdiği meselelerden doğan problemlerle ilgili Kara'nın çözüm önerilerini öğrenmek de ferdi talebimdir, arzumdur.

Çünkü söz konusu meseleleri bilmek / bildirmek yetmiyor ve bunların salt bilgilendirme yönünden çerçevelenmeleri sadece meşkukiyet arz ediyor.

+

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
Yenisafak.com bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.