Yazarlarsanatın kraliçesi musıki, kralı şiirdir

san’atın kraliçesi mûsıki, kralı şiirdir

Osman Akkuşak
OsmanAkkuşakGazete Yazarı

sevgili okuyucularım;

bugün size san’atın iki büyüğüne dair kanaatimi sunuyorum..

işe kraldan başlayalım. yani şiirden.. o kalplerden fışkıran ilahi bir nida ve insanı özetleyen bir nûrdur..

şiir öyle bir söz san’atıdır ki, çok keskin bir fikirle çok güçlü bir duygunun birleşerek gönüllere ve zihinlere akması suretiyle vücuda gelir.. psikolojik hadiseleri kolay inceleyebilmek maksadıyla insan ruhunu fikir, duygu ve hareket diye üç kategoriye ayırmak; ruhiyatçılar ve filozoflar tarafından bir adet haline getirilmiş ve bir metod telakki edilmiştir.. aslını arayacak olursanız, ruhi bir hadisenin ne kadarı duygudur, ne kadarı fikirdir, hangi kısımları iradi hadiselerden ibarettir, bunların sınırlarını tespit etmek hiç de kolay değildir.. fikir yahut düşünce dediğimiz bir fenomeni iyi incelerseniz içinde duygu da gizlidir, bir irade bir istek olayı da gizlidir.. bu birleşik kuvvete biz isterseniz gayet basit bir kelimeyi seçerek mesaj diyelim yahut tebliğ diyelim.. mesaj ne kadar çarpıcı, ne kadar şaşırtıcı, ne kadar güçlü olursa, temsil ettiği şiir de o miktarda güçlü ve keskin olur.. rûhun ezeli ve ebedi kanunlarına ne derecede tercüman olur, söylemek istediği gerçeği ne kadar kuvvetle haykırırsa şiir de o nispette şiir olur.. gerçek şiir, okuyanı alır götürür.. yücelere, yükseklere uçurur.. coşmasına, koşmasına sebep olur.. beyan ettiği gerçeğin verdiği heyecan; kişiyi bütün diğer düşünce ve duygularından çekip çıkararak yalnız kendisiyle dolmuş, doldurulmuş bir hale getirir.. şiirin dile getirdiği gerçeğe, ister bir îman deyiniz, ister beşerî bir kanun deyiniz, isterse kâinatın, kaderin, mutluluğun formülü deyiniz; her ne ise o şiir dediğimiz üç beş satır; hiç şüphesiz, yüksek ruhları, dolmuş ve olmuş ruhları dalgalandıran bir fırtınadır.. aynı zamanda hem mutluluğun hem de mutsuzluğun kaynağıdır.. esasen mutluluktan mutsuzluğa, bedbahtlıktan bahtiyarlığa geçişler; “mutlak”ın katılığı ve bilinmezliği, doğrunun ve güzelin erişilmezliği karşısında, hem ne kadar zor hem ne kadar kolaydır.. karanlıklar içinde keşfettiğiniz bir ışık sizi selamete ve şetarete götürür.. bulduğunuz güzel yolda mes’ud ilerlerken içten yahut dıştan gelen bir tökezleme bir istifham bir bunalım sizi yeniden ıstıraplara gark edebilir.. oscar wilde (oskar vayld) adıyla andığımız İngiliz şâiri dememiş mi: “İnsanlar mutsuzluğa dayanabilir, fakat mutluluğa dayanamazlar!..” bana kalırsa bir şâirin bahtiyarlığı ancak yükseklere çıktığı zaman kendisini yakalar.. pek kısa bir müddet için.. ilhamın, o derin sezginin o keskin hakikatin keşfedildiği dakikalarda.. sonra yine hicran yine acı.. yine öfke yine hüzün.. şairin yüreği incedir.. hadiseleri milimetreyle ölçer.. cahiller ve kaygısızlar aleminden kurtulup da “mutlak”ın, “eşsiz”in, “güzel”in peşine düştüğü vakit, metafizik  acıların ezeli ebedi sancıların pençesinde kıvranacaktır.. şairin nefes aldığı anlar ise; olsa olsa; bir çocuğun saffet dolu gülüşü, sevgi dolu bakışı, gençliğin taze, temiz güzelliği, şırıl şırıl bir su sesi.. serin bir rüzgar, bir sevginin harareti.. bir saygının bir kadirşinaslığın verdiği sevinç ve tatlı şaşkınlığa, şiirin bin güzelliğine; güzelin, güzelliğin verdiği heyecana, sizi anlayan bir dosta; ayrıca cümlenizi, fikrinizi, sözünüzü idrak eden bir dinleyiciye.. yani zeka sahibi, irfan sahibi bir muhataba rastladığınız vakitlerde gizlidir.. bir şey daha söyleyeyim: metafizik kaygılar ve sıkıntılar nasıl acı veriyorsa zaman zaman da “mutlak” peşinde düşünmenin, hayatın, kaderin ve varlığın gerçek hüviyetine ulaşmak için gösterilen gayret ve atılımların da insanoğluna bir sevinç ve haz sağladığını unutamayız...

REKLAM

şiire bir kere daha dönsek yeridir.. şiir, her çeşit azab ve zahmetten sonra iltica edeceğimiz bir kurtuluş mekanıdır.. şiiri tarif için belâgate hacet olmasa gerektir.. kısaca söyleyecek olursak, şiir hayatın önümüze getirdiği sevinçlerin, acıların, heyecanların ve gerçeklerin kelimelere, cümlelere sığıştırılmış ve sıkıştırılmış şekillerinden ibarettir...

esasen, rastladığınız yerde o bir yıldız gibi parlamağa ve ben buradayım diyen ışıklarıyle gözünüzü  ve gönlünüzü aydınlatmağa başlar..

bugün kralı tarif etmeye çalıştık bir dahaki sefere kraliçeyi daha yüksekteki bir fenomeni bir varlığı kavramaya bakacağız.. aslında o kavranmaz, anlaşılmaz sadece kalbimize ulaşan sesleriyle bütün varlığımızı istila eder.. bakalım gönlümüz, beynimiz ona dair, aslına dair ne gibi tezahürlere muktedir olacak…

REKLAM