https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar Bu nasıl ahlaksızlıktır Asuman?

Bu nasıl ahlaksızlıktır Asuman?

Salih Tuna
Salih Tuna Gazete Yazarı
"Nietzsche, 'tanrı öldü' demiş hocam, ne dersin bu hususta?” diye sorulunca, Oflu Hoca, “Ne edelum uşağum, ölenle ölünmez; Allah rahmet eylesun…” cevabını vermiş.

Sıradan bir “fıkra” değildir bu, çok önemli bir farkın ironik dille dermeyan edilmesidir.

Hangi farkın mı?

Batı felsefesindeki “tanrı tasavvuru” ile İslam tasavvufundaki “Allah tasavvuru” arasındaki farkın.

Bu farkın altını çizdikten sonra Giordano Bruno'nun şu sözüne geçebiliriz: “Tanrı, iradesini egemen kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini egemen kılmak için Tanrı'yı kullanır…

Kötü insanların en “çukurları” da yalancılar ve müfterilerdir.

Onlar ki menfaatleri için atmayacakları iftira, kullanmayacakları “kutsal” yoktur, onlarla hiçbir ortak noktamız yoktur.

Mesela…

Ne kadar siyasi muarızımız olursa olsun bir Uğur Dündar'la ay yıldızlı bayrağımız noktasında örtüşebilir, bir Yılmaz Özdil'le “Güzel İzmir'imiz” konusunda anlaşabilir, hatta bir Bekir Coşkun'la bile kanadı kırık bir kuşu veterinere götürmek bağlamında birlikte hareket edebiliriz.

Ama bir müfteriyle hiçbir konuda ortaklaşa hareket edemeyiz. İsterse alnı secdeden kalkmasın onun, hiç fark etmez.

Değil mi ki bile bile yalan söylüyor, değil mi ki iftira atacak kadar alçak, veyl olsun ona!

Necip Fazıl'ın ifadesiyle “Derin ve gerçek mü'min” sadece bu müfterilerden beri olan veya yüz çeviren değildir, aynı zamanda tavır koyan, mahkum edendir.

Yalancı ve müfteriye müsamaha etmek fırıldaklığın sinik şeklidir, ve emin olun, “bu dünya bu kadar fırıldak çevirmeye değmez.

Bakınız, FETÖ her şeyden evvel “yalanla” malul bir örgüttür. İftira atmak da vazgeçilemez taktiklerindendir.

Hangi amaçla olursa olsun, yalan söyleyen ve iftira atan herkes, “ahlaken FETÖ'cüdür.

Hz. Peygamber (s.a.v) “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim…” buyurmuşlardır.

Ahlakın olmadığı yerde hiçbir şey yoktur. Ve, FETÖ de ahlaksızlığın örgütlü halinden başka bir şey değildir.

Ahlaksızlığın en belirgin vasfı da utanma duygusundan yoksun olmaktır.

Yere yakın Asuman networku şayet utanma duygusunu yitirmemiş olsaydı Sözcü gazetesi yazarı Soner Yalçın'ın birkaç gün evvel yazdığı yazıdan utanır, insan içine çıkmazdı.

Söz konusu yazıda, 200 yıllık geçmişi olan İngiliz The Guardian gazetesiyle Barış Pehlivan'ın bundan yaklaşık 2 ay önce “yaşadığı mücadelenin” özeti anlatılıyordu.

Barış Pehlivan kim mi?

FETÖ'nün Oda TV kumpası yüzünden mahpus damında yatırılan bir gazeteci. AK Parti ve Sayın Erdoğan'a da kıyasıya muhalif bir adam.

Soner Yalçın mezkur yazısında diyor ki: “İngiliz Guardian gazetesi (…) Türkiye'deki basın özgürlüğü sorunu konusunda kampanya başlatacaktı. Bu kapsamda cezaevinde kalmış gazetecilerden yazı istedi (…) Barış, FETÖ kumpasını yazmıştı! Eh bu yazı 'oyunu' bozuyordu! Avrupa'da artık 'moda' haline getirilen 'diktatör Erdoğan'ı' kötülemesi gerekiyordu! (…) Barış, Avrupa medyasıyla bunu hep yaşadığımızı; ne zaman Fethullah Gülen'e dair gerçekleri söylesek ya da yazsak sansürlendiğini belirtti…

Bu yazıyı okuyunca, Barış Pehlivan'dan mezkur “mücadelesini” özetleyen kısa bir açıklama istedim. Bana gönderdiği açıklamayı noktasına virgülüne dokunmadan şuracığa alıyorum: “Ben kafasında ne varsa dudaklarının, kaleminin ucunda o olan biriyim. Burada ne söylüyorsam hapiste de onu söyledim. Açıkça Erdoğan'ın temsil ettiği değerlere, eylemlere, politikalarına karşı olan, eleştiren bir gazeteciyim. Bunu hiç saklama gereği duymadım. Ama Erdoğan'a Fethullahçı çetenin kucağından muhalefet etmeyi yanlış buluyorum. The Guardian'ın sorularına bu duruşumla yanıt verdim, istedikleri analizde tabloyu böyle resmettim. Ama ısrarla, Gülen'i eleştirilerimde 'itinalı', Erdoğan karşıtlığında ise 'cesur' bir duruş sergileyen yazıydı istedikleri. Ben de bunu ısrarla reddettim. Bana onlar gelmişti, sonunda çizik yiyen ben oldum. Bunu hiç önemsemiyorum. Türkiye'de muhalefete de söylüyorum, başta Gülen Örgütü olmak üzere herhangi bir karanlık odakla iş tutmak sizi güçlendirmez. Aksine ya başka ülkelerin hesaplarının aparatı, ya kirli iktidar kavgasının oyuncağı yapar…

Bu açıklamada, sadece, Batı medyasının Erdoğan düşmanlığına nasıl memur edildiğinin ifşası veya basın özgürlüğü konusundaki çifte standardı yok.

Esas konumuzla alakalı bir şey daha var.

O da şudur: Bizim bütün “değerlerimize” karşı olduğunu söyleyen “solcu” bir gazeteci belirli ilkeleri gözetmek için mücadele ederken, bizimle aynı “değerleri” paylaştığını iddia edenler nasıl oluyor da Allah'tan korkmaz kuldan utanmaz biçimde gündüz gözüyle yalan söylüyor, iftira atabiliyorlar?

Bu ne menem çürüme, bu nasıl ahlaksızlıktır?