https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar Hangi Amerika?

Hangi Amerika?

Sinem Köseoğlu
Sinem Köseoğlu İnternet Yazarı
ABD'nin Ankara Büyükelçisi John Bass geçtiğimiz perşembe günü bir grup gazeteciyle İstanbul'da bir araya geldi. Takdir edersiniz ki Büyükelçi ülkesinin gerek medyamız, gerekse kamuoyu nezdinde oluşan ABD'nin darbeyle ilişkisi olduğu kanaatinden oldukça müteessir olduğunu dile getirdi. 15 temmuz gecesi yaşanan şeyin 'illegal bir darbe girişimi' olduğunu, sonrasında da neler olduğunu anlamaya ve Washington'a da anlatmaya çalıştıklarını ifade etti. “Biz darbeyi ne planladık, ne yönettik, ne destekledik, ne de darbe planına ilişkin herhangi bir bilgimiz vardı. Zaten bilseydik Ankara'ya haber verirdik, tıpkı Türkiye'de faaliyet gösteren terör örgütleri konusunda yaptığımız gibi" dedi.

Darbecilerin adalet karşısına çıkarılması konusunda Türk hükümetinin gayretlerine destek vereceklerini, hatta bu noktada bazı ortak girişimler olduğunu ifade etti. Türkiye'nin, ABD'nin ve müttefiklerin karşı karşıya olduğu güvenlik sorunlarına karşı birlikte çalışmaların devam edeceğini söyledi. Hatta darbeden 2 gün önce 2 bakanımızla terörle mücadele konusunda toplantı yaptıklarını, Atatürk havalimanına yapılan saldırıdan sonra ikinci görüşmeleri olduğunu vurguladı.

15 temmuz gecesi ABD büyükelçiliğine yaşananları da kısaca şöyle nakletti. John Bass o gece 19:00 uçağı ile İstanbul'dan Ankara'ya dönmüştü. 23:00 itibariyle büyükelçiliğe koşmuşlardı ve 23:00-23:15 gibi bir vakitte Türk dışişlerinden bir yetkili kendisini arayarak [jetler, silah ve çatışma vs kaynaklı] duyduklarının illegal bir darbe girişimi ve hükümetin onayı dışında olduğunu, Türk hükümetinden gelen bu mesajı Washington'a iletmelerini ve destek olmalarını istemişti. (Olağandışı bu gecede muhtemelen yazılı bilgi de bundan 1-2 saat sonra geçilmiştir) Büyükelçi de bunları aynen merkezine iletmiş.

John Bass kısaca biz darbeyi defaatle resmi kanallarla kınadık, hiçbir şeyden haberimiz de yoktu. Neden hala bu darbe işinin içinde olduğumuzu düşünüyorsunuz diyor. Bir diplomat olarak kendi açısından görevini ifa etti. Ama Türkiye açısından sorunlar ve ciddi kara delikler var. Müttefikimizin de bizi 'anlamaya çalışıyor' modundan 'anlıyor' moduna geçmesi için konuşalım.

ABD'NİN İSTİHBARAT ZAAFİYETİ

Sayın Büyükelçi yukarıda da naklettiğimiz gibi darbe girişiminden tamamen habersiz olduklarını belirtiyor. Hatta 'İncirlik üssü bize ait bir üs değil. Biz sadece orada faaliyet gösteriyoruz. Malatya üssünde herhangi bir varlığımız yok, Diyarbakır üssünde ise çok az varız' diyor. Bu noktada geçen haftaki yazımdan şu bölümü aynen kopyalayıp buraya yapıştırıyorum:

Detayları unutun... İncirlik üssünde kim, ne zaman, hangi tuvalette sifonu çekmiş (affınıza sığınıyorum bu benzetme için, ama gerekli) CIA de, NSA de, DIA de (Amerikan askeri istihbaratı) bilir. Bunda hemfikiriz, değil mi? Hele ki NATO'nun B61 tipi hidrojen bombalarının yaklaşık 3'te 1'i (60 adet ediyor) bu üste yer alıyorken! Peki, iplerini gayri milli her sahibe kaptırmış olan örgütün TSK içindeki klikleri sizce İncirlik'in 'ağaları'ndan habersiz, üssü tehlikeye atma pahasına bu işe girmiş olabilir mi? Hepinizi 'hayır' derken duyar gibiyim, bitti...

Uçuş periyotlarının normalin dışına çıktığı ABD için bu denli kritik bir üste tüm bu gelişmelerden haberin olmuyorsa zaten sıkıntıdasın demektir, sevgili ABD! Biz kendi milli istihbarat teşkilatımızı, bu kanlı darbe girişiminin daha ağır maliyetlere sebep olmasına engel olduğu halde, eleştiriyorken senin kulağının üzerine yatman hiç olmadı. Hele ki Ağustos böceklerinin cızıltılarını bile dinleyen bir haber alma teşkilatın varken... Dolayısıyla sormaya, sorgulamaya devam edecek Türkiye. Doğru olan şudur ki ABD de kendi haber alma teşkilatının bir kulağını çeksin.

İKİ FARKLI HUKUK DEVLETİ

Büyükelçinin konuşmasında sıkça vurguladığı nokta iki ülkenin hukuk ve yargı sistemlerinin birbirinden farklı olduğu, süreçlerin farklı işlemesi oldu. Aslında Gülen'in iade süreci ile ilgili kilit taşı Amerikan hukuk sistemi. Ta 2008 yılına gelene kadar Gülen'e greencard vermeyen de, ama sonrasında CIA'den 'sıkı referans mektupları' sayesinde veren de Amerikan hukuk sistemi. Gerçi Obama bugün 'Gülen'i Türkiye'ye iade edin' dese bile çok uzun bir süreç söz konusu olabilir. Ancak bu konuyu takip eden bürokratlar için önemli bir detay şu: Eğer bir dava konusuyla ilgili kanıtlardan herhangi biri, yargı sürecinin öncesinde kamuoyu önünde fazlaca tartışılıyorsa, Amerikan yargıçları bu kanıtı kabul edemez sayabiliyor.

Gülen'in iadesi ve teklif edilen soruşturma komisyonu konusunda ise pek tatmin edici bir cevap alamıyoruz. Zira Bass, suçluların iadesi konusunda istisnai bir durum olmadığını belirtiyor. Ancak şahsımda oluşan kanaat bu komisyon teklifinden geri adım atıldığı yönünde.

'Türklerin, ABD'nin bu darbede rol oynadığını düşünüyor olması ve Amerikalıların artık Türkiye'ye gelmekten korkmaya başlaması üzüyor' diyen Bass, örgütün sahip olduğu sözleşmeli okulların da kanıt bulunduğu takdirde kapatılabileceğini söylüyor. Gerçi 4 Amerikan eyaletinde okullar hakkında FBI soruşturmasının sürüyor olması zaten bazı yolsuzlukların somut delili.

MEDYA ve WASHINGTON AYRI TELDEN ÇALIYOR

Öte yandan büyükelçinin bazı 'tavsiyeleri' oldu... Türkiye'de yerleşik yabancı basın ile kaynaşın, kendinizi anlatın minvalinde... Hatta Türk halkının zaferini dış basında yeterli yer bulamadığına da üzüntüsünü ifade etti. Ancak dün, ABD'nin en çok okunan gazeteleri New York Times ve Wall Street Journal'da Post Türkiye hakkında oldukça tavırlı yazılar yayımladı. New York Times Gülen'in iadesi için sunulan delillerin yetersiz olduğunu iddia ederek 'Gülen'in ABD'de olduğu için yasal hakları olduğunu, Adalet Bakanlığı'nın özellikle iade kararını vermeden önce titiz bir süreç izlemesi gerekliliğini ve özellikle gelen raporlar doğrultusunda işkence yapıldığını Türker'e hatırlattılar. Türkiye komplo teorilerini bir kenara bırakıp bu darbe girişiminin ardındaki gerçekleri bulmalıdır' ifadesini kullandı.

Öte yandan Wall Street Journal'da ise “ABD'li yetkililerin Ankara'nın gönderdiği delilleri ikna edici bulmadığı ve Türk yetkililerin tehditkâr açıklamalarından rahatsız oldukları" iddiası yer aldı. Akabinde tarafımıza açıklama yapan ABD'li bir yetkili ise Wall Street haberini şöyle yalanladı:

“Bugün WSJ'da yayınlanan ve Gülen'in iade edilmeyeceğini iddia eden haberi gördük. Bu haber isimsiz bir kaynağa dayandırılmaktadır. ABD'nin bu konudaki resmi politikasını yansıtmamaktadır. Bu demeci her kim verdiyse bizim gerçek pozisyonumuzdan bahsetmemektedir. Bu konunun soruşturulmasına ilişkin ciddi bir yaklaşıma sahibiz; bu doğrultuda hafta sonu Türkiye'den bir grup teknik uzman konuyla ilgili çalışmalar yapmak üzere ABD'ye gidecektir. Söz konusu haber ciddiye alınmamalıdır; çünkü güvenilir değildir. ABD'li yetkililerin defalarca dile getirdiği ve Büyükelçi Bass'in da dün belirttiği gibi, bizler suçluların adalet önüne getirilmesi için Türk makamlarıyla işbirliği yapmaya ve onlara yardımcı olmaya odaklanmış durumdayız."

DOĞRU SÖYLEYEN KİM?

ABD Türkiye'ye sitem ediyor ama maalesef kendi medyasının yanlı tutumu ve resmi yetkililerin yuvarlak, ucu açık beyanları maalesef Türk kamuoyunda anti-Amerikan algıyı pekiştirmeye hizmet ediyor, sanki kendileri bunu tercih ediyormuş gibi. Gerçi buna anti-Washington algı desek belki daha iyi olur zira Türk kamuoyunun Amerikan kamuoyuna herhangi bir suçlama yapmadığı, aksine siyasi ve bürokratik mekanizmaya tepki koyduğu ortada. Ancak ABD tarafından gelen açıklamalar birbirini çürütür nitelikte.

O zaman şu soruyu sormaktan geri durmayalım: Hangi Amerika bizim müttefik ve dostumuz, hangi Amerika Gülen'in dostu? Washington'un ivedilikle bu ayrımı yapması gerekiyor. Zira şu soruyu da sormadan edemiyorum: Eğer Usame bin Laden'in Türkiye'de oturma ve çalışma izni olsaydı ve biz işi 'bizim hukuk sistemi şöyledir, böyledir' diyerek uzatsaydık kafamıza bombalar yağdırmaya kalkar mıydınız, yoksa soruşturma komisyonunu mu beklerdiniz? Gülen'in yaptıkları ortada, yüzlerce insanımızı öldürdü, hem de sizin topraklarınızdan yönetti bu katliamı. Halkımızın, ülkemizin güvenliğini tehlikeye attı. 'Bizim önceliğimiz Amerikan halkının güvenliği' diyerek dünyanın öbür ucuna müdahale etmeye cüret eden Washington, Türk vatandaşlarının canı Amerikan vatandaşlarınınkinden daha ucuz mu sanıyor?

Ve bilmemiz gerekiyor... Muhatabımız hangi Amerika? Hangisi konuşuyor, hangisi uyguluyor?