YazarlarMuharrem musikîsi

Muharrem mûsikîsi

Yalçın Çetinkaya
YalçınÇetinkayaGazete Yazarı

Muharrem ayı, Kerbelâ’dan dolayı biz Müslümanların hüzün ayıdır. Bilindiği gibi Hz. Hüseyin ve yetmişiki Ehl-i Beyt mensubu, Muharrem ayının onuncu günü Emevîler tarafından Kerbelâ’da şehid edilmişlerdir ve bu elim olay İslâm dünyasının ortak hüzün kaynağı hâline gelmiştir. Bu olay ve olayın meydana getirdiği derin hüzün, İslâm medeniyetinin sanatına da yansımıştır. Özellikle İslâm medeniyetinin şiir ve mûsikîsinde bu olay üzerine Arapça, Farsça ve Türkçe pekçok eser ortaya konulmuştur. Osmanlı/Türk mûsikî sanatında, Kerbelâ’yı konu edinen eserler ve bu eserlerin icrâ ediliş tarzına “Mersiye” ve bu mersiyeleri icrâ eden icrâcılara da “Mersiyehan” adı verilmektedir.

Kerbelâ’yı anma üzerine gerçekleştirilen matem merâsimleri Hicrî dördüncü yüzyıla kadar uzanır. Hicrî 345 yılının Muharrem ayının onuncu gününde Irak’ta Buveyhî sultanı Muizzuddevle tarafından Bağdat’ta ilk matem merasimleri başlatılır ve o günden bu güne bu matem merâsimleri, biraz da aşırıya kaçarak gerçekleştirilmektedir. Tabii olarak İslâm medeniyetinde, özellikle şiir ve mûsikîde de Kerbelâ olayı ve Hz. Hüseyin konu edilmiş, bu konuda sayısız şiir yazılmış, bu şiirler bestelenmiş veya irticâlî olarak icrâ edilmiştir. Ama Anadolu’da ilk Kerbelâ eserlerinin onüçüncü yüzyıla dayandığı tahmin edilmektedir. Ancak bilinen en eski mersiyelerin Âşık Yunus ve Yazıcıoğlu Mehmed tarafından yazıldığı da tesbit edilmiştir. Yazıcıoğlu Mehmed’in “Rivâyette gelir bir gün Resûlullah olup dilşâd” diye başlayan mersiyesi, onyedinci yüzyılın başlarında yaşamış olan büyük Osmanlı/Türk bestekârı Hatîb Zâkirî Hasan Efendi tarafından nühüft makamında bestelenmiştir ve “Yazıcıoğlu mersiyesi” olarak bilinen bu mersiye, bugüne kadar tekkelerde okunmaya devam etmiştir. Hatta Hz. Mevlânâ’nın da Kerbelâ hakkında mersiyesi bulunmaktadır. Şu kadarını söyleyebiliriz ki, onbeşinci yüzyıldan itibaren Anadolu’da bütün tarikatlerde Kerbelâ olayı, o tarîkatin kendi tarzına göre hatırlanmış, Bektâşî tekkelerinde ve diğer Sünnî tekkelerde de Kerbelâ hüznü canlılığını koruyarak yaşatılmaya çalışılmıştır. Bu konuda şiirler yazılmış, eserler bestelenmiş ve bu yolla Kerbelâ olayı, İslâm dünyasının hâfızasına iyice nakşolunmuştur. Özellikle Bektâşî tekkelerinde bu işe özel bir önem verildiğini, Osmanlı’da  İstanbul’daki bütün Bektâşî tekkelerinde Bektâşî şâirleri tarafından kaleme alınmış mersiyelerin okunduğunu hatırlatmak isterim.

REKLAM

Muharrem ayına ait pekçok ilâhînin bestelendiğini ve bu ilâhîlerin, İstanbul ve Anadolu tekkelerindeki Muharrem zikirlerinde icrâ edildiğini de ifade etmeliyim. Hatta Muharrem ilâhîlerinin, Ramazan ilâhilerinden daha fazla olduğuna dâir bir bilgi de mevcuddur.

Osmanlı’da özellikle bir tarikate mensub bestekârlar tarafından, Muharrem ayına dâir pekçok ilâhi bestelenmiş ve bu ilâhîler tekkelerde icrâ edilmiştir. Bu besteler, aslında Osmanlı döneminde Muharrem ayına verilen önemi ve bu ayın Osmanlı toplumu açısından taşıdığı değeri ortaya koymak bakımından önemlidir.  Osmanlı/Türk mûsikîsi kültüründe Hatib Zâkirî Hasan Efendi’den Edirneli Sâlihzâde’ye, Şikârîzâde Ahmed Efendi’ye, Bolâhenk Nûri Bey’e, Eyyûbî Ali Rızâ Bey’e, Hacı Ârif Bey’e Sermüezzin Rifat Bey’e kadar pekçok önemli bestekâr, Muharrem ayı için çok sayıda ilâhî besteleyerek Muharrem ayına dâir şiir ve mûsikî hâfızamızı zenginleştirmiştir.

REKLAM

Osmanlı/Türk şiiri ve mûsikî sanatı, Kerbelâ’yı mersiyelerle hatırlamış ve hatırlatmış, Muharrem ilâhileri ve Bektâşî nefesleriyle de, mûsikî lisanıyla Muharrem geleneğini yaşatmaya gayret etmiştir.

Bu vesileyle, Kerbelâ şehidlerimizi rahmetle hatırlıyor, bu hüzün verici olayın kavgalara değil ümmetin birlik ve beraberliğinin önemini hatırlatmaya vesîle olmasını Allah’tan (Celle Celâluhu) niyâz ediyoruz.