YazarlarSiz de isteyin

Siz de isteyin

Yaşar Taşkın Koç
YaşarTaşkın KoçGazete Yazarı
Yok biliyorum mahsus oluyor bütün bunlar.

Bir yaz ağız tadıyla güneşle muhatap olmayalım diye. Memlekete gidip telefon ne zaman çalacak diye susta duralım diye. Domatesin tadını, taze biberin o hafif acısını anlamadan doyalım diye.

Terliyken arada da olsa esen rüzgârı fark etmeden, bulutların oynadığı oyunları göremeden, tuzlu suyun içindeki küçük balıkların birlikte yürürken bizimle sapsarı kumda gezinen gölgelerini resmetmeyelim diye hepsi.

Sevdiğimizle el ele yaz akşamları yürüyüşü yapamayalım diye…

Kuş sesleriyle kahvaltı yapmak, metroya şöyle tıklım tıklım olmayan saatlerde binmek, sahilde bir simidin keyfini hatırlamayalım diye hepsi.

Sonra gelir sonbahar, gene şehirlere çekiliriz istemeye istemeye, iş güç, pazartesi sendromları, sararıp dökülen yapraklar, soğuyan hava, servislerin yoğunluğu, okul telaşı… hepsinin sırası var.

Şimdi artık yorulmuş çok yorulmuş bedenlerin, gerginliğin yıprattığı ruhların bahar ve yazla kendine gelmesinden başka ne isteyebiliriz ki Anadolu denilen şu dünyanın en meşru sığınağında.

Saysam yapmak isteyip de yapamadıklarımı koca bir liste tutacak.

Sadece benim değil hepimizin tozlanmış, el sürülememiş nice maddesi var belli ki. Bir hayal bir umut bekliyor işte sırasını hepsi raptiyeyle tutturulduğu dolap kenarı ya da mıknatısla sıkıştırıldığı metal arasında.

Olmadı kurşun kalemle düşülmüş notlar halinde. Hiçbiri değilse aklımızın bir köşesinde.

O yüzden gerçekten Nisan artık son soğuğunu da yapıp gitsin. Meteorolojinin dediği gibi haftasonu kar mı gelecekmiş ne, tamam, ona da razıyız, ama artık bu son olsun.

Siyaset hızla normale dönsün.

Hayat normale dönsün.

İstemek de suç değil ya, hiç olmazsa istemeye devam etmeli.

Benim hiç yoksa imzalı hediye edilmiş onca kitaba dönmek için sakin bir mevsime ihtiyacım var.

Bülent Ata'nın, İsmail Saymaz'ın, Tarık Tufan'ın, Erol Göka'nın, Ercan Yıldırım'ın, Abdülkadir Özkan'ın, Hakan Arslanbenzer'in ve daha şimdi hatırlamadığım onca kitaba baktıkça daha fazla içim cız etmesin istiyorum.

Yusuf Tuna çizgi roman üzerine yazınca vakit ayırıp eleştirecek kadar sakin okuyayım, Elif Ada yeni bir parça çalarken eskisi gibi kameraya kaydedeyim, Figen'in el işlerini sergileyeceği internet sitesine bakar olayım, annemle geçmiş hatıralardan komşulardan vefat etmiş akrabalardan, Fenerli babamla Beşiktaş'tan bahsedelim istiyorum.

“Eve dön/kalbine dön/şarkıya dön” şairin söylediğine yeni bir anlam yükleyen elli iki yaşıma gerçekten döneyim istiyorum.

Teknisyenin yanlışlıkla önce fiber sonra data kablosunu kesmesinden, sosyal medyaya bilmem hangi tımarhaneden kaçmış elini kolunu sallaya sallaya gezinen müptezellerin duymasak bile ne kadar çirkin olduğunu anladığımız seslerinden, trafikteki düşman orduları psikolojisinden, selâm vermeyi zûl addeden insanlardan uzak… onları düşünmeden görmeden duymadan okumadan bir yeni veya kimbilir çok eski albümü sonuna kadar defalarca dinlemek istiyorum.

Bir Cuma selâsını, bir sabah namazını doya doya dinleyecek; bir namazı başından sonuna namaz gibi kılacak kadar zaman, zaman varsa da zihin ve kalp istiyorum.

Bir şiiri şairin işaret ettiği şekilde anlayacak, bir kitabı sindirerek okuyacak, bir tabloya yeterince uzun vakit ayıracak, dünya nereye gidiyor, neyle uğraşıyor… şöyle bir göz gezdirecek kadar…

Aslında küçücük insanî şeyler biliyorum ama gözümüze çok şey istiyorum gibi geliyor.

İyi de, siz de isteyin… belki olur.