https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480&iu=/1347001/Yenisafak-Video-Preroll&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp] https://pubads.g.doubleclick.net/gampad/ads?sz=640x480|640x350&iu=/1347001/Yenisafak-VideoPOSTROLL&impl=s&gdfp_req=1&env=vp&output=vast&unviewed_position_start=1&url=[referrer_url]&description_url=[description_url]&correlator=[timestamp]
Yazarlar Avrupa demokrasisinin krizi

Avrupa demokrasisinin krizi

Yasin Aktay
Yasin Aktay Gazete Yazarı

Avrupa demokrasisinin krizi, basitçe ve kısaca şöyle tanımlanabilir. Demokrasinin işleyişi giderek Avrupa’yı Avrupa yapan değerlerden koparacak şekilde işliyor.

Gerçi “Avrupa’yı bugünlerde Avrupa yapan” desek belki daha doğru olur. Çünkü aslında Avrupa’yı tarihte bir çatı altında toplayan değerler çok da demokratik, insancıl, evrensel, insan haklarına dayalı değerler olmamıştır. Hatta daha ileriye gidelim, aslında tarihte, 19. yüzyıla kadar Avrupa’yı bir çatı altında toplamış olan tek konu İslam karşıtlığı olmuştur.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Avrupa demokrasisinin krizi
Haber Merkezi 02 Eylül 2017, Cumartesi Yeni Şafak
Avrupa demokrasisinin krizi, basitçe ve kısaca şöyle tanımlanabilir. Demokrasinin işleyişi giderek Avrupa'yı Avrupa yapan değerlerden koparacak şekilde işliyor.

Gerçi “Avrupa'yı bugünlerde Avrupa yapan” desek belki daha doğru olur. Çünkü aslında Avrupa'yı tarihte bir çatı altında toplayan değerler çok da demokratik, insancıl, evrensel, insan haklarına dayalı değerler olmamıştır. Hatta daha ileriye gidelim, aslında tarihte, 19. yüzyıla kadar Avrupa'yı bir çatı altında toplamış olan tek konu İslam karşıtlığı olmuştur.

İslam karşıtlığı ya dini bir temelde Avrupa'ya Haçlı kimliğini hatırlatmış, o kimlik etrafında bir bağnazlığı harekete geçirmiş ve bu bağnazlık Avrupa'nın kurucu kimliği haline gelmiştir. Bu kurucu kimliğin dünyaya herhangi bir insancıl mesaj veya proje taşıması hiçbir zaman mümkün olmamıştır.

İslam karşıtlığı ya dini bir temelde Avrupa’ya Haçlı kimliğini hatırlatmış, o kimlik etrafında bir bağnazlığı harekete geçirmiş ve bu bağnazlık Avrupa’nın kurucu kimliği haline gelmiştir. Bu kurucu kimliğin dünyaya herhangi bir insancıl mesaj veya proje taşıması hiçbir zaman mümkün olmamıştır.

Bugünlerde demokrasinin işlediği en önemli kanalı seçimler olarak alırsak, hangi Avrupa ülkesinde ne zaman bir seçim olsa oralarda yabancı düşmanlığı, İslamofobi ve içe kapanmacılığın çok daha fazla prim yapmaya başladığı görülüyor. Aydınlanma çağından beri bir yanıyla dış dünyaya demokrasi ve insan hakları satan Avrupalılar bir yandan da sömürge tecrübeleriyle dokundukları dünyayı kurutan, onu insanlıktan mahrum bırakan bir vahşet tarihine sahipler.

REKLAM

Buna rağmen Avrupalıların, arkalarında hiçbir bagaj yokmuş gibi konuşup evrensel insani değerlerin kaşifi gibi davranmayı çok iyi bildiklerini kabul etmek gerekiyor.. Bu pişkinliği bugüne kadar başarabiliyor olmalarını şimdilik sahip oldukları ama giderek tükenmekte olan güçleriyle açıklayabiliyoruz.

Seçimler Avrupa’nın o bastırdığı ırkçı yüzünü gizleyemediği, makyajını döken sıkıntılı süreçlere dönüşüyor. Almanya’da 24 Eylül’de gerçekleşecek olan seçimler bu sıkıntılı sürecin tek örneği değil elbet. Ama bu seçimlerde taraflar arasındaki bütün tartışmaların en önemli konusu neredeyse Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan olmuş. Aslında Almanya’nın bir sürü sıkıntısı var, bir seçimde seçmenin sorgulayabileceği ve tartışma konusu yapabileceği, partiler arasında kimin daha iyi çözüm bulabileceği hususunda değerlendirme konusu olabilecek bir sürü konu var. Ama bütün bu sıkıntıların hepsini bir kenara bırakmış siyasiler Türkiye’yi tartışıyor, Erdoğan’ı eleştiriyorlar. Gerçekten de dışarıdan bakan biri Erdoğan’ın Alman seçimlerinde bir taraf olduğunu sanacak, zira herkesin rakibi Erdoğan ve herkes ona cevap yetiştirmeye çalışıyor.

REKLAM

Bütün kanalların ortak yayın yaptığı, Sosyal Demokrat Parti’nin lideri Schulz ile Hıristiyan Demokrat Parti lideri Şansöyle Merkel’in canlı olarak yaptıkları tartışmanın neredeyse ana konusunun Erdoğan olması, Almanya’nın mevcut gerçekliğiyle ne kadar örtüşüyor? SPD lideri olan Schulz’un Avrupa’nın sosyal demokrasisi adına halkına vaat ettiği şeyin, sonu ırkçılık olan bir Türkiye karşıtlığı olmasından ne umabilir? Popülizm her zaman demokrasilerin en büyük handikaplarından biri, ama bu popülizmin konusunun ırkçılık olması ve sağcısıyla solcusuyla bütün siyasi partilerin popülizm konusu olarak Türkiye ve İslam karşıtlığında birleşebilmeleri, Avrupa’daki sorunun sanılandan çok daha derinde olduğunu gösteriyor.

Almanya’da hem CDU hem de SPD’nin İslam ve Türkiye karşıtlığı temelinde birleşmeleri ve birbirleriyle adeta bu konuda yarışa girmelerinin toplumda İslam nefretinin ciddi bir karşılığı olduğuna dair bir beklentiye dayanıyor elbet. Ama gerçekten de bu ne kadar doğrudur? İdeolojik popülizm konuları bazen halkın duygularının yanlış anlaşılmasına dayanabiliyor. Halk kendisini gerçek sorunu çözüm beklerken bu tarz ideolojik tutumlara daha mı fazla rağbet ediyordur? Bu sorunun her toplumda ve her zaman aynı cevabı olmaz Doğrusu Almanya’da bugün Türkiye karşıtlığının bir ideolojik karşılığı olabilir ama ne kadar olursa olsun insanlara bütün meselelerini unutturacak kadar olmamalı.

REKLAM

Aslında bugün bu akılla hareket eden Alman siyasetçilerinin yönettikleri ülkenin ekonomisine hakim olan akıldan bu kadar uzak olmaları da ciddi bir soru işareti ortaya koyuyor.

Dünyada kârdan başka bir amaç gözetmeden hareket eden büyük Alman firmaları kendi devletlerinin ideolojik tutumlarından ve siyasi telkinlerinden hiç etkilenmeden, bu telkinleri hiç umursamadan yollarına devam ediyorlar.

Alman demokrasisinin krizinin patlak verebileceği noktalardan birisi de tam burasıdır. Almanya’nın iş dünyasına hakim olan rasyonellik, politikacılarından giderek sakıt olabiliyor. Almanya’da devlet kendi iş ve yatırım dünyasının beklentilerine cevap vermek yerine Türkiye’yi ve Müslümanları hedef alan ideolojik tartışmalarla vakit kaybetmiş oluyor.

Türkiye’yi kendi başarısızlıklarının günah keçisi haline getirip kendi sorumluluklarını üzerlerinden atmış oluyorlar. Böyle yaptıkça da Alman ve Avrupa toplumunun asıl motor gücü olan sanayi ile aralarındaki bağ kopuyor.

REKLAM

Avrupa’da siyasiler istedikleri kadar Türkiye’nin AB’ye girişi hususunda isteksiz davransınlar. Alman iş dünyası Türkiye’yi fiilen AB’ye almış durumda. Daha doğrusu, Türkiye ile Avrupa arasında iş dünyası noktasında çoktan bütünleşme gerçekleşmiş durumda.  O yüzden Türkiye’ye rest çekmek istediğinde bu resti ilk açığa düşüren bizzat Alman iş çevreleri oldu.

Seçimler Almanya’yı Avrupa’nın bugünkü değerlerinden hızla kopmasını beraberinde getiriyor. Yoksa, mevzu artık Türkiye değil.

Zaten Türkiye’yi dahil etmeyi başaramamış bir AB projesi başlıbaşına AB’nin kendini, iddialarını, projesini gerçekleştirme konusunda kendi iflasını duyurmasından başka bir anlama gelmiyor. Fiilen, sahada, ekonomik alanda gerçekleşen bu bütünleşmenin siyasilerin engellerine takılması, siyasetin gelişmelerin çok gerisinde olduğunu gösteriyor.

REKLAM