YazarlarAnladım ki, asıl gerçek, ölüm"müş; hayat değil

Anladım ki, asıl gerçek, ölüm"müş; hayat değil…

Yusuf Kaplan
YusufKaplanGazete Yazarı
Bir yıl içinde üç dayım, dâr-ı bekâ"ya göçtü.

Önce büyük dayımı "kaybettik". Büyük dayım (Ziya Duman) imamdı; iyi bir Müslümandı. Çocuklarını Müslümanca bir kaygıyla yetiştirmişti. Çocukları da dişlerini tırnaklarına takarak kendi çocuklarını yetiştirme, Müslümanca bir hayat kurma konusunda güzel bir çaba ortaya koymuşlardı.

İki hafta önce, ikinci büyük dayımı (Şükrü Duman) da "kaybettik". O da Müslümanlar için nefes alıp vermişti. İstanbul"a yerleştiği 30 küsur yıl boyunca, evinde, etrafında, mahallesinde Müslümanca bir hayat kurmak için çırpınıp durmuştu. Mahallesinde iki caminin ve Kur"ân kursunun yapılmasında, -gece gündüz çalışarak- büyük rol oynamıştı.

İki dayım da, çocuklarla çocuk, büyüklerle büyük olmasını bilen insanlardı. İkisi de, komşularının, çevrelerinin sorunlarıyla yakından ilgilenirdi; o yüzden ikisi de etraflarında sevilir, sayılırdı.

ZEKİ DUMAN: HİZMETLERİ UNUTULMAYACAK SADE BİR İNSAN, SADE BİR DEKAN

Geçen hafta, Kayseri İlâhiyat"ın önceki dekanı en küçük dayım Zeki Duman"ın vefat haberini, İHH"nın yardım faaliyetleri için gittiğimiz Sri Lanka seyahatimizin ilk gününde, sahur vaktinde alınca yıkıldım; inanamadım.

İki hafta içinde iki ölüm… Art arda… Buna ne yürek dayanır, ne de can ve kafa…

Sri Lanka"da ülkeyi baştan aşağı katederek mazlumlara, kimsesizlere ve engellilere yardım faaliyeti dolayısıyla bulunduğumuz için arkadaşların morallerinin bozulmaması, çalışmaların aksamaması için acımı içime gömdüm. Akşamları, hemen otelin odasına attım kendimi…

Zeki Dayım, bir trafik kazasında vefat etmiş… Zeki Dayım, beş dayım arasında en genç olanıydı ve İslâm"a en fazla, en kalıcı hizmetlerde bulunanıydı. Üzerinde çalıştığı en önemli proje, İlâhiyatlardaki eğitimin İslâmî ilim geleneği çerçevesinde yeniden yapılandırılması projesiydi. Birkaç dekan arkadaşıyla birlikte hazırladığı bu projesi Başbakan"dan onay almış ama YÖK"te "bütün kapıları tutan", niçin orada olduğunu unutan Yekta Saraç"tan onay alamamıştı!

Zeki Dayım, benim için her zaman, "rol modeli" olmuş biriydi. Ahlâkı, tevazusu, ilim ve hizmet aşkı, hakikati hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmeden söyleyen biri olması, her zaman örnek aldığım özellikleriydi. Hayatını, hep başkalarına, başkalarının yetişmesine, genç kuşakların önlerinin açılmasına, Kayseri"de belli bir "elit" kesimin İslâmî ilgilerinin, bilgilerinin ve bilinçlerinin canlı ve diri tutulmasına adamış öncü biriydi.

MÜTEVAZI BİR İLİM ADAMIYDI, KİBİRDEN ESER YOKTU…

Mütevazi bir ilim adamıydı; kibirden eser yoktu. Gerek üniversitede, gerek çevresinde, gerekse Kayseri"de ve Türkiye"de bilenleri, tanıyanları tarafından sevilen, sayılan, hayırla yadedilen bir insandı.

Nüzul sırasına göre hazırladığı -beş cilde çıkarmayı düşündüğü- üç ciltlik Beyan"ül-Hak tefsiri, gelecek kuşaklara kalacak, bu millete yaptığı en kalıcı hizmeti.

İslâm"da Adab-ı Muaşeret kitabı, konuyla ilgili yazılmış klasik eserlerden biri.

Bu çalışmalarının yanında 15"e yakın kitabı var Zeki Dayım"ın. Bunların hepsi de -kendisi tefsirci olduğu için- kutlu kitabımızın daha iyi anlaşılması konusunda yazılmış eserler…

Zeki Dayım"ın vefatı, derinden sarstı beni. Vefatına inanmakta zorlanıyorum hâlâ. Zorlanıyorum; çünkü en verimli çağındaydı; kafasında çok sayıda proje vardı; olgunluk döneminin eserleri olacaktı bunlar…

Ama takdir-i ilâhî, onu aramızdan aldı yanına. İki hafta önce vefat eden ağabeyinin vefatına pek dayanamamıştı. Cenaze namazını o kıldırmıştı ama gözyaşlarını tutamamıştı; adeta çok sevdiği ağabeyinin yanına gitmek ister gibiydi koşarcasına…

Sözün özü: Bir kez daha anladım ki, asıl gerçek, ölüm"müş; hayat değil: Hayat geçici, ölüm kalıcı çünkü.

YAKINLARIMLA İLGİLİ TEK SATIR YAZMADIM…

Bugüne kadar Zeki Dayım"la ilgili hiçbir şey yazmadım. Yazamazdım; çünkü biz, kendileri için değil, başkaları için çalışmayı, hizmet etmeyi, ondan öğrenmiştik zaten.

O yüzden şimdiye kadar hiçbir yakınım hakkında yazı yazmadım; böyle bir şeyi, ahlâken hazmedebilecek biri değilim çünkü.

Ama bu yazı, ahlâken, bir vefa borcu olarak yazılması gereken bir yazı…

Yazıya son verirken… dördüncü dayım, eski Şarkışla Müftüsü Fikri Duman da şu an hastanede, yoğun bakımda… Vefat eden dayılarıma fatihalarınızı, hastanedeki müftü dayıma da dualarınızı eksik etmezseniz bahtiyar etmiş olursunuz bendenizi…